Malafa / Hakan Günday

Malafa / Hakan Günday

0
PAYLAŞ

Türk turizmine bir endoskopi operasyonu: Malafa…

Malafa’yı okumaya başladığınızda insana rahatsızlık veren bir dünyanın kasvetli havasında gezinirken  Hakan Günday’ın önceki romanları; Kinyas ve Kayra, Zargana ve Piç’te alıştığımız yeraltının ve sokağın seslerini arıyorsunuz bir süre. Özellikle kitabın ilk sayfalarından itibaren kahramanların konuştuğu garip  dili anlamaya çalışmanın getirdiği soğuk gerilim, kahramanları tanımaya başladıkça kendiliğinden çözülüyor.  Turizm kentlerine sadece ‘turist’ olarak gelenlerin bir süre yabancılık çekeceği  bir tür tezgah argosu olan bu  dili, dünyanın en ilkel iletişim  biçimi  olan beden dili eşliğinde çözmeye çalışırken,  kendinizi büyükçe bir kuyum center’ında,  şaşkınlıkla alışveriş sırasını bekleyen  kalabalık bir Kuzey Avrupalı turist grubunun birazdan tezgah yiyecek olan potansiyel  üyesi olarak hissetmeniz olası.

Topaz, romanın geçtiği evrenin adı. Büyük bir mücevher mağazası. Romanın sayfalarını çevirmeye başladığınızda, Topaz’ın tedirgin edici dünyasına doğru adımlarınızı atarken sizi nasıl bir dünyanın beklediğini de anlıyorsunuz:  “ Topaz Jewellery Center,  evrenin en büyük kuyumcusudur. Temeli Kapalıçarşı’da, çatısı Antalya’dadır. Çatının altında dört kat yatar. Her biri yedi yüz metrekaredir… Bina, varolmayan bir ülkenin büyükelçiliğine benzer. İçine adım atıldığında Türkiye’den çıkılır. Dışarıdan Kabe’ye, içeriden ana rahmine benzer… Topaz üç delikli bir kasadır…   Binanın bağırsağına denk düşen arka cephedeyse duvarla aynı renkte tokmak taşıyan balina grisi demir bir kapı vardır. Topaz’a giren birinci deliği,  çıkan ikinci deliği kullanır. Çünkü Topaz’a girmiş olan turistle, çıkacak olan turist karşılaşmamalıdır.”

İçine girdiğiniz dünyanın steril mekanlarında gezinirken, her şeye turist kalan bir izleyiciye dönüşüyorsunuz. Anlatıcının rehberliğine sığınıp, Topaz’ın dilini çözmeye başladıkça Malafa cümlesiyle ifade edilen bu evrenin sembolleri ve Malafa’nın uğursuz  çağrışımları daha da belirginleşiyor: “Turistin bağırsakları tatilde boşalır. Tıkanmış bağırsakları açmak göreviyse tezgahtarındır. Tezgahta meterlemek, zurnik çektirmek, tokarlamak bir satış tekniğidir. Turistin tramını almak için zamanı çok dar olan tezgahtar, konuşmaktansa tokarlamayı tercih eder. Birkaç dakika önce patasını emdiği martın  sattığı mala hayır diyebilecek turist yoktur.  Cinsel yakınlaşma hiçbir kelimenin erişemeyeceği hıza ve güce sahiptir…”

Hakan Günday, turizm ve diplomasi arasında çarpıcı paralellikler kuruyor. Turizmin yazılı olmayan bir diplomasisi olduğunu vurgularken, Batılı modern insanın Doğu ile kurduğu yüzlerce yıllık bağın derinlerinde yatan ruhsal nedenlerin çözümlemelerine soyunuyor. Ve bunu, ancak turizmin  içinde yaşayanların hakkını teslim edebileceği bir mahirlikle yapıyor: 
“Devletin kendisine verdiği olanakları en üst düzeyde kullanan  ve üniversite eğitimi doğrultusunda kariyer inşa eden  Batı Avrupalı bir ahçiğin, vahşi ve cahil bir marta aşık olmasının nedeni, Grace Kelly gibi her şeye sahip bir aktristin Güneş Tarikatı adındaki palyaço sürüsüne katılmasınınkiyle aynıdır: Boşluk. Dışları dolu, içleri boş ahçikler, içleri dolu , dışları boş martları görünce sevgi doğururlar. Bir tür hastalık. Ama bu da kimsenin umurunda değildir. Çünkü aşk, Akdeniz’in tuzlu suyunda gözlerini açamayan geçici körlere sunulmuş bir deliliktir. Takım elbiseli hastabakıcılara tezgahtar denir…

Tezgahtar, diğer insanlara ancak bir astronot kadar yaklaşabilen, duygu ve düşünce örnekleri toplayıp kendine dönen kişidir. Kimlik koleksiyoncusudur. Sermayesi, sattığı mal değil,  müşterileridir. Karşısındakine bir önceki müşterisini satar. Turistin tezgahtan kalmak için değil, tezgaha oturmadan önce biraz düşünmesi gerekir. Ama Gabor’un da dediği gibi insanın öğrendiği ve unuttuğu ilk bilgi, düşünmektir. Dolayısıyla ilk insan da, son insan da turisttir. Tezgahtarsa şeytandır. Bu yüzden şeytan kelimesinin İngilizcesi satan diye yazılır.”

Malafa,  geçtiğimiz yıl yayımlanan  ilginç  romanlardan biri. Hem kurgusu, hem de anlattığı dünyanın pek tartışılmayan yönlerine getirdiği çarpıcı eleştirileriyle, bir “ifşaat” romanı. Bu özellikleriyle, Türkiye gibi turizmden menkul bir gelecek düşünün üzerine inşa edilen ülkelerin içinde bulunduğu sosyo- ekonomik modelin  tahlillerini yaparken başarılı bir endoskopi operasyonu gerçekleştiriyor.  Antalya havaalanından  giren turistlerin sayısıyla orantılı dolar hesaplarının yapıldığı bir dönemde,  “Tezgahtarlar bin bir tezgahla Avrupa Birliği’nin kurucu üye ülkelerinin vatandaşlarından tane tane yumoş ( Euro) indirirken, Türk hükümetleri milyonlarca yumoşluk savaş uçaklarını tek tezgahta satın alır. Oy verenler hayatta kalmayı öğrenip tezgahtar olurken, oy alanlar, siyasi kariyerleri boyunca turist kalır..” cümleleriyle turizmin sadece turizm olmadığının altını çizen bir ilk kitap Malafa.

BİR CEVAP BIRAK