Medeniyet hali…

Medeniyet hali…

0
PAYLAŞ

Annemin, babamın da çocuk olduğunu bildiğim  ancak bunu şu an, ancak onların yaşına vardığımda anlayabildiğim bir tatil günü sabahı.  Aranağmede ‘Bir tatlı huzur almaya geldim’ le başlayıp,“Light my fire’ la son bulan öğrenciliğim. ‘Herşey mümkün hayatta‘ diyemeyen bir önceki kuşakla, şu an yaşadığım hayretlerin kabullenilebilir yüzü.


Herşey renkli,  herşey saydam ve bir oyun gibi… zıplat duyguları çarpsın duvara, at oltayı vursun umutsuzluk, seyret kare sehpanın üzerindeki renkli camdan Popstar’ı. Küçült duygularını ve ziple yarınlara, lazım olur bir gün diye ertele yaşayamadıklarını…


Herşey mekanik, cep telefonlarında bir techno melodi, telesekreterin içindeki yorgun ses: yokum ben evde, yokum şu an yanında, yokum dünyada, her nerede isem, tınısıyla. Bir güleryüz imleci mail boxlarda, forward edilmiş ‘kendini tanı” başlıklarında. Aradığımız belki kendimiz, belki kendimiz sandığımız uygarlığımız.


Evet herşey renkli, ya düş dünyamız?


Çocuk boyama kitaplarına baktınız mı hiç? Bir tavşan kontürü,  içini doldurmayı bekliyor… Hani nerede 62’den tavşan yaptığımız anneanne resimleri? Fikrimiz mi tükendi, bedenimizden önce?


Herşeyin mümkün olduğunu kabul ettiğimiz küçük dünyamızda, çanak antenlerin bunda ne kadar payı var düşünsenize. Başkalarının deneyimleri örnek oluyor sınırlandırılmış hayatımıza. Biz yaşamayı seçemeyecek kadar korkak mıyız dört duvarlarda? Medeniyet hayatımızda, bir mikser kıvamında. Yatak odamızdaki müzikli çalar saatlerin, saat 20:00de kapıcının çöpü almasıyla son bulan miskinliğimizin, sabah gün ağarmadan yollara düşüp, günü karartarak döndüğümüz evin odalarında hangi çanlar çalıyor görebilmemiz için?


Modanın, markanın, hassas kantarların tavuk reyonlarında, Migros yorgunluklarında, Cosmopolitan efektli test sonuçlarında, seçtiğiniz ‘a‘ şıkkının ne denli önemli olduğunu öğrenmek; 62’den tavşan çizmek gibi bir yaratıcılığı  unutturuyorsa, siz olsanız özlem duymaz mıydınız  siyah-beyaz yaşadığınız televizyonların kasasındaki naif dünyanıza?
Ben duyuyorum.


Aaaa lütfen yanlış anlaşılmasın. Fikrim medeniyetten yana. Bir “Taş Devri ‘olasılığından çok uzaktayım. Ancak her nasılsa 21. yy da  yaşananlarla Taş devrinde konuşulanlar, yoran aynılıklar, sorgular ve suçlamalar hala aynı.  Oysa giydiğimiz ceketin etiketiyle ve kullandığımız arabanın amblemiyle sınırlı kalmadıkça artar medeniyetin ölçüsü… Bir dönüp bakmadıkça geri, ileriki adımlar daima yanlış, rutin ve lapa olmuş pilav gibi değil mi? Madem bu kadar hazırı var  herşeyin, beynimizin sol lobuna  olan güvenimizi çoğaltarak yaşamak olamaz mı medeniyet?.


Şüphesiz medeniyet şahane birşey.
Hayatımızı kolaylaştıracak herşeyi ,
aklımızı-fikrimizi-yüreğimizi büyütmek uğruna kullanabiliyorsak, 
inançlarımızı tembelleştirmiyorsak eğer….


Sibel Bengü

BİR CEVAP BIRAK