Memenizi Koruyun!

SERDAR MÜTEFERRİKA SERHATLI – Kötü komşu adamı ev sahibi yaparmış!

Prof.Dr.Ayşegül Özdemir de, ¨Memenizi Koruyun¨ başlıklı kitabını yayımladığı 2013 yılından altı sene evvel, bazı tıp hocalarının ¨Söylediklerinizin tümü doğru ama hekimlerin sadece kendi aralarında konuşabilecekleri şeylerdir bunlar. Halkın bilmesi sakıncalı. Açıklamamanız gerekirdi¨ [s.9] demesi üzerine otuırup eserini yazmıştır.

Kitabın yazarı, kinayeli bir teşekkürü de ihmal etmez:

¨Yarattıkları derin hayal kırıklığı yolumu aydınlattı ve hekim olarak misyonuma eskisinden de büyük bir kararlılıkla bağlanmamı sağladı. Bu yüzden kendilerine minnetarım.¨

Tıp meslektaşlarının sitemli konuşması Prof.Dr. Özdemir’i yazar ve kitap sahibi yapmış bulunuyor; hem de iyi bir yazar.

 Prof.Dr. Ayşegül Özdemir‘in, sadece kadınların derdi görünen ama aslına bakarsanız yanlış yahut hatalı bilgilenmek yüzünden ağır toplumsal soruna dönüşmüş olan meme hastalıklarının kişi ve çevresi üzerinde yarattığı tahrip edici yönleri baştan sona uyarıcı, ihsas edici, zaman zaman mizaha, eleştiriye ucu açık bir yazı üslubuyla ele alıp ortaya koyduğu eser Popüler Bilim-Tıp kategorisinde pek seyrek görünen nadir çalışmalardan birisidir.

Ailesindeki kanser vakalarını dikkate alıp erkenden tedbirli olmak, temkinli davranmak isteyen Hollywood film aktrisi Angelina Jolie‘un memelerini aldırması, yerine protez koydurması, hatırlayacaksınız bir süre evvel basında, magazinde ve bazı tıp çevrelerinde epeyi konuşulmuştu.

Yapılan ameliye köktenci bir mastektomi‘ydi.

Çok radikal bir karardı bu, tabiî olanın yerinden edilmesi, bunun yerine kurgulanmış bir doğallığa geçiş şaşırtıcıydı. Bu, bir bakıma, erkeğin çocukluğundan beri korktuğu penisini yitirmeyi, husyelerini kaybetmeyi çağrıştıran, castrate – gonadectomy benzeri bir müdahaleydi.

Erkekte penisin varlığı neye tekâbül ediyorsa kadında meme, Ayşegül Özdemir’in de vurguladığı gibi ¨göğüs değil, meme¨ kendi varlığının öteside bir fenomonolojik olguydu.

Zira  kadın için meme, hamilelik sonrası bebeğin beslenmesinden daha fazla bir sosyal-cinsel yüklemi de üstlenmiş bulunuyor. Marily Yalom‘un ¨Memenin Tarihi¨ başlıklı çalışmasını, bu anlamıyla bir kez daha anmak gerekecektir. Yalom tarih boyunca kadın memesini sadece cinsellik çağrıştıran yanıyla değil, uygarlığın kültürel varlığındaki yerine dair önemi ile anlatmıştı.

Bu kez, yazarımız A.Özdemir sevimsiz bir konuyu, kanser vakalarının neredeyse dörte birini oluşturan meme kanserini yirmi yılı aşkın gözlem, çalışma ve ülkenin değerli tıp kurumlarında kürsü kurmaya kadar uzanmış araştırmalarının verdiği birikim ve bilim insanlarına ait özgüven içinde kaleme almıştır.

Kitabın tümüne hâkim olan berrak bir Türkçe ve akıcı bir dil epeyi şaşırtıcıdır; itiraf etmek zorundayım! Karşımızda, aslına bakılırsa güçlü bir anlatıcı ve okuruyla karşı karşıya oturmuş da sohbet ediyor gibi yazan bir kalem sahibi görünüyor; bu kalemiyle başka eserler, hatta belki edebiyat eseri vermesini de bekleriz.

Kayıtlara geçmiş ilk meme kanseri vakasının Milattan Önce 17.yüzyıldan kalma bir papirüs belgede saptandığına dair bilgiyle başlayan anlatısı, hiç kuşkusuz ki tıbbi açıklamalara ait tablolar, istatistikler ve grafiklerle destekleniyor.

Bizans imparatoriçesi Theodora’nın meme kanserine yakalanıp, elbette o vakitler anestezi ve ameliyat teknikleri yetersiz, hatta hiç olmadığından, acıyla karşılaşmak yerine ölmeyi tercih ettiğine dair, bu gibi ve başka birçok tarihî anektodlarla dolu bir giriş başlı başına mikro-tarihçilik örneği sayılmalı. Theodora’nın dişçi kerpeteninden kaçışı andıran bu tepkisi bugün çok farklı biçimlerde meme kanseriyle karşılaşan, dahası sadece karşılaşma korkusu yaşayan onbinlerce kadında görülmektedir. Kitap bu ve buna benzer birçok anekdotal anlatımla rahat okunmaktadır. Öte yandan bu alanda yahut başka çalışmalar içinse bir kaynak değerine sahiptir.

Sosyal bilimler alanında çalışan hatırı sayılır akademisyenlerin gıpta edeceği tarzda kaynakçası kalabalık bir metin, metodolojisi güçlü bir anlatımla yerli yerinde sunulmaktadır.

Kansere ve tabii münhasıran meme kanserine ait tarihî süreci böylece aktaran Dr.Özdemir eserinin sonraki bölümlerinde bir radyoloji uzmanı tıp hekimi olarak, kanseri tespit edenin, tanıyı koyanın radyoloji tıp dalının uzmanları yani radyolog hekimler olduğunu vurgulayan bir tez ve savunuyla konuya ışık tutmaktadır. Hastasını radyoloji servisine sadece git film çektir gel, diye gönderen hekim meslektaşlarına seslenmektedir; bu yönüyle sosyal ve mesleki sorumluluğu yerine getiriyor.

Mamografinin ve diğer radyoloji testlerinin diğer branşların uzman hekimlerince değil ancak radyolog hekimlerce okunup yorumlanması üzerine kurduğu iddiasını kitabı boyunca savunan Dr. Özdemir’e bu açıklamaları için diğer hekimlerin niye sitemkâr karşılık verdiklerini kavramak böylece anlaşılır bir şeye kolayca dönüşüyor.

Öteki hekim meslektaşları, ¨Birçok hastasını fizik muayene bile yapmaya gerek duymadan radyolojiye gönderiyor çünkü ‘ne varsa filmde görüneceğini’ [s.41] sanıyor! Oysa filmde görünen, sadece radyoloğun görebildiği ve gösterebildiğidir!¨

Kanser tanısının konulması tedavinin bütün aşamaları için mademki hastalığın başlangıçtaki en mühim sayfasıdır, o hâlde radyolojiyi sıradan bir araç olarak değil, aynı zamanda iyileştirme sürecinin temeli olarak ele almak gerekir; işte bu yorum, kitaptaki temel tezin, savununun bu olduğunu söylememizi mümkün gösteriyor.

Tatsız ama hayatın gerçeği olan bir konuda yazmak kolay şey değildir. Dr. Özdemir sanat eserlerine kadar birçok alana el atarak, aynı zamanda entelektüel zenginliğini de sunmaktadır. Rembrandt‘ın 1654 tarihinde yaptığı ¨Bathsheba¨ isimli tablosunda resimlediği çıplak kadının sol memesinde kanserli dokuyu işaret edecek kadar detaylara bakılması, kitabı zenginleştirmektedir.

Aynı şekilde sağ memesini tutarak derdini anlatmaya çalışan kadının karşısında bakışlarını reçetesini yazdığı defterinden ayır[a]mayan Ortaçağ döneminin bir hekimini tasvir etmiş Jan Steen‘in 1600’ler başında yaptığı tablo, ¨Doktor ve Hasta¨ isimli eser de dikkat çekicidir.

Bir de kitabı basan İMGE yayınları, paraya kıyıp, bu sayfalardaki resimleri siyah/beyaz değil de, renkli basmış olsaydı, Ayşegül Özdemir’in çalışmasına görsel bir değer katmış olurdu. 

_________________

 Memenizi Koruyunuz!
Ayşegül Özdemir, Prof.Dr.
İnceleme-Araştırma
İmge Kitabevi Yayınları,
2013 Ekim
270 sayfa

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nine + fifteen =