Medyanın ipini kim çekti? (III)

Medyanın ipini kim çekti? (III)

0
PAYLAŞ

Televizyon izleyicisinin ve gazete satışlarının artması, tamamen güven ve inandırıcılığa dayanan bir olgu.
Önce güven…
Sonra inanmak…
Sevmek, hoşlanmak, keyif almak, eğlenceli bulmak, eğitilmek ise daha sonrasında mümkün.
Gazeteye de, televizyona da önce güveneceksin.
Doğruları halka ulaştırmakla sorumlu medya, kendisini satın alan okuyucusuyla aslında bütünleşmeli. Ona dokunmalı. Ona “aidiyet” duygusu aşılamalı.
Gazete tiryakiliği denen şey de böyle bir şey.
1983 sonrası Hürriyet Gazetesi bir milyona yakın tirajıyla amiral gemisiydi basın dünyasında.
Turgut Özal ise Başbakan…
Gazete üst yönetimi, Özal’ın izlediği siyasetten memnun değil. Özal bir ara ABD’ye gidip Bypass ameliyatı olur. Döner dönmez ülke yönetiminde değişik kararlar alır.
Kızı, eşi, damadı ve oğulları siyaset sahnesindedirler.
Hürriyet, bir gün birinci sayfasından Özal’a bir açık mektup yayınlar.
Kalp ameliyatının Özal’da beyinde bazı izler bıraktığını (!), bazı yanlış algılamalara neden olduğunu ve bu nedenle yanlış işler yaptığını ima eden bu mektup, son derece tepki toplar.
Tepkinin nedeni, insan sağlığını hafife almak veya onunla bir anlamda alay etmek duygusu okuyucuyu rencide eder.
Gazete patronu Erol Simavi, Özal’la görüşmek, hatta ayağına gitmek zorunda kalır ve Ankara’ya geldiğinde bizlere şunu söyler.
Cümlesi dün gibi hafızamda.
“ Ben bir adet fazla gazete satmak için milyonlarca lira para dökmekten kaçınmam. Ama bir gecede 110 bin okuyucu kaybetmenin ezici ağırlığını de hissetmeden edemem. Bir hatalı mektup bana Anadolu’da 110 bin okuyucu kaybettirdi. Bunu telafi etmek çok zor.”
Yani gazeteye güvenmeyen, yanlışı affetmeyen okuyucu; tiryakisi olduğu gazetesine faturayı kesmekten geri kalmayabilir.
Bu tablo Hürriyet tarihinde bir Milat oluşturur.
Özal’ın patronlardan çok genel yayın yönetmenleri ile yazarları dikkate alması da iyi sonuçlar vermez.
Tüm gazetelerde yozlaşma başlar.
Bu arada gazeteler el değiştirmeye başlamıştır bile.
Hürriyet de sahip değiştirir. Yeni gazeteler piyasaya çıkar.
Ülkedeki istikrarsızlık süratle gazetelere de yansır.
Siyasi keşmekeş, ekonomik kriz, 28 Şubat’lar derken gazeteler de güven erozyonuna uğramaktan geri kalmaz.
Habercilik adeta ölür.
Hele 28 Şubat !!!
Gazete üst yönetimi ve yazarların, sabah birifingleri için Genel Kurmay Nizamiyesinde erken saatlerde “asker postalı” gibi dizilmeleri, demokrasi dışı gidişata “çanak” tutmaları, gazete ve televizyonları o an için belki etkilemez ama bunun faturası daha sonraki yıllarda fazlasıyla çıkar.
2000’li yıllara gelindiğinde gazetelerin artık el değiştirme dönemi açılır.
AKP’nin iktidara gelmesiyle bu hız iyice artar.
Kimi gazetelerin iflas masasına oturmak zorunda kalması, kiminin TMSF’nin eline geçmesiyle gazete ve televizyonlar da iktidarın “ yandaş” kanadına doluşurlar.
Medyanın ipinin çekilmesi hızlanır.
Gazete satışları çakılmaya başlar.
İtibar sıfıra doğru yol alır.
Haberlerin doğruluğuna olan güven sıfırın altında iner.
1980’ler sonrası toplam 4.5 milyonu aşan satış, bugünlerde ise 4 milyonun altına iner.
Yani ülke nüfusu yüzde 30-40 artarken, gazete tirajları bırakın yerinde saymayı, nerdeyse dip yapar.
Neticede iktidara yakın “yandaş” basının “abone” olarak sattığı gazetelerin sayısını bir milyondan fazla kabul edersek ( Zaman Gazetesi 700-800 bin, Yeni Şafak 200 bin, Türkiye 100 bin cıvarında abona satışı yapıyor ) nerdeyse 3 milyonluk bir kitle kalıyor karşımızda.
Oysa Türkiye’de tahminen bugün için 7-8 milyon gazete satılması gerekiyor.
Eğer yıllardır bazı şehirlere girmeyen değil, giremeyen gazeteler varsa, o ülkede medyanın halini bir değil, birkaç kez düşünmek gerek.
Peki medyanın ipini kim çekti?
Veya kimler çekti?
Bence birincisi, gazeteleri vasıtasıyla özelleştirme pastasından büyük pay almaya çalışan gazete patronları.
İkincisi, bu duruma boyun eğen, editoryal bağımsızlığı hiçe sayan, gazete haberlerindeki doğrulukla ilgilenmeyen, muhabirler, haberciler ve fotoğrafçıların gazetelerdeki emeklerine ve eski yetkinliklerine değer vermeyen, aldırış etmeyen genel yayın yönetmenleridir.
Onlar ceplerini doldurmayı tercih ettiler ne yazık ki…
Milyon dolarlık yalılara sahip olabilmek için, patron “yalakası” oldular.
Aslında medyanın içler acısı durumunu, trajik çöküşünü “zincirleme” bir trafik kazasına benzetmek de mümkün.
Habercilik bitti.
Muhabirlik öldü.
Gazete ve dergilere güven sıfırlandı.
Özetle : Medya “Dördüncü Güç” olmaktan çıktı.
Nokta…
(bitti)

BİR CEVAP BIRAK

nine − four =