Mahalle baskısı mı, yoksa dayanışması mı? (1)

Laik kesimin iddia ettiği gibi,mahallelerde oluştuğu iddia edilen baskı ve kangren haline sokulan türban yüzünden kadınlar korkmalı mı?
Varoşlarda ortaya çıkan bu olgu, sosyolojik gelişmenin sonucu mu, yoksa başı açıkları tehdit eden bir işaret fişeği mi?
Uzun uzun sosyolojik analizlere, araştırmalara ve ukalalıklara gerek yok.
Bilim adamları çok araştırır, az konuşur ve ifade ettikleri ise ne yazık ki “satıhta” kalan bazı yazarlar tarafından tartışılır.
Üstelik çoğunlukla da yanlış tartışılır.
Ünlü sosyolog Şerif Mardin’in ortaya attığı türbanla ilgili fikirlerde olduğu gibi.
Mardin hoca da şaşkına dönmüştür söylediklerinin dört bir yana çekilmesi karşısında.
Mardin Hocayı bir kenara çekelim.
Gelin herkesin yaşadığı ama orman-ağaç meselesinden göremediği bu sosyolojik gelişmeyi, son 30 yılda bizim basın sitesindeki gelişmelerle ortaya koyalım.
Eğer bizim 80 dairelik ve yaklaşık 250  kişilik gazeteci takımını, aydın, laik cumhuriyetci sınıfına sokarsanız durum daha da iyi anlaşılır hale gelir.
1975’lerde kurduğumuz bir kooperatif sayesinde 20 yıl SSK’ya borçlanarak daire sahibi olan gazetecilerin hiç biri babadan zengin değildi.
Hemen hemen hiç biri yurtdışında okumuş ya da master yapmış da değildi.
Ortalama dindar, vakit bulursa cumaya giden -az bir azınlık- kendi yağı ile kavrulan ortadirek sınıfından olan gazeteciler olarak dibimizdeki gecekondu sahipleriyle 30 yıl içiçe yaşadık, durduk.
Bakın bu 30 yıl içinde neler oldu?
Genelde sağcı görüşteki partiler iktidara geliyordu.
Ülkede sol çok netleşmemişti ama sosyalistler  -kimilerine göre gizli komünistler- Türkiye İşçi Partisi adıyla TBMM’ye girmişti. Soğuk savaş döneminin komünist Rusya ve doğu bloku ülkelerinin yarattıkları korku yaygınken, TİP’liler hem işçi sınıfı ve hem de varoşlara yönelik söylemlerinde “iççiler iktidara gelecekler” diyorlar, bir yandan da fakir-fukara edebiyatı yapıp kapıcılara, gecekonduda oturanlar seslenip onlara “Bir gün zemin katlardan ve gecekondulardan çıkıp yukardaki, yani üst katlara taşınacaksınız” diye konünist edebiyatı yapıyorlardı.
Peki bu olmadı mı?
Tam değil ama kısmen oldu.
Bakın nasıl oldu.
Gecekonducular her seçim öncesi siyasetcilerden taviz üstüne taviz aldılar. Devletin arazileri üzerine kondurdukları gecekonduların yerine bir gün apartmanlar dikiliceğini akıllarına getirmedilerse de arsalarının para edeceğini düşündüler.
Varoş dayanışması ve ortak yaşam yıllarca ve fakrü zaruret içinde geçti. Ailede hemen herkes çalışma hayatına atılmaya başladı. Her yaştan kız-erkek, ailenin ayakta kalması, köye geri dönüşün olmaması için direndiler.
Keza kapıcılar da hem çalıştılar, hem küçük bir gecekondu edinmeyi başardılar.
Kışlık erzaklarını köyden  getiren ve ekonomik darboğazdan çıkmak için yakın akraba ve mahalle dayanışmasına giren bu kesim, siyasetciler üzerinde de baskı kurmaya başlamıştı bile.
Yani muhafazakarların, dincilerin mahalle baskısı böyle başladı.
Mahalleli önce büyük bir dayanışmayı başardı. Ankara’nın ilçelerinden şehrin merkezine doğru yürüyüşe geçti, Çankaya Köşkü’nin kapısına kadar dayandı. Bu gecekondulaşmaya hiç bir parti ve belediye itiraz dahi edemedi.
Her seçim öncesi, kapıları çalındığı için yol-su-elektirik talepleri yerine gelmiş, önce tapu tahsis belgeleri, daha sonra tapuları alınmış, mahallelerde yeterinden fazla camiler yaptırılmış, sıra gecekondu arazilerinin değerlendirilmesine gelmişti.
Çankaya Köşkünün on metre yakınına kadar sokulmayı başaran bu gecekonducular Çankaya’daki dev binaların yükselmesiyle tüm sakillikleriyle sırıtmaya başladılar. Belediyeler de gelişen bb şehirleşme olgusuna direnemediler ve çare üretmek zorunda kaldılar. Belediyeler, gecekondulaşma önleme bölgeleri kurdukları ve bir kısım gecekondu sahiplerini buralarda iskan ettikleri gibi bir kısmı da müteahitlerle fifty-fifty  anlaşıp (Bunu da rahmetli Turgut Özal öğretti ortadirekcilere) 10 kattan aşağı olmamak üzere yapılan apartmanlarda daire sahibi oldular.
Bu somut gerçek, TİP’lilerin ortaya attıkları “Bir gün üst katlara çıkacaksınız” vaadinin hayata geçirilmesinden başka ne olabilirdi ki?
Attılar, salladılar ama sosyolojik gelişme sonucu bunun birkısmı tuttu denebilir.
Açıkcası, kapıcısı da, gecekonducusu da 30 yıllık direnmeden sonra altın değerindeki dairelere sahip oldular.
Bizim sitede de son 30 yılda, 80 daire sahibi gazeteciden sadece 20 kişi Çankaya’da oturmayı başarabildi. Kimi dairesini sattı küçük kentlere göç etti, kimi öldü.
Peki gecekondudan apartman katlarına terfi edenler, yani varoş halkı, yani mahalle
sakinleri  emeklerini ortaya koymadan, ceplerinden tek kuruş harcamadan sahip oldukları milyarlık dairelere taşındılar mı?
Bu varoş halkı, bu kenar mahallede yaşayanlar arasında 30 yıl önce türba takan var mıydı, bugün var mı?
Hadi bakalım kim haklı çıkacak mahalle baskısı konusunda görelim.
(devam edecek)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here