Memnun musun şimdi?

PAYLAŞ

Yıllar önce radyoda bir amerikalı kadın şairin bir şiirini okumuşlardı. Şiir pek etkilemişti beni. Şiirin nakaratı şöyleydi: “Nasıl, memnun musun şimdi?” Kadın şair, kendisinden ayrılıp bir fahişeyle evlenen kocasına hatır sorar gibi sitem ediyordu: her sabah uyanır uyanmaz yanında beni değil yıllarca her önüne gelen erkeğin yatağına girmiş bir kadını buluyorsun, nasıl memnun musun şimdi? Adam bu soruyu kendine sormuş mudur, sormuşsa kendi içinde nasıl yanıtlamıştır? Kim bilir, belki de çok memnunum demiştir. İnsanın ne yapacağını kimse bilemez. Bu şiir aklıma geldikçe şunu düşünürüm: bizler sonunu düşünmeden nice işler yapıyoruz ve başımıza belalar getiriyoruz. Üstelik bana benden olur her ne olursa gerçeğini göremediğimiz için gün oluyor dünyaya küsüyoruz, gün oluyor bin türlü sıkıntının altından kalkabilmek için çırpınıp duruyoruz. Başımıza gelen belaların bir bölümü yaptığımız şeylerden, bir bölümü de yapmadıklarımızdan geliyor. Üç kere yanlış yayıp beş kere de savsakladık mı önümüze çok büyük faturalar geliveriyor.

İnsanı iyi tanımadığımız için onun dünyasındaki duygusal ve düşünsel etkenleri de göremiyoruz. O yüzden, en güvendiğimiz yöntem baskı ve şiddet yöntemidir. Bu yöntemle kısa zamanda bir ülkeyi güllük gülistanlık etmeye kalkanlar zaman geliyor tarihin sayfalarına kötü yazılıyorlar. Amaçları elbette düz kötülük değildi, ne var ki insanı tanımıyorlardı, insanın höt denince oturup kalacak bir varlık olduğunu düşünüyorlardı. Asmaların ve kesmelerin bir işe yaramadığını, üstelik yaraları derinleştirdiğini gördüklerinde artık çok geç olmuştur. Çocuklarımızı yetiştirirken bile kolaya kaçıyoruz, şöyle yaparsak evladımızı çok iyi eğitiriz diye düşünüyoruz, bir de bakıyoruz ki evlatçık bir süre sonra dur otur bilmeyen bir yaratık olup çıkıvermiş, öyle ki kendi düz çıkarlarının ötesinde bir şey tanımıyor, ne dayı tanıyor ne kardeş tanıyor. Çok zaman başımıza gelenlerin aptallığımızdan değil de dış nedenlerden, belki de bir tür yazgıdan geldiğini düşünüyoruz. Şema basit: ben yavruma her şeyi verdim, bu durumda onun böylesine bencil ve nankör olmaması gerekirdi. Bu tür gerekçeler gülünçtür. Eğitimin temel ilkesi iyi örnek oluşturabilmektir. İkinci ilkesi de her kişiyi kendi eğilimleri çerçevesinde eylemde bulunmaya bırakmaktır. Birilerinin hakkını yiyeceksiniz, birilerine oyun oynayacaksınız, sonra çocuğunuzun doğru dürüst insan olmasını bekleyeceksiniz. Çocuğunuzu sen bilmezsin diye bildiğiniz gibi yönlendireceksiniz, sonra onun istemli, ne yaptığını bilen, tutarlı biri olmasını isteyeceksiniz. Olacak şey mi?

Bugün toplumca çektiğimiz acılar aptallıklarımızın, basiretsizliklerimizin, tutarsızlıklarımızın, gevşekliklerimizin, yanlış değerlendirmelerimizin, bilmeden bildiğimizi sanmalarımızın ürünüdür. Size öyle geldi, kolayından bir şeylerin düzeltilebileceğini düşündünüz. Araştırmadan etmeden cahilce öngörüler ya da daha doğrusu önyargılar geliştirdiniz. Örneğin birilerinin geleceğini karartmanın topluma büyük iyilikler getireceğini düşündünüz. Aklı sıra devrim yapmaya kalkan bir iki heyecanlı genci yok etmenin insanlığa iyilikler getireceğini düşündünüz. Bizdense iyidir değilse kötüdür anlayışıyla küçük çıkar toplulukları oluşturmanın ulusal güvenliğin temel koşulu olduğunu düşündünüz. Son derece geri ve güvenilmez insanların, elifi görse mertek sanan bozuk birilerinin güzellikler yaratacağını düşündünüz. Onlara hatta felsefe gibi, bilim gibi, sanat gibi çok önemli alanları emanet ettiniz. Böylece hepimizin hiçbir iç çelişkisi olmayan güllük gülistanlık bir düzende esenlik içinde aslanlar kaplanlar gibi yaşayabileceğimizi düşündünüz. Bunları düşünmediyseniz bile bütün bu olanlar karşısında sessiz kaldınız. Ne kötü! Bizden atlasın da nerede patlarsa patlasın diye düşündünüz. Patlayanın bir gün de sizin başınızın üstünde patlayacağını düşünmediniz. Cahilce ya da aptalca yaratılan canavarların öncelikle yaratıcılarını yiyeceğini düşünseydiniz bu kadar rahat olmazdınız.

Gene de ne olursa olsun alttan alta memnundunuz. Dünya yıkılsa sizin yeriniz sağlamdı, öyle sandınız. Dünya yıkılsa yavrularınız en iyi olanaklardan yararlanacaklardı, sizin de onlardan başka bir kaygınız yoktu zaten. Evet, tek amacınız bu kıyamette çok sevgili çocuklarınızın aradan sıyrılarak bir şeyler elde edebilmesiydi. Kendinizi olmayan niteliklerinizle ayrıcalı görüyordunuz. Yani bir burjuva sınıfı bilincine bile ulaşmamıştınız. Bülbüller gibi şakıyordunuz bilmediğiniz konularda. Nasıl, memnun musunuz şimdi? Ya da türküde söylendiği gibi: “Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi? / Sen bu işin sonunu hiç düşünmedin mi?”

CEVAP VER