Meclisin Kamburları…

Bu, bütün milletvekillerinin ayıbıdır ama tabii ki iktidar partisine bu ayıplardan düşen pay sandalye sayıları oranındadır. Başka bir deyişle bugünkü meclis ilerde tarih tarafından yargılandığında belki de meşru bir meclis olarak addedilmeyecek kadar ağır iki yük ve gaflet taşımaktadır sırtında…İki ağır ayıp ve kambur…Her ikisi de istismar kökenlidir. Bu ülkenin geleceğini belirleyecek kararları alma hakkına sahip bu meclisin , buna ne kadar hakkı olduğu tartışma konusudur. Bu ülkenin kaderini belirleyen meclisin , onu oraya getiren kamu vicdanındaki saygınlık konumunu hakedecek liyakat seviyesi de tartışmaya açıktır. Bugün demokrasimizi çuvallatan temel kamburlar da bunlardır…Ayağında bu iki ağır pranga ile bu demokrasinin sağlıklı yürümesi ve demokrasinin en önemli kalesi olan yüce meclisin saygınlık uyandırması mümkün değildir.


Birinci kambur dokunulmazlıktır…Dokunulmazlık zırhının hala daha bu milletin bazı vekilleri tarafından sığınak olarak kullanılması ve iktidarın bu çarpık duruma seyirci kalması ne büyük bir ayıptır. Sırf bu zırhtan yararlanabilmek için büyük yatırımlarla milletvekili olmaya çalışanlar gördük. Bazısı da vekil iken işlediği suçlardan dolayı sorgulanmadı ya da eski suçları vekil iken ortaya çıktı ve kimse dokunamıyor. Bu konuda kamu vicdanı yaralı ama pek ses te çıkmıyor…Kamunun sesi nerde çıkıyor ki zaten? Kamunun sesinin çıkması gereken yer meclis ama meclisin kamburuna bakın…Sağlam milletvekilleri, çürük olanlarla aynı çatı altında olmaktan hiç sıkılmıyorlar mı? Yoksa birgün bize de yarayabilir diye mi düşünüyorlar? Bize mahsus demokrasilerde meclis, ayrıcalıklı ve milletten soyut konumlara ve tanımlamalara oturtuluyor. Bu ülkenin milletini temsilen o kutsal çatının altına sığınmış durumda onlarca hırsız, katil, vurguncu, tecavüzcü milletvekili orda milleti temsil ediyor.  Bunlar mecliste azımsanmayacak oranda ve iktidara da muhalefete de mensup boy boy , çeşit çeşit…Kendi çıkarlarına olduğu zaman iktidar ile muhalefet nasıl uzlaşıyorlar…Bir kısmı da zaten bireysel kalkınma platformu olarak parlementoyu seçmiş vekiller…Bir de hayatta hiçbir başarısı, mevkisi olmadığı için, bari milletvekili olayım diyen vekil modeli var. Şurdaki tezata bakın. Bu milletin vekili olarak o millet tarafından seçilmiş ve oraya gelmiş. Asli görevi milleti temsil etmek ve sesini duyurmak. Ancak orayı işlediği suçtan dolayı sığınabileceği bir mevki olarak kullanıyor. O zaman kimin vekili oluyor? Ama bizim millet te farkında değil ki oraya yolladığı vekilinin yükümlü olduğu asli görevinin…Bizim halkımız genelde bireysel talepler için meclise giderler ve sus paylarını alır dönerler. Çoğunluk, toplumsal iyileştirmelerden pay almanın kalıcı faydalarının onun şahsına yansıyacak payını düşünmez ve inanmaz da…Bu ahlaksız sandalye işgali ne ayıp birşeydir, ne büyük bir zayıflıktır ve o meclis adına ne büyük bir zaafiyettir. Bu zihniyette birisinin milletin vekili olmaya hakkı var mıdır? Bu millet bunu nasıl taşıyabilmektedir? Milleti kullan, kendini seçtir, enayi yerine koy, mevki kazan, oraya yerleş, suçlarından kurtul ve bu millet için hiçbirşey yapmadan orayı sadece sığınak olarak kullan… Bunu anlamak mümkün değil. AB kiriterleri bize verilirken ıskalanmış ya da siyaseten atlanmış önemli bir paradoks daha var işte tam burada…AB ülkelerinin meclislerinde böyle bir rezalet var mıdır? Bugünkü iktidarın da, muhalefetin de seçim söylemlerinde , vaad olarak kullandıkları, mutlaka kaldırılacak diye açıkça söz verdikleri dokunulmazlık zırhı, kamu vicdanını kanattığı müddetçe, bunun zulü sadece bundan medet uman milletvekillerinin değil, kaldıracak sayısal çoğunluğu bulabileceği halde bunu kaldırmayanlarındır.


Bütün değerlere ellendi,
Bütün zülfikarlara dokunuldu,
Yine yolu bulmadık,
Bir tek dokunulmazlık kaldı bakir, dokunulmadık…


Eski meclislerden birinde bir milletvekili çıkmış ve bir konuşma yapmış…Bu meclisin yarısı hırsızdır demiş…Uğultular, itirazlar yükselince peki demiş sözümü geri alıyorum, bu meclisin yarısı hırsız değildir…


Demokrasimizdeki ikinci pranga, seçim sistemindeki adaletsizlik. Bu da başka türlü bir istismarcı işgaldir. Bu çarpık sistem, Özal tarafından icadedilip, kendi partisi lehine senelerce kullanıldıktan sonra , iktidara gelen ya da koalisyon yapan her partinin de işine geldiği için değiştirilmesi düşünülmedi. Milletin % 33 oranında oyunu alıp ta, meclisin % 66 oranındaki sandalyesini zaptetmek yalnız bize mahsus demokrasilerde mümkün. Bu çarpık seçim sistemi ile Anayasayı bile değiştirebilme gücüne sahip olabilmek nasıl bir tezattır, nasıl bir çürüklüktür. Bu kadar ucuz mudur bu ülkenin kaderi ? Başka bir deyişle aslında aldığı oy oranının iki katı bir kuvvetle, oy almadığı kesimden çaldığı sandalye sayısı kadar zul altında kalan bir sistemin üzerine oturtulmuştur demokrasimiz. Ve oturanlar rahattır, vicdanları da rahattır…Kendilerine oy atmayan % 66 çoğunluğu , % 66 lık sandalye gücüyle yönetmektedirler.


Bir de , milletvekillerinin meclis toplantılarına devamlılık oranları sık sık basında deklare edilmeli. Meclise geldiğinden beri,  ne kokar ne bulaşır vaziyette oturmakta olan, bir fikir üretememiş, bir önerge yaratamamış , bırakın önergeyi, kürsüye çıkıp ta bir konuşma dahi yapmamış olan kaç milletvekili vardır? Bu da açıklansın…Bunların bu memlekete ne hizmetleri vardır. Belki de oraya gelebilecek, yaratıcı bir deryanın önünü kesmekten, bir cevherin yerini işgal etmekten ve bu milletin cebinden maaş almaktan başka ne iş yapar o atalet simgeleri…


Cepheden bihaber vekil karargahta ahkam keser.
Yelkeni dolduracak yel, halkın bağrından eser.
Rüzgar güzel ! gemi yüzer ! rota düzgün ! ufuk engin !
Diye diye batar gemi, halk boğulur, vekil yüzer.


Birisi bir çalışma yapabilir mi, bu 3 kriterin eliminasyonundan geçip te gerçekten milletvekilliğinin hakkını veren kaç meclis üyesi vardır parlementoda ? Yani, çarpık seçim sisteminin haksız oranı içinde gelmemiş olacak, dokunulmazlık zırhını kullandığı bir suçu olmayacak ve yaratıcı, katılımcı, vizyonlu biri olacak. Böyle kaç milletvekili var ve bunların oranı diğerlerine göre nedir? Çok merak ediyorum. Kimler orada bizi temsil etmektedir? Bizi kimler yönetmektedir?


Sayın Meclis Başkanı, bir ara türban dışında birşeyler daha düşünün ve başkanı olduğunuz bu meclisin kalitesini ve saygınlığını arttırmak için tedbirler alın, kriterler saptayın…Sonuçta orası milletin , halkın meclisi…Ben asil olan halkım, siz eninde sonunda vekilsiniz, benim ordaki vekilimsiniz, bunu sizden bekliyorum…


Metin Sözüçetin / metinsozucetin@yahoo.co.uk

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 × 2 =