Mary Davis’den Sylvia Pankhurst

Mary Davis’den Sylvia Pankhurst

0
PAYLAŞ

Hele öyle kritik dönemler ve bu dönemlerle kaynaşmış, bütünleşmiş öyle yaşamlar vardır ki, bir yaşamı izlerken, aynı zamanda bir dönemi ya da dönemleri de izlemiş, öğrenmiş olursunuz. Tarihçiler, bireysel yaşamları dönemlerle fazlasıyla özdeşleşmiş liderlerin ya da politikacıların bireysel yaşamlarından pek bir şey çıkartamazlar da, bireysel yaşamlarını, içinde yaşadıkları dönemde anlamlandırmış ve izledikleri yollarla o dönemlere katkıda bulunmuş bireylerin biyografi ya da otobiyografilerinden çok daha fazla yararlanırlar. Hatta tarih kitapları, o insana, yaptıklarına, yaşadıklarına gereken önemi vermemiş bile olsa. İşte Sylvia Pankurst böyle bir kişiliktir. Üstelik bu kişilik, kitabın çevirmeni Emine Özkaya’nın Önsöz’de, “Bazıları tarihi yazar, ama bazıları geleceği” sözleriyle belirttiği gibi, yaşadığı dönemden geleceğe, yani günümüze ışık tutmuşsa.

Sylvia Pankurst’un, eşitlikçi feministlerin kısıtlı oy hakkı talebiyle yetinmeyip, genel oy hakkı talebini savunduğunu; döneminin orta sınıf feministlerinden farklı bir yol izleyerek Doğu Londra’da, işçi kadınların arasında onlardan biri olarak yaşadığını; politik eşitlik taleplerini aşarak toplumsal değerleri de sorgulayan 1960’lı yılların ikinci dalga feminizminin öncüsü olduğunu; I. Dünya savaşına karşı çıktığını; Sovyet devrimini savunduğunu; ırkçılıkla ve faşizmle amansızca mücadele ettiğini, Mary Davis’in kitabından ayrıntılarıyla izleyebiliyoruz. Ayrıca bu okuma bize, İngiltere’de, o dönemde sol ve feminist kesimde ortaya çıkan örgütler ve liderlikleri hakkında çok değerli bilgiler de sunuyor.

Ne var ki, Mary Davis’in yeterince değerlendiremediğini düşündüğüm öyle bir yanı var ki, Sylvia Pankurst’un, işte onu günümüzde paha biçilmez ölçüde değerli kılan bu: Sylvia Pankhust’un III. Enternasyonal’deki ve İngiltere solu içindeki sol muhalefeti; işte Lenin’e şu meşum, Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı kitabını yazdıran (bu kitapta Sylvia Pankurst’un adı, Bordiga ve Pannekoek gibi diğer sol komünist liderlerin arasında geçmekte ve Lenin tarafından eleştirilmektedir) da bu sol muhalefettir.

Bu sol muhalefet başlıca üç noktada toplanır: 1. Labour Partiye bakış; 2. Sendikalara bakış; 3. Parlamentoya bakış.

Sylvia Pankurst, Britanya komünistlerinin çoğunun tersine, Labour Parti’yi işçi sınıfının kitlesel partisi olarak görmeyi reddeder. Ona göre, bu parti, burjuvazinin öz partisidir ve işçi sınıfı içindeki örgütlülüğü sadece işçi sınıfını sınıf işbirliğine ikna etmeye hizmet etmektedir. Labour parti’yi desteklemek ve ona katılmak, sınıf ihanetiyle özdeştir. Lenin, Pankurst’la diğer komünistlerin Labour Parti üzerine tartışmalarını bir süre tarafsız görünerek izlemiş, sonunda, Pankurst’a karşı diğerlerinden yana ağırlık koymuş ve Labour Parti’nin, “ipin asılan adama destek olması” gibi desteklenmesi gerektiğini savunmuştur. Bu tartışmanın üzerinden seksen yıl geçtikten sonra, “ipin ucunda” asılı olanın işçi sınıfından başkası olmadığını ve Pankurst’un haklı çıktığını görüyoruz.

Pankurst, ikinci tartışma noktası olan sendikalar konusunda da haklı çıkmıştır. Ona göre, sendikalar, işçi sınıfının kurtulmasına değil, köleleştirilmesine hizmet eden aygıtlardı. Başlıca işlevleri, sınıf uzlaşması ortamı yaratmak ve işçilerin emeğinin kapitalist emek piyasasına sorunsuzca pazarlanmasını sağlamaktı. Lenin, malum broşüründe bu görüşleri sekterlikle ve çocuklukla suçlamıştı. Bugün, örneğin Britanya’da, sendikaların nasıl devasa sınıf işbirliği kurumları olduklarını gördükçe insan Sylvia Pankurst’ün yerden göğe kadar haklı olduğunu ve daha o zamandan müthiş bir öngörüde bulunduğunu saptamaktan geri kalamıyor.

Son olarak, parlamento konusu da çok açık. Pankurst, diğer sol komünist önderler gibi, parlamentoya katılımın, devrimi geciktirmekten ve ertelemekten başka bir işe yaramayacağını ileri sürmüştü. Elbette bu aciliyet tezlerinde, 1917 devriminin yarattığı heyecanın ve dünya devriminin kapının eşiğine dayanmış olduğu ilüzyonlarının payı küçümsenemez. Bunu saptamakla birlikte, Pankurst’ün bu noktada da genel planda haklı çıktığını belirtmek zorundayız. Bırakın parlamentolardan “devrim için” yararlanmayı, parlamentolar, bugün, sosyal devletin budanmasının önünde bir direnç noktası rolünü bile oynayamamaktadırlar. Bugün artık net bir şekilde görülmesi gerektiği gibi, parlamentolar ve seçimler, kapitalist ekonomilerin ve sömürünün azamileştirmesinin onay ve onanma merkezleridir.

Bir yaşam bitiyor, ama o yaşamla yoğrulmuş gerçekler günümüzde de varlığını sürdürüyor, zihinlerimizi açıyor.

***

Mary Davis, Sylvia Pankhurst, Radikal Politik Mücadelede Geçmiş Bir Hayat, çev: Emine Özkaya, Versus, Mayıs 2006

 

BİR CEVAP BIRAK