Metin Lokumcu davası ortada kaldı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üç yıl önce miting yapmak için gittiği Hopa’da polisin biber gazlı müdahalesi sonucu yaşamını yitiren öğretmen Metin Lokumcu davası yılan hikâyesine döndü. Bugüne kadar dört kez savcı değişen soruşturmada halen dava açılmadı.

Artvin’in Hopa ilçesine miting yapmak için giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yoğun protesto gösterileri ile karşılandı. AKP konvoyunun kente girmesi ile artan protesto gösterisine polisler yoğun bir şekilde biber gazı kullanarak müdahale etti. Emekli öğretmen Metin Lokumcu’da 31 Mayıs 2011 günü yaşanan gösteriler sırasında oradaydı. Polisin sert müdahalesi nedeniyle olayların büyümesi üzerine tarafları sakinleştirmek isterken, o da polis müdahalesi ile karşılaştı. Biber gazı nedeniyle soluk almakta da zorlanan Lokumcu, kalp krizi geçirdi ve yaşamını yitirdi.

Ölümün nedeni biber gazı

Metin Lokumcu’nun ölümünün ardından ailesi görevliler hakkında suç duyurusunda bulundu. Trabzon Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsi ile ilgili hazırlanan ön raporda “biber gazı ve heyecanın tetiklemesi sonucu gerçekleşen kalp krizine bağlı ölüm” değerlendirmesi yapıldı. Ancak Adli Tıp, kesin ölüm raporunda değerlendirmesini değiştirdi ve “Lokumcu’nun vücudunda öldürücü düzeyde kimyasal madde saptanmadığını, ölümün kendisinde mevcut kalp ve akciğer hastalığı sonucu meydana geldiğini” kararına vardı. Türk Tabipler Birliği Bilimsel Araştırma Kurulu üyeleri, Prof. Dr. Özdemir Aktan, Prof. Dr. Şebnem Korur Fidancı, Prof. Dr. Tunçalp Demir ve Uzman Dr. Ümit Ünvar tarafından hazırlanan raporda da ölümün biber gazından kaynaklandığı belirlendi. Prof. Fincancı, Adli Tıp Kurumu raporunu ise bulguları elde edip, yanlış yorumlamakla eleştirdi. Son noktayı ise Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu koydu ve ölüme yoğun olarak kullanılan biber gazının neden olduğuna karar verdi.

Yargıtay, izne gerek yok yargılayın dedi

Hopa Cumhuriyet Savcılığı soruşturmada görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Başsavcılık ise soruşturma izni verilmeyen Vali Mustafa Yemlioğlu, İl Jandarma Komutanı ve Hopa Kaymakamı’nın dosyadan çıkartılması, diğer görevliler hakkında ise soruşturmanın yürütülmesine karar vererek dosyayı yeniden Hopa’ya gönderdi. Avukat Meriç Eyüboğlu’nun ısrarlı takibine rağmen Lokumcu’nun ölümü ile ilgili soruşturma adeta yargı bürokrasisinin çarklarına takıldı. Üç savcının görev yaptığı Hopa’da dosya 4 kez el değiştirdi. Dosyayı alan her savcı, “soruşturma çok önemli hata yapmak istemiyoruz” dedi. Soruşturma süresince 400 kadar avukat aileye destek vermek için avukatlığını üstlendi. Ancak aradan geçen 3 yıla rağmen dava açılamadı. Avukat Eyüboğlu soruşturmanın geldiği noktayı, “Adli Tıp Genel Kurulu raporu ortada. Dolayısıyla bir suç olduğu ortada. Kaldığı yoğun gaz sonucu öldüğü açık. Davanın açılmaması için bir neden yok. Yargıtay’ın şüpheliler hakkında doğrudan işlem yapabilirsiniz diyen raporu var. Ama oratada hâlâ bir dava yok. Her şeye rağmen bu dava niye açılmaz, anlamak zor” sözleri ile anlatıyor.

Avukatlar AYM’ye başvurdu

Soruşturma bir türlü davaya dönüşmedi, ama bu arada avukat Eyüboğlu soruşturma izni verilemeyenlerin de peşini bırakmadı. Soruşturma izni verilmemesinin adalete ulaşılmasını engellediği gerekçesiyle dönemin Hopa Kaymakamı Abdullah Akdaş hakkında Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunuldu. Her başvurdukları kişiyle ilgili dosyanın ayrılması nedeniyle birçok dosya ortaya çıktığını söyleyen Eyüboğlu, diğer görevliler hakkında da iç hukukta gerekli işlemlerin sonuçlanmasının ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapacaklarını belirtiyor.

Tazminat isteğine garip savunma

Metin Lokumcu’nun ölümünün ardından tazminat istemiyle açılan davada ise İçişleri Bakanlığı mahkemeye gönderdiği savunmada, “Hem devletin kamu düzenini bozmak için eylemde bulunup, hem de yaralanınca ya da vefat edince devletten tazminat talebinde bulunulması hukuk sisteminin koruduğu bir hak olmamalıdır” diyerek, Başbakan’a yönelik protestonun ölümle sonuçlanmasının normal olduğunu savundu.

Lokumcu’nun ölümünün ardından Başbakan Erdoğan, eylemcileri “eşkıyalar” olarak nitelendirip, “Biri ölmüş adını bile anmak istemiyorum” demişti.
Murat İnceoğlu / Cumhuriyet

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − twelve =