Minareden Ergenekon’a İsviçre

Minareden Ergenekon’a İsviçre

0
PAYLAŞ

İsviçre’de yapılan minare halk oylaması hem Türkiye’de hem de Avusturya’da çok tartışıldı. Burada hala da tartışılmakta. Bilindiği gibi İsviçreli ülkelerinde minareli cami yapılmalı mı, yapılmamalı mı diye bir referanduma gitti. Referandumun sonucu minareli cami yapılmamalı oldu. İşte burada dananın kuyruğu koptu, her önüne gelen bu konuda olumlu olumsuz düşünce belirtti. Avusturya’daki tartışmaya aşırı sağcılar, Yeşiller ve dini kurumlar katıldı. Hıristiyan demokratlar ve sosyal demokratlar tartışmadan habersiz gibi ciddi bir düşünce belirtmediler.

Minareye hayır tutumunu “Faşistlikle” değerlendirenler ve İsviçre’ye tehdit savuranlar bile oldu. Bu eleştirileri yapanlar ya da tehdit savuranlar hem de öyle basit insanlar değildi. Devlet yöneticileriydi. “Demokrat” yolla seçilmişlerdi. Diğerleri de halk oylamasına giderek, kendilerince demokrasiyi işletmişlerdi.

Bu devlet yöneticileri demokrasi kavramını çok sık kullanırlardı. “Halk istediyse bu demokrasinin gereğidir” veya “Demokrasi tramvay gibidir, gerekli olunca binilir, inilir” dediler. Avusturya’nın aşırı sağcıları, Türkiye’deki iktidardaki sağcıların ifade etmiş oldukları bu demokrasi anlayışlarını tartışmalarda ve seçimlerde sık hatırladılar ve hatırlattılar. Son camii ve minare tartışmalarında Avusturya’nın aşırı sağcı partilerinden Avusturya Özgürklükçü Partisi Avrupa Parlamentosu üyesi Andreas Mölzer, bir televizyon tartışmasında Avusturya İslam Cemaatı temsilcisinin “camiler siyaset yeri değildir” ifadesine karşı Büyük Ortadoğu Eşbaşkanı’nın “Minareler süngümüz, camiler kışlamız, müminler askerimiz“ sözlerini hatırlatmayı unutmadı.

Minareli camii yapımına karşı çıkan iktidar sahipleri kendilerine muhalefet eden gazetecileri, yazarları, üniversite hocalarını, televizyon sahiplerini, parti başkanlarını “demokrasi” gereği tutsak alıp, Silivri zindanlarına tıktılar. Dahası her gün bu demokrasinin gereğini yerine getirerek, gazeteci tutukluyorlar ve dergi kapatıyorlar.

İşte bu demokrasinin işletilmesinde İsviçre “Müslümanlardan korkun” propagandası yaparak minareye hayır dedirtti, İsviçre’yi eleştirenler ise halkı yoksullaştırarak, temel gıda ürünlerine, kömüre, iftar çadırlarına muhtaç ederek oy aldılar. Hem seçimin, hem de halk oylamasının sonucu demokrasi ile açıklandı.

Buradaki demokrasinin değerlendirmesini okuyucuya bırakırken, geçmişte İsviçre ile yaşanan bir olayı hatırlatmak istiyorum. İsviçre “Türkler Ermenilere karşı soykırımı uygulamışlardır” diye bir karar almış ve bir Türk bilim adamı hakkında dava açmıştı. İsviçre bu davranışıyla Türklerin atalarına “soykırımcı” diyerek hakaret etmişti. Türkiye ve Türklere olan bu hakareti karşı 70 milyonluk Türkiye’den ve yurtdışında yaşayan Türklerden bir söz söyleyen çıkmamıştı. Yurtdışında, yaşadıkları ülkenin vatandaşlığına geçmiş Türklerden oy isteyen ne kadar da politikacı vardı. TC hükümeti olduğunu iddia edenler de gıkını bile çıkartmamıştı.

İşte o zaman bir kişi çıkmıştı. Atladığı gibi uçağa, İsviçre’ye gitmişti. İsviçre’de basın toplantısı yapmış, konferanslar vermiş, hem Almanca hem de Türkçe “Soykırım emperyalist bir yalandır, biz ülkemizi savunduk” demişti.
Vay sen misin bunu diyen denmiş ve hakkında hapis cezası istenmiş ve dava açılmıştı. Dava sonunda 3 ay hapis cezasına çarpılmıştı. Bu ceza daha sonra 9 bin İsviçre Frank’ına çevrilmişti. Saklanıp af ve özür dileyeceğine, olayın üstüne üstüne gitmiş, karara da itiraz etmişti.

Başta İsviçre’de olmak üzere Almanya’da ve Fransa’da “Soykırım Yasalarını” protesto mitingleri düzenlenmesini sağlamış ve o mitinglere katılmıştı. Bu sürede Türk hükümetinden destek yerine köstek görmüştü. Protesto mitinglerleri, konferanslarla yetinmemiş kitaplar yayımlatmıştı. A.B. Karinyan, A. A. Lalayan, B. A. Baryan ve Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni gibi Ermeni aydın ve politikacılar olmak üzere, Ermeni ve Rus arşivlerinde yer alan belgelerden onlarca kitap çıkarttırmıştı. Ve onları Almanca, İngilizce ve Fransızca’ya çevirterek, bastırmış ve başta Avrupa olmak üzere dünyanın dört tarafına dağıttırmıştı. Ermeni belgeleri, Ermeni aydın ve politikacılarının ağzından Ermeni savlarını çürütmüştü. Avrupa’da bu konun aydınlanması için görev yapması gereken Türk hükümetinden, onun dışişleri bakanlığından ve yurtdışındaki temsilcilerinden yine hiç bir destek çıkmamıştı.

Hakkında İsviçre’nin açmış olduğu dava sürecinde onlara tarih dersi vermiş ve konuda ciddi bir tartışma başlatmıştı. Tek başına İsviçre’nin geri adım atmasını sağlamıştı.

İşte İsviçre’nin korkulu rüyası olan şahsı, Türkiye’de sözde Türk savcı ve hâkimleri hapse atmıştı. Böylece İsviçrelinin hapse atamadığını, Türk olduklarını iddia eden hâkim ve savcılar düzmece suçlarla yerine getirmişlerdi. Bununla da Ermeni meselesinde arkadan hançerlenmişti.

Şimdi bu kişinin kim olduğunu ve Mart 2007 tarihinden beri nerede olduğunu biliyor musunuz diye sormadan önce, tekrar minare tartışmasına geri dönelim. Sahi bir işadamı Türkiye’den kalksa, İsviçre’ye gelse ve orada minareli bir camii yapmaya kalksa, ne olur dersiniz? Hiçbir şey olmaz. Peşine ne İsviçreli savcı ne de hâkim düşer. “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diyende olduğu gibi zindanlara atılıp, hayatını karartmazlar. Sadece minareyi yıktırırlar o kadar. Hayati bir tehlikesi olmaz, hele hele ihanet durumuyla açıklanabilir İsviçreli savcı ve hâkimlerin emriyle Türkiye’de tutuklanmaz.

Şimdi yukarıdaki soruma geri döneyim, “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” açıklamasından dolayı İsviçreli savcı ve hâkimlerin hakkında dava açıp da, hapse atamadıkları, ancak Türkiye’de bir tertip sonrası iki yıldan fazla bir süredir Silivri zindanında bulunan politikacımız kimdir? Hangi davada yargılanır?

Kız kardeşini öldürmek, yeğenini erkeklere pazarlamak gibi suçlardan ceza alan, Mustafa Kemal Atatürk`e “İngiliz piçi” diyen Osman Yıldırım ve Müslümanlıktan hahambaşılığa geçen ve Amerika’da CIA’nin kontrolü altında bulunan Tuncay Güney gibi sapkın kişilerin suçlamalarıyla yargılanan o politikacının adı Doğu Perinçek’tir. Danıştay yargıcı Mustafa Yücel Özbilgin’i öldüren, kız kardeşinin kızına fuhuş yaptırmaktan hüküm giymiş ahlaksız ve namussuzu ve büyük önder Atatürk’e ise „İngiliz piçi“ diyen Osman Yıldırım’ı „Osman Bey“ yapan Hasan Hüseyin Özese ise bu davanın hâkimidir. Bu kadar maskaralık ancak bir arada olur.

Ergenekon ismiyle bile Türk değerlerini kirletmek istenmesinin kaynağı neredeydi bilir misiniz? Avrupa Birliği’nin zamanının Türkiye temsilcisi Karen Fogg’un “Türk Devletinin ve tarihinin hakkından gelmek” açıklamasındadır. Bu açıklamayı Karen Fogg’un E- Postalarından ortaya çıkaran da yine Doğu Perinçek olmuştu.

Şimdi son soru şu; Avrupalı savcıların ve politikacıların emriyle Türkiye’de Doğu Perinçek tutuklanmasın da, minare yapan işadamı mı tutuklansın?

BİR CEVAP BIRAK