Mal topladılar

PAYLAŞ

İnsanoğlu dünyanın anlamına, yaşamın ne olup ne olmadığı düşüncesine ulaşamadığı zaman bir garip açgözlü oluyor. Bu yetersiz insanın tek amacı kendi için bir şeyler elde etmektir. Yemeğin en iyisini yemek istiyor, şarabın en iyisini içmek istiyor, ne aradığını bilmeden yeni yerler görmek istiyor. Bir tane edindim ama bir tane daha olsa kötü mü olur duygusuyla yaşıyor. Gözünü doyurmak için var güzüyle çırpınırken çok sevdiği ya da çok sevdiğini sandığı yakınlarının da bir şeyler elde etmesi için çalışıyor. Bir çeşit insan var ki durmadan mal biriktiriyor. Dünyanın çok büyük bir bölümü bir şeyler elde etme hırsıyla yaşıyor. Bu hırs bilinç eksikliğinin bir sonucudur, dünyaya sıkı sıkıya tutunma içgüdüsünün ürünüdür. Her yetersiz insan her an altından toprak kayıyormuş gibi yaşar. Yaman bir iğretilik duygusudur bu. İçimizde durmadan aynı şeyleri söyleyen ya da aynı soruyu soran biri vardır: ölüme ne kadar var?

Biraz daha bir şeyler elde etmek istemi dünyaya tutunma dilekleriyle ilgilidir. Ne kadar mal biriktirirsek biriktirelim çıplak gidiş bir zorunluluktur. Eski Mısırlılar giderken götürmenin çocuksu görünümlerini çizmişlerdi. İnsan binbir çabayla elde ettiğini bir anda bırakıp gidebilir mi? Neyse ki arkada çocuklar ve torunlar var, bize kalmayan onlara kalacak. Onlara da kalmayacak. Ne diyordu şair: “Mal sahibi mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan mülk de yalan / Gel biraz da sen oyalan.” Kimileri dünyanın geçici olduğunu, ölmeyecekmiş gibi yaşamanın bir anlamı olmadığını anlatmaya çalışırlar, öte yandan mal biriktirme çılgınlığını sürdürürler. Nice gereksinimler vardır, bunları karşılamak gerekir. Gereksinimler karşılanır, bu defa yeni gereksinimler doğar. Onları da karşılamak gerekir. İnsanoğlu gereksinim karşılama etkinliği içinde görünürken gerçekte gereksinim yaratma etkinliği içindedir. Gereksinimler tam olarak karşılanıp bittiğinde, karşılanmamış gereksinimler kalmadığında bu bizim yetersiz insanımız ölümle karşı karşıya gelmiş olma duygusunu yaşayacaktır. O zaman daha iyi ya da daha nitelikli bir yaşam için ne yapmak gerekiyorsa onu yapmak isteyecektir, yeni gereksinimlerin peşine düşecektir. Yaşamın maddi nitelikleri arttıkça manevi nitelikleri kendiliğinden azalmaya başlar. O zaman insan malı mülkü düşünmekten kendini göremez olur, kendini göremediği gibi en yakınlarını da göremez olur. Yakınlarıyla kurduğu ilişki bir gereksinimler karşılama ortaklığıdır. Bu arada bencillikler de kendini gösterir. “Neden ona yeni otomobil alınıyormuş efendim? O zaman ben de yeni otomobil isterim. Hayır benimki yeni değil…”

Aşıkpaşazade tarihi’ni zaman zaman açıp okurum. Bu sabah gene erken kalktım, şu bizim kitaba bir daha göz atayım dedim. 157.bab ilgimi çekti. Başlık şöyle: Bu bab onu beyan eder ki bu padişahlar ki mal topladılar, sonunda ne oldular. Ne diyor tarihçimiz bakalım: “Merhum Yıldırım Hünkar mal topladı. Memleket için tedbir kıldı. Akçalar toplayıp hazinelere koyarlardı. Memlekette kıtlık ve sürümsüzlük oldu. Sonunda o malı bedbaht Temür yedi. Memleket ayak adlında kaldı. Bağdat padişahı Sultan Ahmet hazine topladı. Malı taş sandıklara koydurdu. Geceleyin Dicle’ye bıraktırdı. Bu işi yapanları öldürttü ki bu malı kimseye söyleyemeyeler. Sonunda o mal suda kaldı. Kendisi de soyu sopu ile ölüp gitti. Bir de Horasan padişahı Mirza Şahruh mal topladı. O da bunlar gibi öldü. Anadolu padişahlarından Karamanoğlu İbrahim Beğ mal topladı. Sonunda o dahi, işittiniz ki ne oldu. O halde azizler! Mal odur ki hayra sarfoluna. Padişahların dostu odur ki karnı tok ola ve doğru ola. Sağlam ordu ona derler ki tok ola ve kalabalık ola. Ariflerden birine sordular: ‘Padişahlara hazine gerek midir’ dediler. Arif cevap verdi ki: ‘Bir asıl hazine vardır, o gerektir.’ Sordular ki: ‘Asıl hazine nedir?’ Arif: ‘Tebaanın hayır duaları padişahlara hazinedir’ dedi.”

İnsanı girdisiyle çıktısıyla tanımaya, dünyayı özünden anlamaya, geçmişin zengin başarılarını bilmeye, geleceğin tasarılarına katılmaya çalışmak ve bütün bunları bihakkın yapabilecek bilinç yetkinliğine ulaşmış olmak büyük bir hazine biriktirmiş olmaktır. Dünün insanı gibi bugünün insanı da bu gerçek insan olma amaçlarının iyiden iyiye dışında yaşıyor. Gündelik yaşamın çarklarına takılan ve bu çarklarda dönüp dururken kendini yinelemekten başka bir şey bilmeyen insan daha iyi bir dünyaya doğru gelişimlerin önünü kesiyor. İnsanın mutlu ve saygın geleceği, insana her anlamda yakışan geleceği küçük insan olma gerçeğini yaşamından çıkarmasıyla kurulacak. Yarım yamalak bilinçle yaşayan insanların dünyasında mutlu ve saygın olmanın anlamı bizim anladığımızdan daha başka.

CEVAP VER