Müdür

Bu ülkede her hangi bir meslek gurubu hakkında bir laf etmeye görün, başınıza gelmedik kalmaz. Vay efendim ‘’bütün hamamcılarımız’’ böyle değildir, ‘’hamamlarımızı yanlış tanıtıyorlar, her meslek içinde çürük elmalar çıkar’’ vb. binbir türlü ‘’argümanla’’ yıkılır ortalık. Genelleme yapmayı pek sevmem aslında ama, genelleme yapmadan da pek bir yere varamıyor insan.
Bu ara kafayı müdürlerle bozmuş durumdayım. Çok sevdiğim bir dostumun bir köpeği var, adı Müdür. Duyunca şaşırdım önce, sonra da ona bir müdüriyet kulübesi yapmaya söz verdim. Epeyce oynaştık, kaynaştık, dost olduk müdürle. Daha önce hayatımda hiçbir müdürle dost olmadığımı fark ettim birden. Ne garip, neden acaba diye düşünürken çıktı bu yazı.
Yaşamınız boyunca tanıdığınız müdürleri şöyle bir gözden geçirin lütfen. Kaç tanesi ile samimi olabildiniz? Hele bu ülkede, imkansız bir şey bu. Çünkü müdür, mesafe demektir. Müdürün ya sekreteri olunur, ya yardımcısı ya da genel müdürü. Müdür de aynı yollardan geçerek müdür olur. Bütün müdürlerin müdürü olmak, yükselebileceği en yüksek yerdir. İyi müdür olmaz zaten, olamaz. İşin doğasında var bu durum. Elbette kurum olarak bahsediyoruz müdürden, kişilerle bir derdim yok. Ama yine de ; düşünce durmuyor ki, akıyor kafada ….
İyi müdür, talimnameleri en iyi uygulayan müdür olmalı.. Bu ülkenin gördüğü ‘’ en iyi müdür’’ kim? Kuşkusuz ki Süleyman Demirel. Neden ? Çünkü Demirel, müdüriyetin bütün bu aşamaları içselleştirerek bildiğimiz Demirel olmuştur. Bu düzeni öyle başarıyla içselleştirmiştir ki, hem Fırat’ın doğusunda bir kuzu kaybolsa haberim olur diyen, hem de devlet cinayet işlemez diyebilen adamdır kendisi. Müdüriyette varılabilecek ‘’en yüksek’’ mertebe, ancak bu olabilir zaten.
Bu arada, sahi, kim müdür olmak ister, müdür yardımcılarından başka?
Yaşamı boyunca üstlerinin dediklerini harfiyen yerine getiren, astlarına bin bir türlü, saçma sapan talimnameyi uygulattıran bir insan düşünün. Bu insanda oluşacak kişilik bozukluğu içler acısıdır. Hele uzun yıllar başarıyla müdürlük yapmış birinin yanından, tavsiyem o dur ki; hemen kaçınız.
Yaratıcı hiçbir şey yapmaz , yapamazlar. Talimnamelerin müebbetine mahkum edilmişlerdir. Kendi kafasından çıkaracakları her iş, başlarına bela olarak geri döner. Yangın kovalarının, yangında ilk kurtarılacak gri dolapların, Atatürk köşelerinin bekçisi gibidirler sanki.
Hem, bir meslek de değildir müdürlük. Her şeyin müdürü olabilirsiniz. Her şeyin müdüriyetini kurabilirsiniz. Müdürseniz ; hem amirsiniz, hem memur. Emir alırsınız, emir verirsiniz. Daha içler acısı ne olabilir? Meslek olmayan bu mesleği içselleştirenler, evde de müdür gibi davranırlar. Vah ki vah çoluk çocuğun haline. Çekilecek iş değil.
İyi müdürün bir diğer önemli özelliği, her şeyi kitabına uydurmaktır. Merkezden gelen ve hayatın gerçekleri ile zerrece ilgisi olmayan her türden saçmalık kitabına uydurulur. Her hangi bir denetleme durumunda, gardını almalıdır müdür. En yapılamayacak iş bile, mış-miş gibi gösterilir. İtiraz edemez, memurdur. Mişli geçmiş zamanda yaşamamızın sebebidir sanki bunlar. Bu ülkede kitabına uydurulmuş ne varsa, bir müdür çaresizliği ya da cevvalliği yatar ardında. İşte tam da bu noktada bir zavallılık abidesidir her müdüriyet.
Her hangi bir müdür odasına girin, göreceğiniz her şey, anlatır bunu size. Misafire ayrılan koltuk, müdürünkinden görece daha alçaktır hep. Bu görecelikteki ‘’zerafet’’, söz konusu müdüriyetin türüne ilişkin bir fikir verir insana. Arkada hep bir Atatürk mutlaka olmalı. ( Neden Atatürk hep arkadadır? Önüne koysa, her gün ona baksa olmaz. Arkasına Atatürk’ü alma alışkanlığı da bunlardan mı bulaştı bütün topluma acaba ?)
Meşin kaplama ve anlamsız düğmelerle bir deri koltuk yüzü duvara pano olarak asılmıştır, nedense? Müdüriyetin ehemmiyetine göre bu pano daha bir lüksleşir. Lüksleştikçe anlamsızlaşır. Ne, akşam eve gelirken iki kilo soğan al, ne de genel müdürü ara, notu iliştirilemez o panoya. O pano size sadece müdüriyetin ehemmiyetini, bir o kadar da anlamsızlığını anlatmak için oradadır sanki.
Kaç müdür düşünmüştür bunları, bilemem. Müdürünkine kader, diyemem. Seçmiştir bunu müdür. Müdür olmak için neler yapmıştır, neler. Yine de kıymeti bilinmez. Bir türlü istifa edemez. Etse ne yapabilir ki? Perişan bir çaresizliktir müdürünki. Meslek olmayan mesleğinde yükselse bir dert (ki müdüriyette yükselmek kirletir, daha çok şeye göz yumdurur, daha çok suça ortak eder) yükselmese başka bir dert ( yükselmeyen müdürü, müdürlükten almaz, pasif bir göreve tayin ederler ) bu da ayrıcalıklarını kaybetmeleri demektir. Bir müdür için, işte bu yüzden idare-i maslahat ‘’en iyi ‘’ yoldur. Biz de istifa ‘’kurumu’’ yok derler. Neden acaba ?
Bir başka ‘’der’’ lerimiz de; ‘’bu ülke insan öğütüyor’’ dur. Yahu ülkenin ne suçu var?
Bu düzen, kendi hizmetkarlarını bile böyle acımasızca öğütüyor. Kullanıp kullanıp atıyor. İster anlı şanlı polis müdürü olun, ister Çemişkezek’te itfaiye müdürü, fark etmez. Başınıza gelecek şey bellidir bu düzende. ( Yine de Çemişkezek’te namuslu kalmaya çalışmak daha kolay ve tercih nedenidir.)
Bakın ‘’iyi’’ müdürlerimizden, müdürler müdürü Mehmet Ağar’a. Ne yaptıysa devleti için yaptı adam. Yaptığı her şeyden üstlerinin haberi vardı. Gerçekten doğru söylüyor, ‘’tuğla’’ gibi adam. Bir çekseler tuğlayı, enkazın altında kalacak herkes. Bu yüzden çekilemedi o tuğla bu güne kadar. Bundan sonra çekilip çekilmeyeceği ise, bu ülkenin kaderini belirleyecek. Ancak o tuğla çekilirse, artık bu ülkede bir şeylerin değiştiğine inanmaya başlayacağız.
Eski düzen, neden hala canla başla direniyor, neden kendini yenileyemiyor dersiniz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.