Medya patronunun kızı ya da kızları

PAYLAŞ

Geçen gün elime 1983 senesine ait bir dergi geçti. Ercan Arıklı’nın sahibi olduğu Canan Barlas’ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı “Toplum ve İnsanlar” dergisinin ikinci sayısıydı bu. Kimler yoktu ki o dergide. İlk altı sayfa dönemin genç politikacısı Deniz Baykal’a ayrılmıştı. Deniz Baykal’ın pek alışık olmadığımız görüntüleri vardı dergide. Minik kızı ve eşi Olcay Hanım’la beraber çektirdiği fotoğraflara yer verilmişti.


Dergide ilgimi çeken bir başka konu da Aydın Doğan’la yapılan röportajdı. Genç iş adamı ve gazete patronu eşi ve kızlarıyla birlikte görüntüleniyordu. Doğan ailesinin evinde çekilmiş fotoğraflar oldukça güzel ve nostaljik. Beyaz sandalyeli masanın dantel örtüsü, beyaz büfenin içindeki dantel örtüler bir zamanların zevkini yansıtıyor.


Aydın Doğan’ın sadece evi değil, kızları da eski film karelerinden çıkmış gibi. Siyah beyaz fotoğraflarda küçük üç kız var. Arzuhan, Vuslat ve Hanzade. Fotoğraflarda Begümhan yok. Vuslat ve Hanzade henüz çocuk. Arzuhan ise çocukluktan genç kızlığa geçmiş. Yüz hatları hemen hemen aynı. Hiç değişmemiş gibi. Son derece güzel bir genç kız.


Aydın Doğan’ın eşi Sema Doğan da son derece güzel bir kadın. Güzel ve bakımlı. Kızlar, özellikle de Arzuhan annesine benziyor.


Bugün Türkiye’nin en büyük medya devi olan Aydın Doğan, o yıllarda işadamı kimliğiyle ön planda ama, yine de diğer işlerinden ayrıcalıklı bir yere koyuyor gazete patronluğunu. Mesaisinin yüzde 90’ını Milliyet’te geçirdiğini söylüyor. “42 yaşında gazete sahibi oldum ama, bu yaşta gazeteci olamayacağımı biliyorum” diyerek bu işi bir ticaret olarak gördüğünü belli ediyor.


Aydın Doğan’ın medya patronu olması basın tarihi açısından önemli bir süreç. Çünkü o yıllarda Türk basınında Babıali’nin yetiştirmediği medya patronu yoktu. Genelde patronluk babadan oğula geçer, dışarıdan kimsenin gazete patronu olmasına izin verilmezdi. Bu yüzden gazeteler de patronları ile değil, yayın politikalarıyla anılırdı. Bu politikaları belirleyenlerse genel yayın yönetmenleriydi. Örneğin Milliyet Gazetesi deyince akla gelen gazetenin sahibi Ercüment Karacan değil, genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi olurdu.


İşte bu gelenek Aydın Doğan’ın Milliyet Gazetesini satın almasıyla bozuldu. Aydın Doğan bir anda medya patronluğuna yükseldi. 1994 yılında da Hürriyet Gazetesini satın aldı.


Aydın Doğan’ın gazete sahibi olduğu ilk yıllarda verdiği röportajı okurken, “acaba bir gün Türk medyasının tek patronu olacağını o günlerden biliyor muydu” diye düşünmeden edemedim. Ya o babalarının kucağındaki küçük kızlar ne düşünüyordu acaba? Bir gün iş ve medya dünyanın sayılı isimlerinden olacaklarını hayal ediyorlar mıydı?


O günlerden bunları hayal etmeleri mümkün değildi elbette.


Ama o günlerde bunu hayal eden ve dile getiren bir başka çocuk var. Ne tesadüf ki, aynı derginin ilerleyen sayfalarlında o çocukla da söyleşi yapılmış. Zaten derginin kapağında da o çocuk ve annesi var. O çocuk Yasemin Simavi, annesi de Gönül Yazar.


“Ben Yasemin Simavi. 1970 yılında İsviçre’nin Cenevre şehrinde doğdum. Ecole de Francaise Papillon’da okuyorum. Hazırlık ikideyim. Amacım şimdi okuduğum okulda liseyi bitirmek ve Fransa’nın Aubenas adındaki kasabasında Halkla İlişkiler bölümünde öğrenim yapmak ve büyükbabam, amcam, babam ve ağabeyim gibi gazeteci olmak. Eğer bu işte başarılı olursam ki olacağımı sanıyorum, gazetede makale yazmak yani başyazar olmak isterim.” diyor röportajında.


O günün en büyük gazete patronu Erol Simavi’nin kızı Yasemin Simavi söylüyor bunu.


O yıllarda Yasemin Simavi’ nin hayali boş bir hayal değil tabii. Büyükbabası Sadet Simavi, babası Erol Simavi, amcası Haldun Simavi ve ağabeyi Sedat Simavi olan her çocuk bunu hayal eder.


Yasemin Simavi hayalini gerçekleştiremiyor ama, aynı anda aynı dergide yer alan Aydın Doğan’ın kızları bunu başarıyor.


Acaba Erol Simavi, kızını gizlemese işlerin içine soksa Yasemin’in bu hayali gerçekleşir miydi?


Aslında Erol Simavi’nin bir varise ihtiyacı vardı. Babadan oğula geçen gazete patronluğunu oğlu Sedat’a bırakmak istiyordu ama oğlu istediği gibi gazeteyle ilgilenmiyordu. Sonunda Hürriyet’i satıp İsviçre’ye yerleşmeye karar verdi. Gazetenin yönetimine oğluyla beraber kızını da ortak etseydi bugün daha farklı mı olurdu acaba?


Bugün için bunları konuşmak kolay ama, o günlerde Erol Simavi, kızı Yasemin’i gizliyordu. Erol Simavi’nin Gönül Yazar ve kızı Yasemin hakkında kesin talimatı vardı ve genellikle herkes bazen saygıdan, bazen korkudan bu talimata uyardı. Gönül Yazar ve kızı Yasemin hakkında yazı yazmak, röportaj ve fotoğraf yayınlamak yasak gibi bir şeydi. 


Bu yüzden elimdeki dergi son derece önemli. Sadece bu yasağı deldiği için değil; o günün medya patronunun kızıyla, bugünün medya patronunun kızlarını aynı sayfalarda buluşturduğu için.

CEVAP VER