Memleket izlenimleri…

Eskiden buralar bahçeydi, tarlaydı. eskiden dediğim çok değil 30-40 yıl öncesi.

Eski Akşehirliler konutları depreme dayanıklı dağların eteklerine kurmuş, bereketli toprakları korumuşlar. Şimdi “modern” şehircilik ve beton teknolojisi, kapitalizmin rant ve kâr güdüsüyle birleşince bu güzel şehir eçiş ücüş bir hale sokulmuş. Örnegin Anıt Meydanı’ndaki Osmanlı mimarisi Ali Güneş’in kahvesi ya da eski adıyla Akşehir Kulübü’nü yıkıp yerine dikilen 5 katlı bina tam bir nefes darlığı geçirten cinsten… Bereketli topraklar üzerine kurulan yeni semtlerdeki sokaklar ise bir garip… Sanki şehir plancısı eline kaleme almış önündeki kağıdı rastgele karalamış gibi. Nedenini kuzenime soruyorum, “Eee buralar yol için kamulaştırılırken bazı hatırlı kişilerin topraklarına dokunulmayınca böyle oldu” diyor…

Akşehirli mevsimlerin değişmesinden de şikayetçi… Geçen günkü “NASA kaynaklı İstanbul’a aşırı yağmurun nedenini betonlaşma olarak açıklayan haberi” örnek veriyorum.

Memleketimde herşeye rağmen kendimi iyi hissediyorum. Londra’da doğan kızlarım bile burada çok mutlu olduklarını söylüyorlar. Nazım’ın dediği gibi “Memleketimi seviyorum: Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım. Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü gibi…”

Hemşerilerim genellikle iki ülkeyi kıyaslamamı istiyorlar. “Her ikisinin artısı ve eksisi var ama İngiltere’deki insan hakları ve sosyal haklar kendinizi güvende hissettiriyor” diyorum.

Akşehir’de güzel şeyler de oluyor. Kısa adı AKSEV olan Akşehir Kültür Sağlık Ve Eğitim Vakfı, 1998’den bu yana Akşehir kültür ve sanatını korumaya çalışıyor, ihtiyacı olanlara kapısına kadar yemek götürüyor. Eski bir konağı da “Akşehirevi” adıyla restore ettirip otantik yemek ve tatlıların yenilebileceği herkese açık şehir müzesi oluşturdular. AKSEV’in kurucuları ise çoğu benim yaşdaşım ve arkadaşım Akşehirli ve Akşehir dostu 16 gönüllü…

AKSEV kurucularından ve eski belediye başkanı Dr. Nuri Köksal ise çıtayı daha da yükselterek iki ayrı projeye önderlik ediyor.

İlki çok ortaklı antik Akşehir evlerinden ve her yönüyle organik yaşamın olduğu Philomelion Çiftliği ve Kırsal Turizm Projesi… Akşehir’e araçla 20 dakika uzaklıkta Sultandağı’nın tepesinde yapılan bu projeyi Dr. Köksal ile birlikte gezme şansım oldu. Philomelion’un panormasında Akşehir ve kuruyan gölü ayaklarınızın altında. Dr. Köksal’ın verdiği organik elmayı alırken “Havva’dan dolayı. kadın olsaydın almazdım” diyorum. Önümüzdeki yıl tamamlanması öngörülen bu projenin diğer şehirlere örnek olacağı kesin.

Dr. Köksal’ın ikinci projesi de Aşk-ı Şehir adıyla yazılı sözlü kent belleğini oluşturan, öğrencilere burs veren bir akademi… Ana sponsoru Köksal ailesinin olduğu Aşk-ı Şehir’ Vakfı’nın bütün ayrıntıları planlanmış. Sırada yine tarihi bir Akşehir evinin satın alınıp akademiye mekan sağlanılması yer alıyor. Aşk-ı Şehir’in logosu da kente damgasını vuran Selçukluların 8 köşeli yıldızı…

Akşehir’de sanırım 100’ün üzerinde kuzenim olduğunu söylesem abartmış olmam… Baba tarafımdan Eskioğlu, anne tarafımdan Imıl ailesinin Hacı İbrahim Veli Sultan Vakfı’na uzandığını biliyorum. Vakfın, Akşehir’in göbeğindeki Meydan Hamamı ve Muarif Köyündeki türbenin bulunduğu koruluğu ile pek çok mülkü bulunuyor. Ne yazık ki Hacı İbrahim’in sandukası türbeden çalınarak Berlin’e kaçırılmış.

İbrahim Hakkı Konyalı’nın “Akşehir-Nasrettin Hoca’nın Şehri” başlıklı 1945 tarihli kitabındaki secereyle, e-devlet aracılığıyla öğrendiğim soy ağacını birleştirdiğimde köklerim 13’üncü yüzyıla kadar uzanıyor. Nüfusa ilk kayıt olan 1877 doğumlu dedem Hacı Salim, seceredeki son kuşaktan Musa’nın oğlu olarak görünüyor. Secerede ilk sıralarda yer alan Hacı İbrahim’in babası Şeyh Hasan Paşa ve dedesi İbrahim’i de ekleyince kökler 1200’lü yıllara gidiyor. Bu durumda İbrahim’in 14’üncü kuşak torunuyum. Ayrıca secereki isimlerden bizim ailedeki Havva ve Ümmühan gibi isimlerin çokluk nedenini de öğrenmiş oluyorum.

Hep Akşehir’de yaşamış kalabalık bir ailenin üyesi olarak Londra’da yaşıyorum. Belki tasavvufu olarak olmasa da insan ve hayvan hakları, doğanın korunması için yazıp çizdiğimi, Akşehir sevdamı ve kalbimin Akşehir’e gömülmesi vasiyetimi dedelerim bilseydi ziyadesiyle memnun olurlardı herhalde. Köklerden daha çok iyi ve duyarlı insan olmanın erdemli olduğu dünyamızda köklerini 13’üncü yüzyıla kadar bilmek de bir şans olsa gerek… Kendimi şanslı hissediyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three + 7 =