Maden yasası Antalya’yı vurdu / Yusuf Yavuz*

HAZIRLAYAN: YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE AKDENİZ

Sit alanları, anıt sedir ağaçları, endemik bitkiler,  su kaynaklarını insan sağlığını tehdit eden maden yasası Antalya’yı vurdu.

2000’in üzerinde maden ruhsatının verildiği kentte, son olarak Kaş’a bağlı Kızılağaç köyünde ülkenin en önemli Lübnan Sediri yetişme sahasının yanında verilen ruhsat köylülerin tepkisine neden oldu.  Jeoloji Yüksek Mühendisi ve JMO ( Jeoloji Mühendisleri Odası) İstanbul Şubesi Başkanı Tahir  Öngür, yeraltı kaynaklarının yerli ve yabancı şirketler  eliyle  emperyalist  sistem  adına  talan  edildiğine dikkat çekti.

Yazar Nihat Genç, bölgedeki madenci talanını “18 yüzyıl sömürgecileri Afrika’yı, Çin’i bu kadar kolay yağmalayamadılar!” sözleriyle dile getirirken, yağmayı yakından izleyen Gazeteci Veysi Sağlam, “Ocaklardaki rant o kadar yüksek ki –2006’da Antalya’da yılda 1 katrilyon liranın bu işte döndüğü söyleniyordu–  bu rantın cazibesi karşısında kimse dayanamıyor” dedi.

 


Türk turizminin başkenti Antalya’nın başı üç yıldır madenci terörüyle fena halde dertte.

Turizm sezonu hazırlıklarının hızla sürdüğü, ulusal ve uluslar arası fuarlarda kente turist çekebilmek için büyük çabaların harcandığı Antalya’da, Gazipaşa’dan, Kaş’a kadar kentin coğrafyasını talan eden taş ocakları, kum, çakıl, mıcır ve toprak gibi madencilikle doğrudan ilgisi bulunmayan inşaat dolgu malzemeleri çıkartma uğruna acımasızca doğa katliamı yapıyor. Son olarak Kaş’a bağlı Kızılağaç köyünde, ülkenin en iyi korunmuş Lübnan Sediri yetişme sahasının hemen yanı başındaki alanda verilen ruhsat, yürürlükteki maden yasasının doğal kaynakları nasıl tehdit ettiğini gözler önüne seriyor. 800 ila 1000 yaşındaki sedirlerle 400-500 yıllık ardıçların yoğun olarak bulunduğu bölgeye verilen mermer ocağı ruhsatına tepki  göstererek  eylem yapan köylüler,  maden şirketinin iş makinelerini  bölgeye sokmadı.  Antalya’nın en önemli endemik bitki alanları, arkeolojik ve doğal  sit  alanı  ilan  edilen  bölgeler  de dâhil;  Hz. İsa’dan bile daha yaşlı olduğu iddia edilen Elmalı Çığlıkara Ormanları’ndaki  anıtsal sedirlerin bulunduğu bölgede bile taş ve mermer ocağı işletme ruhsatı verilirken, kentin dağlarından yükselen isyan sesleri ve ortaya çıkan ürkütücü yağma tablosu,  bölge köylülerinin en temel yaşam haklarının nasıl ihlal edildiğinin de en belirgin kanıtı.

2004 yılında Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek kabul edilen tartışmalı maden yasasının yürürlüğe girmesinin ardından ülke topraklarına ve ormanlık alanlarına adeta “altına hücum” dönemi başlarken, bu yağmadan en çok etkilenen kent Antalya oldu. Mart 2008 itibariyle kent genelinde 2000’in üzerinde maden arama ruhsatı verildiği söyleniyor. Dünyanın en önemli tarihi ve doğal zenginliklerini bünyesinde barındıran kentin geleceğini tehdit eden maden yasasının yarattığı açmazlar, kimi yerel siyasetçiler ve bürokratların inanılmaz ihmal ve çıkarlarıyla birleşince Antalya, tarihinin gördüğü en büyük saldırıyla karşı karşıya kaldı. Çevre ve Ormandan sorumlu AKP’li il yöneticilerinin de adlarının karıştığı akıllara zarar skandallarla birlikte madenci talanının boyutları gözler önüne serilirken; açılan davalar, kazanılan hukuk mücadeleleri ve taş ocaklarının tehdit ettiği köylülerin çığlığına kulağını tıkayan iktidar partisi, yetkisi merkezi yönetime bırakılan maden ruhsatlarını vermeyi sürdürüyor.

SÖMÜRGE YASASI MI?

Yürürlükteki maden yasasının tam bir sömürge yasası olduğunu iddia eden ve yasanın mecliste görüşüldüğü dönemde sert eleştiriler getiren Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) İstanbul Şubesi Başkanı Tahir Öngür, yeraltı kaynaklarının yerli ve yabancı şirketler eliyle emperyalist sistem  adına  talan  edilmesine  karşı  ülkenin her yerinde alışılmadık düzeyde yerel ve yaygın tepkiler oluştuğuna dikkat çekiyor. 

Öngür’e göre “ Ülke genelindeki tartışmalar, söz konusu girişimlerin yaşanmaya başlanan ve gelecekteki olası çevre etkilerine, yarattığı ve yaratabileceği halk sağlığı sorunlarına ve yerel halkı yerinden etmesine olduğu kadar; yeraltı kaynaklarımızın emperyalist sistem adına talanına karşı da yöneldi. Ve bütün tartışmalar bir temel istekle noktalandı: Maden Yasası değiştirilmelidir.”

Maden Yasasının ülkenin yeraltı kaynaklarını, halkın çıkarları ve sağlığını; ekolojik sistemi, çevreyi, suyu, havayı, kuşu, böceği, ekonominin başka sektörlerini, kültürel ve doğal mirası, çalışanları, ailelerini, hiç kimseyi; ama, madenci şirketlerden başka hiç kimseyi umursamadığını belirten  Öngür  “ varsa yoksa sermayenin çıkarları” diyor.

2008 yılının Maden Yasası’na karşı savaşım yılı olacağını da dile getiren  Tahir  Öngür, bu konudaki gerekçelerini şöyle sıralıyor: “Ne yeraltı kaynaklarımızı, ne de öteki doğal varlıklarımızı korumuyor. Neyimiz var neyimiz yoksa küresel emperyalizmin talanına açıyor. İşleri bitip geri gittiklerinde kirlenmiş toprak, hava ve su; zehirlenmiş bitki ve hayvanlar; göçmüş tarım ve orman alanları; sağlığını yitirmiş yöre insanı, tekmeyi yemiş bir yığın işbirlikçi; pişmanlar, öfkeliler, bezginler; yoksulluk kalacak. Yurdumuzun yitirilmiş gibi görünen bu kalesini, doğal sermayemizi, geleceğimizi kurtarmak için yorucu, zorlu ama zorunlu bir mücadele başladı.”

“18 yüzyıl sömürgecileri Afrika’yı, Çin’i bu kadar kolay yağmalayamadılar!”
Antalya’yı talan eden taş ocaklarını ve AKP’nin maden politikasını değerlendiren Yazar Nihat Genç, AKP’li yöneticilerin ve bazı bürokratların adının karıştığı ruhsat skandalını da ‘kaç kuşaktır soylu, vicdan sahibi ve ahlaklı çocuklar yetiştiremediğimizin kanıtı’ olarak gördüğünü söylüyor. Türkiye ormanlarıyla ilgili yazdığı lirik metinler ve Karadeniz Sahil Yolu projesinin yol açtığı doğa katliamına  karşı gösterdiği ‘tek kişilik’ muhalefetle bilinen Nihat Genç, ‘Florasıyla, bereketiyle, tarihiyle ve arkeolojik zenginliğiyle tarihte böylesi bir kent yok’ diye tanımladığı Antalya’daki madenci terörü hakkında şunları dile getirdi: “Ben iddia ediyorum, 18 yüzyılın İngilizleri, Fransızları, Belçikalıları; Afrika’yı, Çin’i, Hindistan’ı bu kadar kolay yağmalayamadılar. En azında yerliler çıktı karşılarına. En azından buralardaki köylü liderleri, aşiret liderleri çıktı. En azından bir direnç gösterdiler. Ancak şimdilerde direnç mecliste kırıldı. Artık direnç gösterilmiyor. Mesela Antalya’nın sivil kurumları direnç gösteremiyor. Niye? Çünkü meclis bunun yolunu tıkıyor.” 

ANTALYA’DAKİ 1 KATRİLYONLUK RANT

Antalya’nın kanayan yarası olan taş ve maden ocaklarını yakından izleyen ve yaptığı haberlerle  kamuoyuna  duyuran Gazeteci Veysi Sağlam ise, bir kent nasıl talan edilir sorusuna yanıt vermek için Antalya’daki taş ve maden ocaklarının kenti ne hale getirdiğini görmenin yeterli olacağını söylüyor. Çağdaş Gazeteciler Derneği Akdeniz Şubesi Başkanlığını da yürüten Veysi Sağlam, kentteki madenci terörü hakkındaki izlenimlerini anlattı. Antalya’da 2006 yılı rakamlarına göre bin 627 adet maden arama ruhsatı verildiğini hatırlatan Sağlam, bu gün  bu  rakamın  2  binin üzerinde olduğunun tahmin edildiğini dile getirdi. Antalya merkeze bağlı Doyran Beldesi’nde 9 adet maden arama ruhsatı verildiğini söyleyen Gazeteci Veysi Sağlam, ruhsatların verilişiyle ilgili şunları söyledi: “Bu ruhsatlar nasıl verildi? Çok kolay. Ruhsatların bazılarını işadamları kolayca hallediverdi. Bazılarının alınmasına ise AKP’li Belediye Başkanı yardımcı oluverdi. Ne karşılığında? Bir makam aracı hediyesi yetti. Ocaklardaki rant o kadar yüksek ki –2006’da Antalya’da yılda 1 katrilyon liranın bu işte döndüğü söyleniyordu–  bu rantın cazibesi karşısında kimse dayanamıyor. İşte size bir örnek daha… AKP İl Başkan Yardımcısı, Ankara’dan aldığı ruhsatları başka AKP’lilere devrediyor. Hem de hangi AKP’liye biliyor musunuz? İl Genel Meclisi üyeliği yapan bir AKP’liye. İl Genel Meclisi toplantılarında taş ve maden ocaklarının kente verdiği zararlar konuşulurken pısıp kalan bir AKP’liye.”

“MADEN BULAMADIM VİLLA YAPAYIM!”
Taş ve maden ocakları ruhsatlarının verildiği noktaların da çok dikkat çekici olduğuna işaret eden Sağlam, ruhsat verilen yerlerin konumunun, ‘maden bulamadım, o zaman villa yapayım’ de diyecek kadar güzel yerler’ olduğunu belirtiyor. Doyran Beldesi’ndeki bir ocağın konumunu “Antalya ayaklar altında. Sağında Beydağları, dibinde Doyran Göleti, üstünde yemyeşil orman, karşında Akdeniz. Antalya’da açılan maden ve taş ocakları yüzünden bugüne kadar yüz binlerce ağaç kesilmiştir. Yine binlerce ton toprak ve malzeme çıkarılıp satılmıştır. Büyük kısmı da kayıtsız, vergisiz ve kaçak şekilde” sözleriyle anlatan Veysi Sağlam, izlenimlerini aktarmayı şu sözlerle noktaladı: “Tüm bu yaşananlar karşısında, en ufak bir sorunda basın toplantısı düzenleyerek boy gösterip açıklamalar yapan, tehditler savuran siyasi parti temsilcileri nedense pek fazla ses çıkarmıyor. Sadece siyasi partiler mi sessiz? Hayır. Sivil toplum örgütleri de öyle… ‘Bu işle birinci derecede ilgili olan meslek odası nerede?’ diye soramıyorum. Çünkü varlığıyla yokluğu belli olmayan o odada kimin elinin kimin cebinde olduğu belli değil ama kimin hangi ocak sahibine danışmanlık yaptığı iyi biliniyor.

YETKİLİLER SEYİRCİ

Ormanlarda, dağlarda, dere yataklarında, kentin doğal güzelliklerinin bulunduğu yerlerde, doğal ve arkeolojik SİT alanlarında 4 yıldır devam eden ocak talanına yetkili kurumlar da seyirci kalmaktadır. Göstermelik bir iki ceza o kadar. Allahtan köylüler var. Ocağın her türlü derdinden, patlatmasından, tozundan, gürültüsünden, tehlikesinden bıkan vatandaş, bir yandan protesto eylemleriyle tepkisini gösteriyor, öte yandan ruhsatların iptali için dava açarak hukuki mücadele veriyor. Açılan davalarda ‘telafisi  imkansız  zararlar doğuracağı’ gerekçesiyle yürütmeyi durdurma talepleri isteniyor. Ancak buna rağmen ocakların faaliyeti devam ettiğinden ormanlarda ve dağlarda telafisi imkânsız zararlar çoktan oluştu ve o zararların kolay kolay telafi edilmesine de artık imkân yok.”

___________

* Yusuf Yavuz- yusuf_yavuz2004@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.