Lulacan…

Brezilya Cumhurbaşkanı adayı Lula, parmaklarından birini iş kazasında kaybetmiş bir işçi, yılların sendika önderi. Sonra İşçi Partisi’ni (PT) kurdu. İki kez seçimlerde başarısız olduktan sonra 2002’de başkan oldu. “Sıfır Açlık” programını başarıyla hayata geçirdi. Brezilya’da kurumsal ve yapısal bir nitelik kazanmış olan açlık ve yoksulluğa karşı müdahalede bulunan tek başkan olarak bilinir. 2006’da bir daha başkan seçildi. Washington Post şunları yazıyor:
“Lula yönetiminde Brezilya dünyanın sekizinci büyük ekonomisi haline geldi. 20 milyondan fazla insan yoksulluk sınırının üzerine çıktı.” Lula, aslında radikal sol bir politika uygulamadı. Ama açlık, yoksulluk, işsizlik gibi temel toplumsal sorunları görmezden gelmeyen bir çizgide siyaset yapmaya çalıştı. Örneğin eğitimde fırsat eşitliği adına yoksul kotası ve siyah kotası uygulamaya başladı. Bunların hiçbiri toplum tarafından unutulmadı. Bir de Latin Amerika’yı arka bahçesi bilen uluslar arası sermaye tarafından.
İki dönem başkanlığın ardından partiyi ve başkanlığı yoldaşı Rousseff’e devretti. Rousseff, 2016’da yolsuzluk iddiası ile başkanlıktan uzaklaştırıldı. Benzer suçlamalarla Lula’ya da bir dava açıldı. Lula, Ekim 2018’de yapılması planlanan seçimlerde yeniden başkanlığa aday oldu. Kamuoyu yoklamalarında birinci geliyordu. 2018 Nisan ayında hakkında yolsuzluk iddiası ile bir mahkeme kararı çıkarıldı ve karar kesinleşti. Böylelikle, Lula hapse atıldı. Adaylığı da düşmüş oldu.
Oysa Brezilya’da anaakım siyasete bulaşıp da yolsuzluğu olmayan bir kişiyi bile parmakla gösteremezsiniz. Bu nedenle de Lula’nın hapsedilmesi hukukla hiçbir ilgisi olmayan siyasi bir karardır.
Yani, cumhurbaşkanı adaylarından biri hapiste olan tek ülke bizimkisi değil. Luiz Inácio Lula da Silva’nın durumu Türkiye’deki müesses nizam için belli ki bir örnek oluşturmuş.  Selahattin Demirtaş’ın ne ile suçlandığını bilenimiz var mı? Terörö merörö falandır büyük ihtimal deyip geçiyoruz. Öyledir de. Açıkçası, siyasi suçlamalardır; siyasetin ve düşüncenin suç olduğunu belgelediği için de utanç vericidir.
Lula’nın da Demirtaş’ın da yaklaşmakta olan seçimler öncesinde salıverilmelerini beklemek hayalcilik olur. Ne de iki lidere yöneltilen suçlamalar arasında bir analoji kurmak mümkün. O halde ortak olan ne? Şu: Lula, Brezilya’nın en temel sorununun açlık ve yoksulluk olduğunu saptadı; bunu engelleyecek birkaç hamlede bulundu ve ülkenin müesses nizamı kökünden sarsıldı. Çünkü milyonların açlığı ve yoksulluğu üzerinde kendini yeniden üreten bir düzen sözkonusu idi. Demirtaş ve HDP de, Türkiye’nin düzenini kökünden sarsacak birkaç hamle yapma vaadi sunuyor olmalılar. Müesses nizamın tepesindeki bir azınlık için felaket anlamına gelebilir ama Lula örneğinde olduğu gibi aslında toplumun bütünü için gerçek çözümdür. Selahattin Demirtaş bu nedenle hapistedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 4 =