Meclis dışı güvensizlik oyu ve sonrası: Cesaretin var mı aşka?

Meclis dışı güvensizlik oyu ve sonrası: Cesaretin var mı aşka?

0
PAYLAŞ

Gezi parkı direnişi umutla başladı, öğrenilmiş çaresizliğin pek çok ezberini şimdiden boşa çıkardı. Devamı ve sonucu ise demokratik özlemleri büyük olan bir toplumun kararlı mücadelelerine bağlı…

Gezi parkı direnişi mutlu son ile biten pek çok örneğin erişemediği kadar (ülke içi) destek ve (dünyadan) ilgi buldu. Almanya‘nın Stuttgart kentinde tarihi bir parkta ağaçların kesilmesine itirazlarla başlayan Stuttgart21 direnişi, en güçlü evresinde bile Gezi parkı direnişi kadar dünya medyasından ilgi ve halk desteği bulamadı. Stuttgart‘ın direnişi milyar dolarlık inşaatların başlama evresinde durdurdu ve kentteki politik dengeleri CDU (Hıristiyan Demokratlar) aleyhine değiştirdi. Almanya‘da halkı dinlemeyen ve meydandaki eylemcilere polis şiddeti kullanan iktidar partisi neredeyse kırk yıldır çoğunlukta olduğu bu en sağlam kalelerinden birini kaybetti. Türkiye`ye baktığımızda ise, Gezi parkı direnişinde hükümetin son günlerdeki kavgacılığı Türkiye`nin politik dengelerinin formülünü değiştirdi: Hükümet herkese karşı! Başbakanın kavgacı tavrı ve polisin çoğunlukla orantısız şiddeti ve yer yer kasıtlı müdahaleleri, direniş öncesinde birbirine muhalif olan unsurları hükümete karşı muhalefette birleştirdi. Türk polisi ve hükümetin bu parlak “başarısı”, planlama hazırlıkları 3 ay önceden başlayan, eylemcilerin bir ay önceden eğitimlerle hazırlandığı, Avrupa sol muhalefetinin yılın en büyük eylemi olarak planlanladığı Blockupy Frankfurt`un başaramadığı şeyi gerçekleştirdi. 1 Haziran sabahı binlerce kişinin Boğaz köprüsünden Taksim`e yürümesi, Türkiye`de olmasa bile, dünya medyasında birinci sıradaydı. Taksim meydanında Blockupy Frankfurt eyleminin on katından fazla eylemci bir hafta öncesinden bile hiçbir plan yapmadan toplandı.

Bir park için başlayan ve politik taleplere mesafeli duran ilk eylem, hükümetin ve polisin sert tavrından sonra nitelik değiştirerek, hükümetin meclis dışındaki güvensizlik oyunu gösteren, ülke çapında bir direniş haline geldi. Gezi parkı eylemcilerinin politik olmayan beş talebini kabul ederek geri adım atmak toplumsal gerginliği düşürebilecekken, başbakanın her konuşmasından sonra meydanlarda duyulan “Hükümet İstifa” sesleri büyüyerek yükseldi. Hükümetin meclis dışındaki güvenoyu, son yılların en geniş halk hareketi neticesinde şüpheli bir hale geldi. Sendikalar sokak hareketine genel grev ile destek verdi, TÜSİAD hükümeti uyardı. Bununla birlikte başbakanın yurtdışı gezilerinde, halktan ve liderlerden protestolarla karşılanması da, hükümetin dış güvenoyunun da şüpheli hale geldiğini gösterdi. Hükümet kısmi bir inatta ısrarı yüzünden, içeride ve dışarıda güvensizlik oyunun arttığını görüyor. Artık geri adım, „devlet büyüklerimiz“in duyarlılığı veya özür dilemesiyle değil, demokrasinin bir gereği olarak hükümetin meclis dışındaki güvenoyunu tazelemesiyle mümkün gözüküyor. Çünkü meydanları dolduran yüz binlerce kişi Gezi hareketinin öne sürdüğü beş talepten herhangi birini değil, her bir tekrarı açık bir güvensizlik oyu olan sloganlarla hükümetin istifasını istiyor.

Darbeler Türkiye politik tarihinin en ağır travmalarını yarattı. Kolektif bir günah çıkartma ve vicdani aklanma pratiği olarak “darbelerle yüzleşme”nin, soldan ve sağdan farklı türlerde samimiyetsiz kullanımları var. Darbe yapmaya girişebilecek kesimin elinden bu gücün alınmasının demokratikleşmeyi getireceği savunuldu, ancak bu görüşün eksikliği bugün yeni yeni anlaşılıyor. Bugünkü gerilimin konusu darbeler değil, halka karşı sorumlu ve kararlarını toplumdaki güvenoyunu gözeterek veren demokratik iktidar anlayışının oturmamışlığıdır. Demokratik iktidar anlayışının zayıflığı, Kürt sorunundan başlayarak her siyasi krizi daha da körüklemekte, gerilimleri büyüterek çözümlerini ertelemektedir. Daha acısı, en mikro plandan başlayarak hükümetin iş yürütme biçiminin artık toplumsal hayatın her alanındaki Tek Adam hükümetçiklerinin ortaya çıkmasıdır.

Öğrencilerinin basit bir kantin boykotunu bile polis tutuklamaları ve yönetmelikteki en ağır disiplin cezalarıyla çözen lise müdüründen başlayarak, (bkz. 5N1K`da “Abdülmelik`in suçu ne” haberi) siyasi partilere, belediyelere ve bakanlıklara kadar her düzeyde demokratik iktidar anlayışının sahteliği veya yokluğu, bu olaylarda artık göze çarpıyor. Bu çerçevede, demokrasinin zamanını seçimlere, yerini meclise indirgeyen, istikrarı muhalefetsiz bir otorite olarak gören hakim düşünce yapısının, barışçı sivil muhalefeti de darbecilik veya terörizm ile eşanlamlı görmesi şaşırtıcı ol(a)maz. Çözümün yeri olarak gösterilen meclis ve seçimler eğer gerçekten bu özlemleri yerine getirebilselerdi, günlerdir meydanları dolduran milyonlarca insan, hayatlarını tehlikeye atıp sokakları doldurmazdı. Eğer AKP iç işleyişinde demokratik olsaydı, yani milletvekili aday listelerinin Tek Adam tarafından kararlaştırıldığı, merkezin çevre teşkilatını yönettiği bir yapı olmasaydı, bu Tek Adam söylevlerine ilk uyarıların parti içinden gelmesi gerekirdi. Olaylar demokraside olması gerekenlerin tam aksi yönde ilerlerken, demokratik iktidarın gerekleri için tam da bu yüzden mücadele etmemiz gerekiyor.

Türkiye`de barış zamanlarında tabandan örgütlenen, başından sonuna kadar silahlı mücadeleye, şiddete, darbeye veya darbe tehdidine başvurmayan bir halk hareketinin hükümeti sadece demokratik yolları kullanarak istifaya zorlaması mümkün müdür? Demokratik iktidar eğer iki seçim arasındaki diktatörlük rejimi değilse, elbette evet… Meydanları dolduranlara demokrasinin yeri olarak seçimleri gösterenler, eğer Uludere`nin sırlarını, Reyhanlı`da sır olmaktan çıkanları ve son on günde uygulanan kasıtlı şiddetin hesabını, kamuoyu nezdinde ve mahkemelerde verebileceklerinden eminse, meclis dışı güvenoylarını tazeleme vakitleri gelmiştir. Mesele demokratikleşme ise, Arap Baharı‘nda bol keseden verilen öğütleri, Türkiye`de mevsimler ve iklimler değiştiğinde de hatırla(t)mak gerekir.

BİR CEVAP BIRAK

three × three =