‘Merkezde bir yeniden yapılanma olmalı… ‘

Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer Yüce Divan kararı sonrasında ilk özel sohbetini Akşam ile yaptı. Çanakkale’de görüştüğümüz Ersümer, “deli saçması…” dediği iddialarla 3 yıl boyunca yargılandığı Yüce Divan dönemini “İftira ve siyasi işkence süreci” diye nitelendirdi.


Ersümer, 27 iddianın 26’sından beraat etmesine sevindiğini söylese de “yolsuzluk içermeyen” bir suçlamadan ceza almasını içine sindiremiyor… Sohbetimizin satır altlarından da Ersümer’in, 27’de 26 aklanmayla yetinmeyeceğini anlıyoruz… Hukuk kökenli siyasetçi, yaşadığı süreçteki deneyimlerinden yola çıkarak, siyasi işkence ile hukukun yer değiştirmesi için yasa tasarısı hazırlığına şimdiden başlamış bile… Ersümer’e göre bu çalışması Türkiye’deki bütün siyasilere gün gelecek mutlaka lazım olacak…


Ersümer, “ANAP’ın geleceği?” sorusunu sağın geleceği ile birleştirerek yanıtlamayı tercih etti. “Politikaya devam mı?” sorusunu da doğru yerde, doğru zamanda ve doğru manevra yapma becerisindeki kurt politikacılara özgü bir temkinlilikle yanıtladı…


– Yüce Divan sonrasında memleketiniz Çanakkale’ye 100 km uzaklıkta yüzerce araçlı konvoyla karşılandınız? Duygularınız neydi?
– Beni karşılayanlar gurbetten dönen aile ferdini karşılamaya gelir gibiydiler. Burada siyasi bir nitelik yoktu. Çünkü gelenler arasında ANAP’ın yanı sıra bütün siyasi partililer ve oy verenleri  vardı…  Çok sıkıntılı bir süreçten sonra gerçekten çok mutlu oldum…
 
– Yüce Divan sürecini ailecek nasıl göğüslediniz?
– Bu işin sonuçlarına da bakarsanız, bu iş başından sonuna tamamen bir siyasi amaçla düzenlendiği, yönetildiği ve siyasi sonuçlar elde edilmek istendiği çok net gözüküyor… Biz de baştan ailecek öyle kabul ettik… Siyasetin bir cilvesi, bir oyunu, bir kazası gibi değerlendirdik… Böyle düşününce de çok rahattık… Bu itibarla da başından sonuna kadar çok net bir şekildeki aklanacağımız konusundaki inancımızı bir gün bile kaybetmedik… Sonuçta da düşündüğümüz, arzu ettiğimiz bir şekilde tecelli etti…


– Türkiye’de siyaset yapmak zor denilebilir mi?
– Evet gerçekten zor bir iştir… Siyasetin kendi içinde kuralları vardır. Bir okulu yoktur… “Terzi kendi söküğünü dikemez” misali siyasetçiler de dokunulmazlıklar, soruşturmalar, ve siyasilerin yargılanmasındaki problemlerini çözme konusunda çok beceriksiz ve isteksiz davranıyorlar… Aslında geriye dönük yasalarda, hatta Anayasa’da bazı değişiklikler yaparak siyasetcilerin içinde bulunduğu bu görünür tehlikenin ortadan kaldırılması gerekir…


– Bu tehlike nedir?
– Mesela bir örnek olsun diye söylüyorum. Eğer bu seçimde AK Parti çoğunluğu elde edememiş olsaydı, CHP ve MHP veya başka bir tek partinin tek başına iktidarı söz konusu olsaydı, başkanlık divanı seçiminden sonra TBMM’nin bütün işi başta AK Partili başbakan ve bakanların yapmış icraatlarıyla ilgili soruşturma komisyonları kurulur ve onları hızlı bir şekilde Yüce Divan’a sevk etmek olurdu… Önce hukuki bir ortam yaratılmalı… Siyasilerin hukuki değerlendirmeye tabi tutmaları lazım. Bu şu demek… Benimle ilgili komisyonda 9 AK Partili 5 CHP’li komisyon üyesi vardı. Bizim hasmımız olan, muhalifimiz olan… Uzun yıllardır siyasi çatışma ve çekişme içinde olduğumuz iki partinin 14 mebusu oturdular bizimle ilgili bir karar verdiler. İş yapılan yerde iddialar her zaman olur. Ama yani herkesin vicdanını sızlatacak bir şekilde, herkesin “Böyle de suçlama olmaz!” diyebileceği bir ortamın ortadan kaldırılması siyasilerin birinci görevidir. Siyaset bu söküğünü bir türlü dikememiştir…


– Siyasilerin yargılanmasında alternatif ne olabilirdi?
– Çeşitli öneriler var. Bir dizi hazırlanmış daha önce TBMM’ye sevk edilmiş bir takım yasal öneriler var. Siyasi partilerin dokunmadıkları konu bu dokunulmazlıklardır… “Ne olabilirdi?” sorunuza yanıt olarak, öncelikle TBMM komisyonların teşekkülünde dengeli oluşumlar sağlanır ve daha sonra da bu iş bir hukuk kuruluna tevdi edilebilir. Mesela Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu gibi… Başbakan ve  bakanlar da diğer kamu görevlileri gibi Danıştay Kararları ile soruşturulabilir ve  yargılanabilirler.  


– Yargılanma süreciniz halkla ilişkilerinizi etkiledi mi?
– Ben halkın içinde gezen bir insanım… Tabii ki sıkıntılı bir süreçti. Çünkü bir bakan olarak görev yaparken bir siyasi düşünceyi temsil eden, bir partinin bakanısınız… Diğer taraftan Çanakkale’de bana güvenen hemşerilerime mahcup olma gibi bir yük var sırtımda. Sonra benim iki oğlum var. Bana babamdan tertemiz bir Ersümer soyadı kaldı. Herkesin saygı ile yad ettiği bir soyadtır. Ben de oğullarıma aynı şekilde intikal ettirmek zorundayım. Netice itibariyle bu süreç bitmiştir. Demokrasiye inanmış, bir demokrat olarak yargının elindeyken, siyasilerin elinden bin kat daha huzur içinde hissettik. Yargı bir süre sonra gerekçeli kararını da yayınlayacaktır…


– Kararla ilgili bir itirazınız söz konusu mu?
– Gerekçeleri gördükten sonra kararla ilgili hukuki değerlendirmeleri yapacağız. Ama biz sayın başbakanın yaptığı gibi mahkeme kararlarını “garabet” olarak değerlendirmeyiz. “Biz yargıya güvenmiyoruz” deyip dokunulmazlık zırhına saklananlar gibi de düşünmüyoruz… Biz bağımsız yargının bu kararına saygılıyız.


– İddialar araştırıldı. Asılsız iddiaların sahiplerine karşı hukuk arayışınız söz konusu olacak mı?
– Asılsız iddiaların sahipleriyle bir hesaplaşma içinde olacağım” demek istemiyorum ama şu kadarını söylemek istiyorum ki önce Allah’a havale ediyorum sonra da avukatlarımla birlikte değerlendiriyorum…


– Bir hukukçu olarak sizce Yüce Divan süreci nasıl olmalıydı?
– Yüce Divan’ın yargılama yetkisinin değiştirilmesi veya kaldırılması noktasında bir şey söylemiyorum. Yargılama safhasına kadar yapılacak işlerde hukuki nitelikte bir takım iş ve işlemlerin olması gerektiğini söylüyorum. Bir de verilecek olan nihai kararın mutlaka temyiz edilebilir olması lazım… Şu anda Yüce Divan kararına karşı yapılacak tek işlem var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi… O görev, Türkiye’de bir üst mahkemede gerçekleşebilirdi. Türkiye’nin bunu oturup tartışması gerekir. Yani burada politik güç kazanılıyor, politik güç yitiriliyor… Soruşturma komisyonları kuruluyor. Devr-i sabık yaratma çalışmalarına giriliyor… Bu işin bir insani yönü olmalı. Burada, “Soruşturulan ya da soruşturulma ihtimali olan insanların hukuki kriterlere uygun bir şekilde soruşturulmasının yapılması gerekiyor” diye düşünüyorum…


– Bu konuda bir çalışmanız olacak mı?
– Yoğun bir çalışma içindeyim. Eğer önümüzdeki gündem müsait olursa yasal hazırlıkları da TBMM’ye intikal ettirmek istiyorum. Benim yapacağım çalışma bir gün gelecek herkese lazım olacak… O gözle bakmalarını sağlamaya çalışacağım. Siyasilerin böylesine birbirini gagaladığı, sadece bir takım siyasi amaçlarla birbirlerini yaraladıkları bu işkencenin ortadan kalkması için çalışmalarımı sürdürüyorum.


– Yargılanma sürecinde partinizden umduğunuz desteği aldınız mı? Ya da genel anlamda destek konusunda kırgınlıklarınız var mı?
– Hiç bir beklenti içinde olmadım. Ben siyaseti iyi bilen bir insanım. Öyle tesadüfen siyaset yapan birisi de değilim.  Babam Adem Ersümer, 1946’da Demokrat Parti’yi kurmuş bir insandır. Öyle bir süreç yaşanmıştır ki 1960 ihtilalinde Çanakkale’deki iskele ve 31 km olaylarından tutuklu olduğu esnada 38 yaşında cezaevinde vefat etmiştir. Biz siyasetin her türlü sillesini yemiş bir aileyiz… Benim de iki oğlum var. Bana babamdan tertemiz bir Ersümer soyadı kaldı. Herkesin saygı ile yad ettiği bir soy attır. Ben de oğullarıma aynı şekilde intikal ettirmek zorundayım…


Yargı süreci devam ederkenki ANAP Büyük Kongresi’nde Merkez Karar ve Yürütme Kurulu’na (MKYK) aday oldum. Partimin 80 vilayetten gelen 1200 delegesinin benimle ilgili değerlendirmesini öğrenmek istedim. Kongre esnasında gördüm ki sayın Genel Başkan beni listesine almamıştı ama delegeler teveccüh gösterdi biz o listeyi deldik ve MKYK’ya girdik. O noktada bile siyasi alınganlık göstermedim.


– ANAP’ın geleceğini nasıl değerlendirebilirsiniz?
– Sadece ANAP’ı değerlendirmek yeterli olmaz, ayrıca bizi doğru bir sonuca da götürmez… Siyasete bütün olarak bakmak gerekir. İktidar partisi dışında hangi siyasi parti genel başkanından memnun ki? ANAP’a bakıyorsunuz, aynı sıkıntıyı yaşıyorsunuz. Ben sağ sol diye de bir ayırım yapmak da istemiyorum. Ama netice itibariyle liderlerinden memnun olmayan partiler var ve bu partiler de ümit ettikleri oyları da alamıyorlar. Siyasetin seçmen önüne tercihler koyması gerekirdi ama bu yapılamadı.


– Politikaya devam mı?
– Benim yaşım 55 ve 25 yıldır da politika yapıyorum. Kim ne derse desin. Herkes başarılı bir politikacı olduğumu söylüyor… Ben öyle “Kendi köşeme çekileyim de oturayım” diyecek birisi değilim. 1983’de 29 yaşındayken ANAP İl Başkanı olduğum heyecanı hâlâ yaşıyorum… Yaşadıklarıma bakarsanız, “Siyasetin ‘S’sini bile ağzına almamalı” dersiniz ama ben tam tersi yaşadıklarımı siyasi sürecin bir parçası olarak görüyorum… O bakımdan siyaseti sürdürmeyi düşünüyorum…


– Siyaseti ANAP’ta mı sürdüreceksiniz?
– ANAP üyesiyim. Parti’de bir çok istifalar olduğunda partimde kalmayı daha doğru buldum.  ANAP’ta siyaset yapıyorum ama “Bu tercih doğru mu?” derseniz bu tartışılır tabii… Ortaya bir “Merkezin Yeniden Yapılanması Projesi” konulması lazım. . Sağda veya solda yeniden yapılanmanın Türkiye’ye bir faydası yok. Merkezde bir yeniden yapılanma olmalı… Ben de kendi kendimle bunu tartışıyorum. Türkiye’nin bunu tartışması gerekir.


Bu önemli bir projedir. Ben bu proje ile ilgili fikirler üretiyorum ve belli ilişkiler içindeyim… Türkiye’nin bu yeniden yapılanma projesinin başına geçecek bir lidere ihtiyaç var… Türkiye bu lideri arıyor. Bu lider bulunulursa, etrafında yeniden yapılanma oluşur. Ben de Türk halkı gibi o lideri arıyorum.


Ben Mesut Yılmaz’ın, Erkan Mumcu’nun, Mehmet Ağar’ın, Tansu Çiller’in var olduğunu bilerek bunları söylüyorum… Bu sorunun cevabı benim değerlendirmem içindedir… “Olur mu olmaz mı?” bilmiyorum ama ben “Olsun” diye yola çıktım… Bu konuda fikir birliğinde olduğum arkadaşlar var. Bu arayışında bir gün mutlaka gelecek sonuçlanacak…


– Son soru, basına kırgınlıklarınız oldu oldu mu?
– Bir siyasetçinin basına kırılması yanlıştır. 3 yıllık suskunluğumu bugün sizinle bozuyorum… Siyasetçi olarak düşündüklerim ve hissettiklerimin yanısıra aynı zamanda bir insan, bir aile babası, bir eş olarak da hissettiklerim vardır. Bunların hepsini bir araya getirirsek “Ben basına kırıldım” demesem de bazen çok üzüldüğümü söylemek isterim… 


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


– Fotoğrafın büyücüsü: Aykan Özener
– Savaş karşıtı eylemlerin fotoğrafçısı: Hüsnü Atasoy
– Ufuk Uras: Desteği için Baykal’a teşekkür ediyorum!
– ‘AKP’yi sola karşı yaratanlar yok edecek’
– ‘Muhabirlerin telifle çalıştırılması yasalara aykırı’
– Yeşiller bağımsızları destekleyecek
– Türkiye sağlık turizminde atakta
– ‘Hayallere tanık olmak istedik’
– ‘İngiltere’de işkence yaptılar…’
– ‘Kürtler, Türkler’i ikna etmeli…’
– ‘Düşünceye militarizm de engel…’
– Boyalı bank nöbetini terkeden ‘sosyalist’ asker
– ‘Kategorizesiz bir dünya hayalim’
– ‘Toplumsal varlıklar elimizden kayıp gidiyor’
– Ermeni tarihçi: Asıl sorumlu emperyalizm
– Hrant Dink: Ruh halimin güvercin tedirginliği
– ‘Vicdansızlığın İslamcısı, solcusu olmuyor…’
– ‘İsrail bir devlet değil, bir projedir’
– Orhan Suda: Yaşasın edebiyat
– Türkiye’nin Papa’ya sormayı unuttukları!
– Sol Kendini Arıyor VII: Ömer Laçiner
– Sol Kendini Arıyor VI: Hayri Kozanoğlu
– Sol Kendini Arıyor V: Aydemir Güler
– Sol Kendini Arıyor IV: Oğuzhan Müftüoğlu
Sol Kendini Arıyor III: Aydın Çubukçu
– Sol Kendini Arıyor II: Çiğdem Çidamlı
– Sol Kendini Arıyor I: Mihri Belli:
– Hayalet yazar Hüdai Nabit
– Çitlembik ağacıyla söyleşi
– ‘Çocuğa şiddet, çok yaygın’
– İran PKK’yi neden bombalıyor?
– Serdar Denktaş: Mal mülk davaları en zor sorun
– ‘Kıbrıs’ta kısa dönemde çözüm olmaz’
– Tayvanlı yazardan ‘Sıcak bir öpücük’
– Kavakçı: Başörtü, dini bir mesele
– Perinçek: MHP tabanını dışlayarak solculuk yapılmaz!
– ‘Tek dileğim iki dengeli bir dünya…’
– ‘Beni en çok korkutan: Google’
– ‘Sorunumuz Yahudiler’le değil, siyonizmle’
– O bir ‘peynir avcısı’
– ‘Çernobil’den ders çıkarmadık’
– Bir kültür taşıyıcısı: Aydın Çukurova…
– Afşar Timuçin ile insana dair ne varsa…
– 12 Eylül iddianamesine ne oldu?
– Akın Birdal: Evren yargılanmalı!
– Hitler ile söyleşi…
– ‘Baş örtüsünü ilk kez Sumerliler taktı’
– ‘Türk solu titreyip kendine gelmeli’ 
– ‘Hepten pusulasız olmadığımız kanaatindeyim…’
– ‘Siyasi güç, her zaman kendi hukukunu yaratır’
– ABD işdünyasında çöküş
– ‘ABD Anayasası Patara’dan’
– Çocuklar öldürülmesin!
‘- ‘Bir Gün Mutlaka’
– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’
– Kaş’taki gözyaşı
– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’
– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…
– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım
– Devrim Bize Yakışırdı!
– G-8 protestosundan gözlemler…
– Başkaların hayalleri…
– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…
Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’
– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde
– Fokları, katliamdan kurtaralım!
– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler
-Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!
– Faşizm neden Almanya’da kök saldı?
– Demirel davasında tekelci medya da suçludur


 


 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × three =