Mecliste Baykal-Erdoğan muharebesi

Hükümet ve AKP sözcüleri, iktidar sürecinde ne güzel işler yaptıklarını; “ayna ayna söyle bizden güzeli var mı” türü yaklaşımlarla ortaya koyma görüntüsünü verirken, Ana Muhalefet lideri Sayın Baykal, şahsına özgü çıkış ve konuşma üslubuyla, ortalığı tozu dumana kattı denebilir…


İktidarın ilk ve ikinci yılında ılımlı muhalefet yapmayı yeğleyen CHP lideri Deniz Baykal, dönem itibarıyla son viraja girilmiş olmanın gereğini yerine getirerek, konuşmalarında, hükümete ve Başbakan Tayip Erdoğan ile Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a yönelik ağır eleştiriler yöneltirken, kimi konularda da suçlamalarda bulundu… 


Başbakan’da; bilinen konuşma üslubu ile eleştiri ve suçlamaları, kendisi ve hükümeti adına, sert ve yüksek tonlu konuşmalarla yanıtladı. Ancak, kürsüdeki konuşmaları sırasında son aylarda ki gergin ruh halinin görüntüsünü ortaya koymaktan yine kendini alamadı.


Baykal’a yönelik, “genel başkanlar el ve kol hareketleriyle değil dilleriyle konuşurlar” şeklindeki çıkışı, durumun somut göstergesiydi. Diğer yandan, kendisine laf atan bir milletvekiline “doğru konuş” diye yüksek sesle uyarıda bulunması ve kürsüdeki konuşmalarını çoğu zaman bu tarz kızgın görüntüler içinde yapmış olması, sayın Başbakan’ın bir hayli sinirli olduğunu açık ve kızgın biçimde ortaya koyuyordu….


Baykal’ın Başbakan’a yönelik, kimi eleştirilerinde haklı olsa bile yer ve zaman olarak yanlış olduğunu belirtmek durumundayız.


Sayın Baykal, Tayip Erdoğan’nın Hikmetyar’ın önünde diz çökmüş olarak kamuoyuna yansıyan fotoğrafından söz etmesi ve bir zamanlar Erdoğan’ın söylemiş olduğu Anıtkabir’de Atatürk’ün karşısında “sap gibi durma” sözünü dile getirmesi, bütçenin tartışılmış olduğu bir ortamda yersiz ve gereksizdi.


Ülke bütçesinin, TBMM’ de kamuoyu önünde tartışıldığı bir platformda, ekonomiyi ilgilendiren  konularda görüş, eleştiri ve uyarıların ağırlıklı olarak yapılması beklenirken, siyasi temelli ve konu dışı konuşma ve suçlamaların ortaya konması ne derece doğru oldu tartışılır.


Ana Muhalefet Partisi ve liderinin böyle bir ortamda,  Ekonominin yanlış giden yönlerini somut verilere dayalı olarak ortaya koyarken, yaklaşmakta olan seçime yönelik, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelirlerse nasıl bir ekonomik modeli uygulayacaklarını ve öbür konularda yapacakları icraatları, hiç olmazsa konu başlıklarıyla kamuoyuna duyurması gerekirdi.


Bütçe oylamasının, AKP’nin Meclis’teki mevcut çoğunluğu karşısında formaliteden öte bir işlem olmadığı açıktı. Oylama sonucunda bütçeye ret oyunun çıkması ve hükümetin düşmesi diye bir şey söz konusu olmayacağına ve bu durumun da herkes tarafından da açıkça bilindiğine göre, tartışmalarda, Ana Muhalefet açısından, geçmiş dönemde ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan neler  yanlış yapıldı, ileriye dönük halkın önüne iktidar olunduğunda ne gibi icraatların  hangi modellerde, ortaya konulacağının üzerinde durulması gerekirdi. 


Deniz Baykal’ın deneyimli, bilgili, duayen bir siyasetçi ve devlet adamı olmasına karşın, hırçın üslubu inanıyoruz ki bütçe görüşmelerinde de halkta yine ayni izlenimi bıraktı.
-Baykal hizipçi, hırçın ve kavgacıdır…
-Partisinde de, ileride CHP iktidar olursa, ülke yönetiminde de sert, hırçın ve -uzlaşmaz tarz ve üslubunu sürdürecektir…
-O nedenle Baykal başa geçse de yani Başbakan olsa da ülke yararına başarılı hizmetler ortaya koyamaz..
-Geçmişte ki bakanlıkları döneminde ne yaptı ki, Başbakan olunca hangi başarılara imza atabilecek?…


Bütçe konuşmalarını televizyondan izlemiş olan pek çok vatandaşın böyle düşünmüş olduğu konusunda hiç kuşkumuz yok.


Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a yönelik af konusunda ve çocuklarının ticari faaliyetlerinden ötürü yapılan eleştirilerin, önümüzde ki günlerde daha da artacağını düşünüyoruz.


Başbakan’ın kabinede revizyon yapma isteği, basında sıkça dile getiriliyor. AKP’de ciddi ölçüde sıkıntılar yaşanmaya başlamış olduğunu söylememiz gerçek dışı olmaz. Önümüzde ki günlerde ve aylarda partiden kopmaların yaşanacağını olayları yakından izleyen hemen herkes görüyor ve kabul ediyor.


Başbakan’ın kürsüde asgari ücretin ne denli arttığını dile getirmek için, vermiş olduğu simit-çay, ekmek miktarı ve yumurta sayısı gibi rakamlar, iktidarın düşmüş olduğu çaresizliğin hüzün verici bir kanıtıydı adeta.
Asgari ücret bugün, net 350 milyon lira.  2006 yılında da net 380 milyon lira olacak.
Yani nereden bakarsanız bakın, geçim koşullarına göre komik, hem de açlık sınırının altında bir rakam 380 milyon lira.


Siyaseti anlayabilmek mümkün değil…
Hükümetin bu rakam karşısında ve söz vermiş olduğu halde asgari ücretten vergiyi kaldırmamasından ötürü, halktan başaramadık diye özür dilemesi gerekirken; simit-çay hesabı yaparak kendisini başarılı göstermesi ve bu nedenle de traji-komik tablolara düşmesi, gerçekten de anlaşılacak bir durum değil.
Ne diyelim?
Allah vatandaşa yardım etsin!
Çünkü işimiz Allah’a kaldı!


burhanaozbey@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.