Meşale Tolu: Yaptığımız savunmalar aslında kamuoyuna

Terör propagandası suçlamasıyla 8 ay hapis yatan Alman vatandaşı gazeteci Meşale Tolu’nun davası Perşembe İstanbul’da devam edecek. DW Türkçe’ye konuşan Tolu, yaptığı savunmaların asıl adresinin kamuoyu olduğunu söyledi.

Türkiye’de 30 Nisan 2017’de terör propagandası suçlamasıyla gözaltına alınan ve yaklaşık sekiz ay tutuklu kalan Alman vatandaşı gazeteci ve çevirmen Meşale Tolu’nun davasına Perşembe günü İstanbul’da devam edilecek.

Tutukluluğu Almanya-Türkiye ilişkilerinde gerilime neden olan Tolu, 18 Aralık 2017’de adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı ile tahliye edilmiş, hakkındaki yurt dışına çıkma yasağı da 20 Ağustos 2018 tarihinde kaldırılmıştı. Hakkındaki yurt dışı çıkış yasağı 16 Ekim 2018’de kaldırılan ve Almanya’ya dönen Tolu, duruşma öncesi DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

DW Türkçe: Yurt dışı çıkış yasağınızın kalkmasından iki ay sonra, geçen Ekim ayında duruşmanız için İstanbul’a gitmiştiniz, ancak bu sefer duruşmaya katılmayacaksınız. Neden?

Tolu: Zaten baştan beri duruşmalara katılma zorunluluğum yoktu. Türkiye’de cezaevindeyken iki kez duruşmalara katılıp savunmamı yaptım. Ondan sonra da üç tanesine katıldım. Bu altıncı duruşmamız. Zorunluluk olmamasına rağmen, başından beri katılmak istediğimi hep kendim beyan ettim. Ama artık Almanya’da yaşıyorum, çocuğum burada okula gidiyor, halletmem gereken işler var, o yüzden gitmemeyi tercih ediyorum. Fakat eşim tüm duruşmaları başından beri takip etti ve bundan sonra da katılıp takip edecek, yani aslında aile olarak duruşmaları çok sıkı bir şekilde takip ediyoruz.

Perşembe günkü duruşmadan ne gibi bir beklentiniz var?

Aslında epey kritik bir aşamaya geldik. Hakim Perşembe günü savcıdan mütalaanın hazırlanmasını isteyebilir. O takdirde bir iki duruşmada biter dava.

Davanızdan hukuk ilkelerine uygun bir sonuç çıkma ihtimali görüyor musunuz?

Davam en başından beri hukuksuz bir şekilde ilerledi. Gözaltına alınma sürecim, delil toplanması, beni tutuklayan hakimin hâlâ hakim olarak devam etmesi… Zincirleme hukuksuzlukla karşılaştım zaten. O yüzden bu duruşmalardan çıkacak kararın hiçbir hukuki dayanağı yok. Çıkacak her kararın, bu beraat bile olsa, siyasi içerikli olduğunu düşünüyorum. Siyasi konjonktürde nasıl uyuyorsa, iktidardakiler nasıl bir sonuç istiyorsa ona göre bir sonuç çıkacağı kanısındayım. Buna rağmen, bizimle ilgili olduğu için duruşmaları izlemeye devam edeceğiz.

Biz buradayız, korkmuyoruz, bizi sindiremezsiniz demek istiyoruz”

Nasıl bir savunma yaparsanız yapın, kararın siyasi konjonktüre bağlı olarak çıkacağını belirtiyorsunuz. O zaman İstanbul‘daki davaya hiç gitmenize gerek olmadığı şeklinde bir sonuca varmak mümkün olabilir mi?

Öyle düşünebilir insanlar ama başından beri beni takip edenler zaten biliyor ki Türkiye’de tutuklanan, gözaltına alınan, basın kartı elinden alınan, işsiz bırakılan bütün meslektaşlarım için her zaman sözümü söylemeye devam ettim. Duruşmalarda yaptığımız savunmalar –bu diğer meslektaşlarım için de geçerli– aslında kamuoyuna. Hakim, savcı dinlemiyorlar zaten. Oraya meslektaşlarımızla dayanışma için gidiyoruz. Bize ne kadar dava açsalar bile, bizi ne kadar yargılamaya çalışsalar bile, “Biz buradayız, korkmuyoruz, bizi sindiremezsiniz” demek istiyoruz. Benim için bu yüzden önemli. Yoksa, Almanya’da yaşıyorum, gitmesem de hiçbir konuda bağlamaz beni oradaki karar, yok hükmündedir. Ama duruşmaya katılmamız, sonuçta orada hâlâ mücadele eden, hâlâ basın özgürlüğünü savunan arkadaşlarımız, meslektaşlarımız için önemli bir duruş.

Çocuğumu daha fazla risklere maruz bırakamazdım”

Bu sizin Türkiye ile bağınızın da bir göstergesi. Bu bağlamda günün birinde tekrar Türkiye’de yaşamayı, çalışmayı düşünebilir misiniz?

Baştan beri söylüyorum, ben Türkiye’den, insanlarından hiçbir zaman soğumadım. Orada tüm yaşadıklarım, kötü deneyimler, hepsi haznemize yazıldı, onda bir sıkıntı yok. Ben çocuğumdan dolayı Almanya’ya dönmek zorundaydım. Onu daha fazla sistemin içindeki risklere maruz bırakamazdım. Ama tabii ki Türkiye’yi, insanlarını seviyorum. Eminim bu düzenin günün birinde değişeceğine, tüm haksızlıkların giderileceğine. Her şey çok güzel olduğunda, insanlar yine istediğini özgürce yazdığında, ben de seve seve yine Türkiye’de çalışmak isterim.

“Artık aynı insanlar değiliz”

Artık Almanya’da yaşıyorsunuz. Türkiye’de yaşadıklarınızın etkisini üzerinizden atabildiniz mi, buradaki hayatınızne kadar normalleşebildi?

Yine aile olarak evimizdeyiz, bir aradayız. Ama tabii ki Türkiye’de yaşadığımız deneyimler haznemize yazıldı, o deneyimlerle birlikte yaşıyoruz burada. Aynı insanlar değiliz muhtemelen, yaşadıklarımız bizi değiştirmiştir. Ayrıca Almanya’da çok sayıda Türkiye vatandaşı, Türkiye ile bağı çok sıkı olan insanlar yaşıyor. Burada da yaptığımız, söylediğimiz her şey dikkatle izleniyor ve zaman zaman değişik tehditler de alabiliyoruz, sosyal medyadan küfürler gelebiliyor. Fakat aynı Türkiye’de yaptığım gibi, burada da kelimeleri sakınmıyorum, eleştirilerimi yapıyorum, tabii ülkenin iyi yanlarından da bahsediyorum. Türkiye’yi seviyorum ama oradaki sistemde yapılan haksızlıkları dile getirmekten de hiç geri adım atmıyorum. Hayatım normal diyebilirim fakat Türkiye’deki davanın baskısı, orada yaşanan olayların baskısı üzerimizde kalmaya devam ediyor.

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde geçirdiğiniz yaklaşık 8 aylık sürenin 6 ayında oğlunuz da sizinle birlikteydi. Bu günleri ele aldığınız “Mein Sohn bleibt bei mir” (Oğlum bende kalacak) adlı kitap da bir ay önce Almanyada piyasaya çıktıOğlunuz şimdi nasıl?

Oğlum iyi şimdi. Cezaevinden çıktıktan sonra uzun bir süre, onarılması gereken bir güven duygusu vardı. Onun üzerinde çalıştık, o travmayı atlatması için çok çaba gösterdik. Yaşı çok küçüktü o zaman. Almanya’ya geldikten sonra birçok şey kendiliğinden düzeldi. Yeniden güven kazandı, korkuları gitti, birçok şeyi unuttu ya da unutmak üzere.

 

Aydın Üstünel
© Deutsche Welle Türkçe

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.