Mayisi Ndğa TAKSİM’de…

1 Mayıs gününden iki gün önce, 29 kişilik Uluslararsı Delegasyonla Dortmund havaalanından, İstanbul‘a Sabiha Gökçen havaalanına uçtum. Aynı gün bir grup arkadaş Düsseldorf‘ dan, ertesi gün de başka bir kalabalık grup İstanbul‘da olacaktı. Çoğu Almanya‘dan olmak üzere değişik Avrupa ülkelerinden gelen 80 kişiye yakın Enternasyonal Delegasyon tanınmış sendika yöneticileri, sivil toplum kurumlarının temsilcileri bunun yanısıra benim gibi DIE LINKE , Almanya Sol Parti yöneticileri yer alıyordu.
Bu anlamli organizasyonu Almanya Gida-İş Sendikasi Dortmund Şubesi temsilcilerinden yakın çalışma arkadaşım Selahattin Yıldırım yürüttü. Türkiye‘deki sınıf mücadelesine uluslararası platformlardan gelen bu destek, geçen yıl 1 Mayısın yasal olarak kutlanmasını, tarihi 1 Mayiı alani TAKSİM‘e çıkımasını gerçek kılmış, bu yıl tekrarlanan destek ile TAKSİM‘de 1 Mayısın barış içinde kutlanmasında katkı sunmuştur.
Cuma aksamı Delegasyonun kaldığı konaklama yerinde anlaşılır bir heyecan vardı. Delegasyonda Dortmund il başkanı Dr. Christian Toed gibi birikimli yoldaşlarımın yanısıra; Markus Körner gibi düsüncede hep beraber olduğum duyarlı yoldaşlarım da vardı. Ayrıca Dortmund‘dan, barış elçisi olan bir Papazın kendi dini kiyafeti ile Enternasyonal Delegasyon Blog unda olması DIE LINKE Avrupa Parlamentosu Milletvekili Jürgen Klutenin yer alması ne kadar çok yönlü ve zengin bir ekiple geldiğimizi gösteriyordu.
Bu anlamlı görev, İstanbul‘da TAKSİM‘ e yürümek, beni derinden etkiledi.Tam 32 yıl öncesini ,o unutulmayacak katliamı gençlik yıllarımdan hatırlayan biri olarak, Taksim‘de 1 Mayıs ın yasaklı olduğu yılları içsel bir sancı ile yaşamış, politik duruşu hep diri kalmiş biri olarak, bu inanilmaz kitle seli arasinda bulunmak , pozitif duygularla sarsmisti beni…
Gelecege dair umutlarım güçlenir…
Sabahın sekizinde İstiklal caddesine yakın, bulunduğumuz konaklama yerinden yürümeye başlarız. İstiklal caddesini baştan başa yürür, DİSK bınasına kadar delegasyon grubu olarak yürürüz. Polis kontrol noktalarında arama yapıldıktan sonra DİSK binasına kadar gideriz. Güvenlik ekiplerinde, haber görüntülerinden alışık olduğum sert tutum yerine, bir rahatlik ve doğallık görürüm.
Bu izlenimle 1 Mayıs kutlamalarının sıkıntı olmadan keyifle geçeceği beklentisi oluşur. O sonu gelmeyen kortejin , kitle selinin içinde çok özel değer verdiğim iki arkadaşıma rastlarım. Biri yazı ve resimleri ile büyük bir ilgi ile takip ettiğim, verdiği mesajlara önem verdiğim, değerli Sadık Varer ve eşi Nazlı Nazlı‘nın kızkardeşine rastlarım. Rastladığım diğer kişi ise, kitaplarımı basan ve yıllar önce Lazlara meramımı henüz anlatamadan, beni anlayan Anadolu devrimcileri olarak kendilerini tanımlayan, son iki kitabımı basan, basılmış diğer kitaplarımla beni Türkiye‘nin duyarlı okuyucularına ulaştıran KALDIRAÇ yayınevi emektarı, Kafkas kökenli bir yoldaşım.
Yanımdaki Delegasyondan arkadaşlar sanki bu sonsuz kortejde hep tanıdıklarım var sanarlar. İstanbul doğup büyüdüğüm köy kadar tanıdık gelir bana bu kez. Oysa çetin yaşam yıllarım Almanya‘nın Ruhr havzasın‘da çok kültürlü bir şehir olan Dortmund‘ da geçmiştir. İstanbul‘u hep özlediğim bir şehir olarak, mücadelelerimizin şehri olarak bırakmıştım yaşamımda.
Bu 1 Mayısda sendikaların sivil toplum kurumlarının değişik platformların arasında tam bizim Delegasyonun korteji peşinde Anadolu‘ da yaşayan dillerde „Yasasın 1 Mayıs“ yazılı renkleri uyumlu bir pankart taşıyan gençler dikkatimi çeker. Türkçe , Kürtçe, Zazaca, Ermenice, Arapça, Rumca. Benim yüreğimin dili, Nanaşi Nena (Ana dilim ) Lazca da yazmışlardı bu Parolayı: Skidas 1 Mayisi!
Bu yazılımı hatalı olan Lazca Slogan, içime bir sıcaklık doldurur.
Anadolu‘nun yaşayan dilleri arasında yüreğimin dilini bir cümlecikte de olsa görmek, içimdeki o kırılgan gölgeleri siler sanki. Aslında biz bunu Lazcada „Skidas Mayisi Ndğa“ diye ifade ederiz. Yine de çok güzel durmaktaydi Pankartta Lazca cümlecik, içimizde gizemle saklayıp çeyiz sandıklarımızdan henüz çıkardığımız ezgiler gibi.
İşte 2010 yılının 1 Mayısında İstanbul‘da TAKSİM alanına doğru bu direnç dolu emekçilerin sendıkaları ve hala kendi kalıplarından sıyrılamamış Türkiye Solunun hırçın platformlaı ile , TAKSİM alanına birlikte yürümek, DIE LINKE‘nin (Alman Sol Parti) politik duruşu ile donanıp ülkeme „konuk bir politikacı„ gibi gelmek tuhaf bir durumdu.
Ancak, Laz Kültür Hareketinden tanıdığım ender kültür emektarlarının zaman zaman kortej selinin arasından sıyrılıp yanıma gelmeleri , sanki hep aralarında yaşıyormuşum gibi sevgi ile kucaklamaları, bir anda bu tuhaf duyguyu geriletiyordu. Keyifle dinlediğim, Dalepeşi Nena ( Kızkardeşlerin Sesi) müzik grubundan Sevgili Mine ve diger grup elemanları olduğu gibi.
Üzerimdeki DIE LINKE‘nin eylem ve seçim kampanyalarında kullandığımız „Sol Parti burda“ yazısı ile kırmızı yelek, İstanbul‘da yaşayan kimi DIE LINKE taraftarlarının ilgisini çeker. Bunlardanbiri daha önce Berlin-Kreuzberg‘de DIE LINKE yerel politikacısı olmuş, Cornelia Reinauer, görüşmekten memnuniyetini bildirir ve İstanbul‘da yaşamını sürdürdüğünü Kültürel iletişim Projeleri üzerinde çalıştığını anlatır.
Miting alanına girmeden yine üzerimde Almanya Sol Parti imzalı yeleği gören , meraklı bir bayan yanıma gelir. Dilek Zaptcıoğlu, gazeteci olduğunu belirtir ve beni ciddi bir Alman radyo kanalı olan WDR 3 de canlı yayına bağlamak ister. Yazılarından hatırladığım bu gazeteci arkadaş; bu mitingde karşılaşmaktan duyduğu sevinci benimle paylaşır.
Miting alanında Anadolu devrimcilerini KALDIRAÇ pankartını gençler toplarken görürüm.Oysa Barış için Sanat dan ve Halkların Dostluğu Girişiminden arkadaşlarımı kucaklamak, İstanbula indikten beri beni sabırla bekleyen, yakın çalışma arkadaşım Refika Kadıoğlu, GOLA Der başkanı ve Yeşil Yayla Festivali ile Lazona da çetin bir kültür emeği veren bu ender dostumu bu sonsuz kalabalıkta bulamam.Miting sonu dernek yerine gitmeye karar veriirm.
Çok uzun bir süre o muhteşem alana girmeden, kitle yoğunluğunu ve çok yönlü ve renkli görünümü izlerim, ayrıntıları fark ederek „bu tek tip olmaya“ aslında kendi dili ile cevap veren, Anadolu Halklarının ve Türkiye emekçilerinin gerçekci bir cevabiydi. Farklılıklarımız gücümüzdür, burdan ayrışma değil ancak ortak paydaların pekişmesi çikar diye önemli bir mesaj okunuyordu bu tablodan.
Sonuç ta, İstanbul‘da Mayisi Ndğa, muhtesemdi, sevgili okurlarım. Resim olarak, renk olarak, ve dağarcığıma eklenen bir deneyim olarak. Burda Türkiye‘ nin kendi kıskacindan sıyrılmaya çabaladığı öyle belirgindi ki. Demem o ki, geride bıraktığımız çeyrek yüzyıl; çok sancılı geçsede , verimli bir süreç yaşanıyordu artık. Yaşadığım acılar, sancıar sanatsal uğraslarımda sivri kalemle yazılmış yazilara dönüşsede, bundan sonraki yıllarda, doğup büyüdüğüm ve kültürel olarak ait oldugum cografya , kimbilir daha nelere gebe.
Kendimiz ile ve kültürel köklerimiz ile barışık olduğumuz sürece, bu köklerin üzerine dökülen betonlar halka halka çatlar, yarına dair filiz vermeye baslar.
Anadolu, Balkanlardan Kafkaslara uzanan o derin bir çınar, oroperi okuyucum, sevgili okuyucum!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.