Medyanın ipini kim çekti…

Medyaya yönelik eleştiriler sürüyor.
Sürmeli de…
Yazılısı ve görseliyle medya dünyasına da el atan Başbakan Tayyip Erdoğan kendisine dikensiz gül bahçesi yarattığını sanıyor ama yanılıyor.
Nedenini şimdilerde anlayamaz.
Gittikten ve koltuktan düştükten sonra farkeder.
Çünkü kendisini destekleyen ve devamlı gaz veren gazeteci-yazarlardan hoşlanmak çok iyi de, yağdanlıkların doğruyu yazdıkları, gerçekleri gösterdiği, isabetli analizlerde yaptığı nasıl anlaşılacak.
İktidar sarhoşluğu ve iktidar şehveti denilen duygular eğer yönetenin başını döndürmüşse, her yaptığı alkışlanmışsa, her icraatına “ isabet buyurdunuz efendim” denmişse, o başbakanın önüne geçmek artık mümkün değildir.
Tıpkı Başbakan Erdoğan’ın durumunda olduğu gibi.
Bir de buna danışmanlar denen bir “yağcılar-balcılar” ordusu eklenmişse o başbakanı artık kimse durduramaz.
Tabii bunların yanında gerçek gazete patronları, yani aileden gelme, babadan oğula devredilen ama çizgisi bozulmayan gazete patronları bu işten çekilmişse…
Ortalığı; İnşaatçılar… Taşeronlar…Tüpçüler…Yedek Parçacılar…Müteahhitler işgal edip, gazete ve televizyonların yeni patronluğuna soyunmuşlarsa…
Bu, gazetelerin ve televizyonların içi boşaltılmış demektir.
Editoryal bağımsızlık raftadır artık.
Yazarlar- çizerler giyotine gönderilmiştir…
Hatta en alt kademedeki gerçek basın işçileri, emekçiler muhabir ve foto muhabirleri dahi kıyıma uğramaya mahkumdurlar…
Çünkü müteahhit veya taşeron olan yeni gazete patronu, gazeteciyi “AVM” olarak görür..
Çünkü daha önce doğalgaz tüplerini işyeri ve evlere servis eden yeni patron bu kez, yazarını köşesinde fikir üreten biri olarak değil de “tüp” olarak hayal eder.
Bir diğeri muhabirini araba parçası satan çırak olarak algılar.
Böylesine bir medya, ne çalışana, ne çalıştırana ve ne de kayıtsız şartsız desteklenen bir başbakana iyilik getirir.
Aksine yanlışlar savunulmuş olur.
Hatalar görmezden gelinir.
Kusurların üstü örtülür
Yanlışlar, hatalar, kusurlar, her zaman “çok” tur.
Oysa bir “tek” doğru vardır…
O doğruyu da dalkavuklar, yağdanlıklar, fırıldaklar, şarlatanlar Başbakana göstermezler.
Türkiye’de medyanın durumu özetle budur.
Ama bu noktaya gelinirken, sadece gazetelerin el değiştirmesi, gazeteci olmayanların medya dünyasına doluşmalarıyla mı bugünkü noktaya gelinmiştir, yoksa “özeleştiri” yapmayan, sadece kendi geleceklerini gözedip gazeteleri yönetmeye kalkışan sorumsuz genel yayın yönetmenlerinin işgüzarlıkları mı bu noktaya gelişte etken olmuştur?
Bunu da gelecek yazıda analiz etmeye çalışacağım.
(devam edecek)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − nine =