Meksika depreminden Türkiye için dersler

Önce tiz bir siren sesi duyuldu. Ardından da minibüs, devrilecekmiş gibi sallanmaya başladı. Hemen kapıları açan şoför, derhal inmemizi istedi.

Araçtaki diğer yolcular, şaşkınlık içinde ‘ne oluyor’ derken, deprem bölgesi bir ülkede doğup büyümüş ben, ne olduğunu kavrayıp derhal kapıya yöneldim.

Asfalt yol, gözle görülür şekilde dalgalanıyordu. Etrafımızdaki yüksek binalar, bir o yana bir bu yana hafif hafif kımıldarken, parlak camlarında güneş, sanki oyun oynuyordu. Elektrik direklerinin, ağaçların zangır zangır titrediğini gördüm.

Topu topu 30 saniyeydi ama dakikalarca sürmüş gibi geldi.

Göz açıp kapamadan, yol üstündeki otellerin çalışanları, ellerinde megafonlarla kaldırımlarda belirdiler. Etraftaki insanları sakinleştirdiler; emniyetli noktalara yönlendirdiler.

Sokak sakinleri yavaş yavaş evlerinden, otellerinden, dükkanlarından çıkmaya başladı. Görünürde hasar ya da panik yoktu ama kimin turist kimin şehir sakini olduğunu anlamam uzun sürmedi. Mexico City’nin yerlileri, sokaktaki kalabalık arasında ne yapmayı, nerede durmayı ve diğer insanları nasıl teselli etmeyi bilenlerdi.

Çok geçmeden Meksika’nın başkentinin 7,2 şiddetinde bir depremle sarsıldığını öğrendik. Depremden hemen önce duyduğumuz siren sesi, 71 saniye once başlayan alarm sinyaliydi. Eğer evinizde o sırada Televisa kanalını seyrediyor olsaydınız, televizyonda Eduardo Salazar adlı sunucunun deprem alarmı verildiğini ve en kısa zamanda bulunduğunuz yerdeki emniyetli noktalara sığınmanız gerektiğini söylediğini duyacaktınız. Eğer gözünüzü hala televizyondan alamadıysanız da, beş on saniye sonra stüdyonun şiddetle sallanmaya başladığına, tavandaki ışıkların ve kameraların sağa sola savrulduğuna, ayakta durmaya çalışan Salazar’ın hala sizden sakin olmanızı istediğine tanık olacaktınız.

Mexico City Belediye Başkanı Mayor Miguel Angel Mancera, depremin çok hafif zarar verdiğini, can kaybı olmadığını açıkladı. Başkentin elektrik, su, metro gibi temel altyapı sistemleri de normal işleyişini sürdürüyordu.

Meksika, üç ayrı ve büyük tektonik tabaka üzerinde yeralıyor. O yüzden de dünyanın deprem riski en yüksek bölgelerinden biri. 1887 yılından bu yana Meksika’da 7 ya da daha şiddetli 15 deprem meydana geldi. Başkent Mexico City ise özellikle tehlikeli bir bölge, çünkü yüzyıllar önce doldurulan göllerin üzerine inşa edilmiş.

Cuma günkü depremin merkez üssü Büyük Okyanus kıyısındaki, başkente 265 kilometre uzaklıktaki Guerrero eyaleti olmasına ragmen, sarsıntı, Mexico City’de 7,2 şiddetinde hissedildi. 19 Eylül 1985’de Mexico City, 8,1 şiddetinde, üç dakika süren bir depremle sarsılmış, 10 binden fazla insan ölmüş ve çok ağır hasar meydana gelmişti.

1985 depreminden sonra Meksika, başkentinde, kısaca SAS diye bilinen Erken Uyarı Sistemini uygulamaya koydu. 60 saniye kadar öncesinden sirenleri harekete geçiren uyarı sistemi, yaygın bir kamu eğitim projesi ve düzenli tatbikatlarla desteklenerek, halkın, en azından bulundukları yerde emniyetli noktalara sığınmasını sağlıyor ve bu yüzden de can kaybını önlediği düşünülüyor.

Daha da önemlisi, yüksek riskli bütün binaların çelik ve güçlendirilmiş beton malzeme kullanılarak depreme dayanıklı şekilde inşa edilmesini öngören ve uygulanan yasalar var. Özel sektör de en az kamu sektörü kadar depreme hazırlık ve eğitim programlarına ciddiyetle yaklaşıyor.

Tabii, doğal felaketlere ne kadar hazırlıklı olunursa olsun, 2011 Japonya depremi ve tsunami felaketinde gördüğümüz gibi can kaybını tamamen önlemek mümkün değil. Oysa Japonlar, dünyada depreme hazırlık konusunda birinci sırada.

Başkent Mexico City dışında Meksika’nın diğer kentlerinde de durumun mükemmel olduğunu söylemek mümkün değil.

Ama Cuma günü 7,2 şiddetinde depremle sarsılan Mexico City’de tanık olduğum görüntüler, 2010 yılında 7 şiddetindeki depremde 300 bin kişinin öldüğü Haiti’yi ve 1999 yılında 7,4 şiddetindeki depremde 17 bin insanımızı kaybettiğimiz Türkiye’yi düşününce, öfkeyle karışık acımı daha da pekiştiriyor.

2011 Ekim’inde meydana gelen Van depreminin derinliği ve şiddeti de Mexico City’dekine benzerdi. Van’da 600’den fazla insan can verdi; binlercesi yaralandı.

Depremler ‘Allah vergisi’ olarak görülebilir ama kontrolsüz ve yanlış yapılanma, yolsuzluk ve eğitim eksikliğinin yol açtığı yüksek sayıda ölümler, tamamen insan hatası.

Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelerde meydana gelen depremlerin yol açtığı ölümlerin gelişmiş ülkelerdeki depremlere oranla en az altı kat daha fazla olduğunu belirtiyor.

1999 depremi ardından Türkiye’de yetkililer, depremde hasar ve kayıp riskini azaltmak için bazı adımlar attılar. Ancak, kamunun depreme hazırlık eğitimini sağlayan programlar, altyapının düzeltilmesi ve varolan binaların sağlamlaştırılması çabaları, hala yeterli olmaktan çok uzak.

Son aylarda tanık olduğumuz inşaat sektörü ve hükümet ilişkilerindeki kayırmacılık ve usülsüzlik iddiaları ise, Türkiye’de bundan sonra meydana gelecek bir depremin öncekilerden daha az yıkıcı olabileceğine olan umudumuzu zedeler nitelikte.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen + 16 =