Lütfen Kenan Evren’i affet…

PAYLAŞ

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki “Picasso İstanbul’da” sergisi 24 Kasım 2005’ten bu yana resim severler tarafından geziliyor. Sergi 26 Mart 2006 tarihine kadar açık olacak. Ben sergiyi dün gezebildim. İlk günler kalabalık olur düşüncesiyle sergiyi gezmek için acele etmemiştim. İyi de etmişim ama, peşinen söyleyeyim, sergiye olan ilgi yoğun bir şekilde devam ediyor. Eğer bir dahi ile tanışmak istiyorsanız biraz acele edin, işi son günlere bırakmayın. Sergiyi gezmek için acele edin ama, işi oldu bittiye getirmeyin. Çünkü en az iki saatte müzedeki galerileri gezebilirsiniz. Gelmişken köşkü de gezeyim, yorgunluğumu da kafeteryada çay, kahve içerek gidereyim diyecekseniz eğer, biraz daha fazla zamana ihtiyacınız olacağını unutmayın.


Eğer Pablo Picasso hakkında bildiğiniz tek şey, Kenan Evren’in de onun kadar iyi resim yaptığıysa, sergiyi mutlaka görmelisiniz. Çok etkileneceğinize eminim. Daha konuşmaya başlamadan resim çizmeye başlayan Picasso’nun yapıtları sizi şaşırtacak ve düşündürecek. Neden bu kadar çok tanındığını, konuşulduğunu, tartışıldığını ve merak edildiğini yapıtlarını görünce anlamaya başlayacaksınız. 


1881 yılında İspanya’da doğan ve 1973 yılında Paris’te ölen Picasso, 92 yıllık uzun ömrüne belki de bazıları hiç sergilenmeyen binlerce yapıt sığdırmış bir sanatçı. Dünyanın en çok üreten sanatçısı olarak kabul edilen Picasso’nun binlerce yapıtından sadece 135’i İstanbul’da sergileniyor ama, bunların arasında çok özel ve hiç sergilenmeyen yapıtları da bulunuyor. Sergide 51 yağlıboya tablo, 47 çizim, 13 seramik, 12 heykel, 8 gravür, 2 taşbaskı, ve 2 duvar halısı var. Picasso’nun henüz çocukken ressam olan babasının gözetimi altında yaptığı tablolar da sergilenenler arasında.


Picasso’nun torunu Bernard Ruiz-Picasso tarafından seçilen bu yapıtlar, Paris ve Barselona’daki Picasso müzelerinden, Lille Modern Sanat Müzesi’nden, FABA ve aile koleksiyonlarından derlenmiş.


Serginin girişinde sanatçının uzun bir biyografisi var. Sergiyi gezmeden önce detaylı hayat hikayesini okuyup ressam hakkında bilgi ediniyorsunuz. Sergide ayrıca Picasso’nun atölyesine girme şansı yakalayan Andre Villers, Lucien Clerque, Roberto Otero tarafından çekilen fotoğrafları da bulunuyor.


Picasso öyle bir yetenek ki, daha küçük bir çocukken, resim öğretmeni olan babasının bir resmini tamamlayarak babasına palet ve fırçayı bıraktırmış. Henüz 15 yaşındayken babasının modellik yaptığı bir tabloyla Madrid Güzel Sanatlar Sergisi’nin onur ödülünü almış. Onun için erken yaşta keşfedilmiş bir dahi diyebiliriz.


Picasso’nun resme olan aşkı öyle güçlü ki, bu aşk onu daha yirmi yaşına gelmeden arkadaşı Casagames ile birlikte Paris’e gidecek kadar cesur kılmış. Sadece gitmekle kalmamış, daha 19 yaşındayken ilk kişisel sergisini de sanatın kalbinin attığı yer kabul edilen Paris’te açmış.


İlk kişisel sergisinden hemen sonra arkadaşı Casagemas’ın 1901 yılında intihar etmesiyle derin bir üzüntü duyan Picasso’nun, ondan sonraki yapıtlarında üç yıl boyunca mavi rengi kullandığı görülür. Sanatçının “Mavi Dönem” diye adlandırılan bu dönemi hüzün dönemidir.


Sergiyi gezerken Pablo Picasso’nun sanatını ve sanatının geçirdiği evreleri gözlemliyorsunuz. Tabii sanatçının hayatında kadınların ne kadar önemli olduğunu da… Bu kadınların Picasso’nun sadece hayatını değil, sanatını da etkilediğini görmemek mümkün değil çünkü. Kadınlarla yaşadığı yoğun ve tutkulu ilişkiler Picasso’nun resimlerinin her döneminde kendini göstermiştir.


Hayatına giren kadınlardan ikisinin intihar ettiği, birinin de akıl sağlığını kaybettiği düşünülürse bu tutkulu ilişkilerde, acı çeken tarafın genellikle kadınlar olduğunu söyleyebiliriz sanıyorum.


İlk aşkı 1912’ye kadar hayatını paylaşan Fernande Olivier oldu. Picasso’nun “Pembe Dönem” diye adlandırılan bu günlerinde erken Kübizmin etkileri görülür. Fernande Olivier sanatçının tablolarına yansıyan rengi etkilemiş bir kadındır. Fernande ile beraber olduğu günlerde Afrika sanatıyla da tanışmış ve “Avignon’lu Genç Kızlar”ı yapmıştır. Sanatçı, bu kompozisyonda Afrika masklarıyla resmedilmiş fahişeleri anlatıyordu.


1912’de yeni sevgilisi Marcelle Humbert yani Eva Gouel’le tanıştı ve Fernanda Olivier’le birlikte yaşadığı evden ayrıldı. Bu dönemde resimlerinde badana boyası kullanmaya başlayarak kübizmde farklı bir stil denedi. Eva’nın erken ölümü sanatçıyı sarsan olaylardan biridir.


1917’de balerin Olga Kokhlova ile tanıştı ve bir yıl sonra onunla evlendi. Bu dönemde Kübist resimler yerine klasik resimler yaptı. Evliliği süresinde sanatçının sosyal yaşamının değiştiği ve bu değişikliğin yapıtlarına yansıdığı görülür. Picasso Olga’nın klasik tarzda portrelerini çizmiştir. Bu resimlerden bazılarını sergide görme imkanınız var. Evliliklerinin sonlarına doğru Olga’nın sinir krizleri geçirdiği ve içine kapandığı söyleniyor. Picasso’nun Olga’dan Paulo adında bir oğlu olmuştur.


Olga’yla evliyken tanıştığı 17 yaşındaki sarışın Maria Therese Walther’in model olduğu “Siesta” adlı tablosunu 1927 yılında çizdi. Maria Therese’den kızı Maya doğdu. Maria’nın, Picasso’nun ölümünden sonra evinin garajında kendini asığı söyleniyor. Gerçek ne olursa olsun, Maria Theresa, Picasso’nun 50’ye yakın tablosunda ölümsüzleşmiştir.


Picasso’nun hayatına aynı dönemde fotoğraf sanatçısı Dora Maar’da girdi. Kübist tarzda çizilmiş Dora Maar portrelerini “Picasso İstanbul’da” sergisinde görebilirsiniz. Maar’ın güzel yüzü pek çok müzede de sergileniyor. Picasso’nun bu ilişkisi, Dora Maar’ın sinir krizleri geçirip bir kliniğe yatırılmasıyla son bulmuştur.


Picasso 65 yaşındayken kendisinden 40 yaş küçük sevgilisi Francoise Gilot’tan iki çocuk sahibi daha oldu. Francoise, diğer kadınlara dayanamayınca çocuklarını alıp Picasso’yu terk etti.


Picasso 80 yaşındayken Jacqueline Roque ile evlendi. Picasso’nun son yıllarında ve son resimlerinde Jacqueline vardır. Öldüğünde mirasçısı Jacqueline’di ama, o da Picasso’nun ölümünden sonra intihar etti.


Dora Maar’la beraber olduğu yıllarda Picasso başyapıtı “Guernica”yı yaptı. Fotoğraf sanatçısı olan Dora Maar, “Guernica”nın yapılışının her aşamasını fotoğraflamıştır. Picasso, başyapıtı kabul edilen “Guernica”yı 1936’da İspanya’da patlayan iç savaş sonrasında yaptı. Bu devasa tabloyu, Bask bölgesinin tarihi başkenti Guernica’nın, Franco tarafından tutulmuş Hitler Almanya’sının uçaklarınca bombalanıp harap edilmesi üzerine yaptı. Hatta bir Nazi generali Picasso’nun bu yapıtını gördüğünde beğenmediğini belli eder bir tavır takınıp “Bunu siz mi yaptınız?” diye sorunca, Picasso “Hayır, siz yaptınız” cevabını vermiş ve bu tokat gibi cevapla tarihe geçmiştir. “Guernica” uzun yıllar New York’ta Modern Sanatlar Müzesi’nde kaldıktan sonra, ancak Franco’nun ölümünden sonra İspanya’ya dönebildi.


Picasso İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Fransız Komünist Partisi’ne üye oldu. 1950 yılında Lenin Barış Ödülü’nü aldı. Aynı günlerde Stalin’in ölümü üzerine yaptığı tablo yüzünden Komünist Parti’den ayrıldı.


Picasso iki dünya savaşını yaşamış, iç savaşlar görmüş bir sanatçı. Bunlar onun sanatının zenginleşmesine, içerik olarak değişmesine yol açmış elbette ama, yine de onun için “yaşamına politikayı sokmadı” diyebiliriz.


“Picasso İstanbul’da” sergisini gördükten sonra, biri adına Picasso’dan özür dilememiz gerektiğine iyice emin oldum. Resim yapmaya başlamadan önce bir sergide Picasso resimlerini görüp “Bunu ben de yaparım” deyiverdiği için Kenan Evren adına Picasso’dan özür diliyorum. Bay Picasso, lütfen onu affet…


 


*Yazarın diğer çalışmaları için www.birsenaltiner.com


 

CEVAP VER