Marduk’tan kaçmak…

Güney Asya’daki Tsunami felaketinden sonra Marduk yeniden konuşulmaya başlandı. Marduk’un felaket senaryoları bu yaşananlardan çok daha kötü. Gerçekten böyle bir felaket olabilir mi? Marduk denilen bu gezegen gerçekten var mı? 2012’de bu gezegenin dünyaya yaklaşmasıyla çıkacağına inanılan felaketten kurtuluş olabilecek mi?


Bu soruların cevaplarını verenler değişik şeyler söylüyor. Bilim dünyası böyle bir gezegenin varlığını tanımıyor. NASA’nın 1984 yılında yapmış olduğu bir açıklama dışında bu gezegenle ilgili net bir söylem yok. NASA, 1984 yılında kütlesi Dünya’dan çok daha büyük ve koyu kırmızı renk veren bir gökcisminin Pluton’un yörüngesi dolaylarından sisteme girmekte ve hızla yaklaşmakta olduğunu tespit etmiş. Peki bu dünyamıza yaklaşan gökcismi tespit edildiği günden bu yana ne durumdadır? On bir yıl içinde sisteme girebilmiş ve ilerlemiş midir? Bunların cevaplarını bilen varsa açıklasa da bizde öğrensek. Yoksa NASA böyle bir açıklama yapmamıştır da, Marduk senaryolarını yazanlar bu tür söylemleri yayarak kafa mı karıştırmaktadır? Ben bu konularla ilgili olmayan bir okur olarak gerçek bilgilere nasıl ulaşacağımı bilemiyorum.


Marduk’a inanan birçok bilim adamı olduğunu konu hakkında çıkan kitaplardan, yapılan çalışmalardan biliyoruz. Bu bilim adamları ve araştırmacılar dünyanın eski uygarlıklarını, kutsal kitapları, mitolojik metinleri, eski antik kent çalışmalarını, jeolojik bulguları ve daha pek çok şeyi inceleyerek Marduk’un var olduğu ve 3661 yılda bir dünyamıza yakın geçiş yaparak büyük felaketlere neden olduğunu söylüyorlar.


Marduk’tan söz edip Burak Eldem’in adını anmamak olmaz. Marduk adı onun “Marduk’la Randevu” adlı kitabından sonra dillerde dolaşmaya başladı. Gerçi bu konuyla ilgili bazı güvendiğimiz ve sevdiğimiz köşe yazarlarımız ciddi açıklamalarda bulunarak, bu adın zihnimize iyice kazınmasına yardımcı oldular. Aslında biz bu gezegeninin adını “10. Gezegen” ya da “Gezegen X” ismiyle duyuyorduk ama, artık Sümer ve Babil’deki adıyla “Nibiru” ve “Marduk” olarak duymayanımız kalmadı.


Ve şimdi de bu gezegenin dünyamıza yakın geçiş yapmasına yedi yıl kaldığını söylüyorlar. Bazıları bu tarihin net olarak belli olmadığını söylese de yapılan hesaplara göre -o hesaplar nasıl yapılıyor, biz bilemiyoruz tabii- tahmini olarak bu geçiş 2012 yılının Aralık ayında gerçekleşecek. Bu geçiş biz dünyalılar için hoş olmayacak. Depremler, tsunamiler, tufan benzeri taşkınlar, yanardağların harekete geçmesi ve daha birçok doğal afet dünyamızı bugünkü haritasından çok daha farklı bir şekle sokacak.


Dünya’ya, 3661 yılda bir yakın geçiş yapan Marduk gezegeninin 2012 yılındaki bilmem kaçıncı geçişinin diğerlerinden bir farkı olacağı kesin. Dünyanın yaşayacağı bu felaketi bazıları amatör kamerayla, bazıları da -hani tarih biliniyor ya- profesyonel kamerayla çekebilecek. Böylece bir sonraki 3661 yıl sonraki geçiş öncesinde dünyayı nasıl bir felaketin beklediğinin kanıtları insanoğlunun elinde olacak. Bu insanoğlu için bir şans değildir de, nedir?…


Ne yazık ki biz pek şanslı değiliz. Çünkü üçbin küsur yıl önce dünyaya yakın geçen ve büyük felaketlere yol açan bu gezegenin varlığını bile tam olarak kanıtlayabilmiş değiliz. Sadece Maya, Mısır, Sümer Harappa ve Minos gibi eski dünyanın uygarlıklarına ait kayıtlardan Marduk’la ilgili bazı bilgiler olduğunu biliyoruz. Bu uygarlıklardan elde edilen bilgiler 2012’yi gösteriyorsa korkmak gerekebilir. Özellikle Maya’ların Güney Amerika’nın en ilginç uygarlığı olduğunu unutmamak gerek. Astronomi ve matematikte ulaştıkları düzeyleriyle insanoğlunu bugün bile şaşırtan bu uygarlığın uzaydan gelme olduklarını düşünenler bile var…


Biz bugün nasıl Maya’ların ve diğer eski uygarlıkların bıraktığı izleri takip ederek Marduk felaketine hazırlanıyorsak, (Marduk’tan kaçış planı yapan kişiler bir grup oluşturup sığınakların nereye yapılacağı, erzakların nasıl saklanacağı gibi konuları belirlemeye başladı bile.) kıyamet günü geldiğinde yapılacak kamera çekimleri sayesinde dünya bundan sonra Marduk’a hazırlıksız yakalanmayacak.


Belki de yok, belki de hiç gelmeyecek ama dünyadaki rahatsız hareketlenme ve bazı komplo kitaplarında yazıldığı gibi “bilgi”nin belirli ellerde toplanmış olduğunu bilmek insanı rahatsız ediyor. Eğer böyle bir bilgi varsa bu “hakimler sınıfı” bu bilgiyi sıradan halka aktarırlar mı? Onların “Nasıl olsa yedi yıl kalmış, hayatımı yaşayayım bari” diye düşünmesine izin verirler mi? Kendileri için güvenli sığınaklar ve olası bir felaket sonunda hayatlarını garanti altına alacak şartları oluşturmadan o insanların “ne yapıcam ben senin paranı, ben kendimin, çocuğumun hayatını kurtarmaya bakıyorum” diye konuşmalarına izin verirler mi? Kendi geleceklerini insanların haber alma ve tehlikeye karşı uyarılması pahasına tehlikeye atarlar mı? Doğrusunu söylemek gerekirse en geri zekalısının bile bunu yapacağına inanamıyorum. Ya siz inanır mısınız?


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.