‘Mülkiyet sorunu çözümü büyük adım olur’

Konunun, Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle ilişkileriyle de çok yakından bağlantılı olduğunu belirten Necatigil, mülkiyet sorununu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınmasına karşı iç hukuk yolu oluşturmanın büyük önem taşıdığını ve Taşınmaz Mal Komisyonu’yla bunun yapıldığını ifade etti.


Necatigil, iç hukuk yolu oluşturan bu komisyondan vazgeçilmesinin Rumların işine geleceğini söyledi.


Kıbrıslı Rumların AİHM’de Türkiye aleyhine açtığı davalarda Türkiye’yi savunan hukuk heyetinin başkanlığını da yapan Zaim Necatigil, mahkemede Türkiye adına yargıç olarak görevlendirilen Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ile Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen’e Rum tarafının yaptığı itirazların AİHM tarafından reddedilmesinin de “KKTC’de hukuk boşluğu, kaos ve kanunsuzluk var” izlenimlerine karşı olumlu bir ivme yarattığını, KKTC olgusunun da biraz daha kabulü anlamına geldiğini söyledi.


“Kıbrıs Uyuşmazlığı ve AİHM Kıskacında Türkiye” adlı kitabın yazarı da olan Zaim Necatigil, TAK muhabirinin Kıbrıs sorununun AİHM’e taşınan boyutuyla ilgili sorularını yanıtladı.


TÜRKİYE ALEYHİNE 1400-1700 DAVA


1974’ten bugüne AİHM’de Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine açtığı dava sayısının bazı kaynaklara göre 1400 olduğunu, başkalarına göre 1700 olduğunu ancak bunlardan 150 kadarının Türkiye’ye bildiriminin yapıldığını kaydeden Necatigil, 4 davanın ise karara bağlandığını belirtti.


Necatigil, bunların Loizidu, Mike Timvios ve şirketi, Demadis ve Xenides Arestis davaları olduğunu; iç hukuk yolunun en çok Arestis davasında tartışıldığını söyledi. AİHM’in, 49/2003 sayılı yasayı “mal iadesiyle ilgili düzenleme içermediği için etkili ve yeterli iç hukuk yolu yaratmaz” diye tanımlamasının ardından meclisten 2005 yılında 67/2005 sayılı “Anayasa’nın 159’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendi kapsamına giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası”nın geçtiğini hatırlatan Zaim Necatigil, AİHM’in Aralık 2006’da verdiği kararda “Türkiye’nin bir iç hukuk yolu mekanizması kurulması yönünde aldığı kararı olumlu karşılıyoruz” demesinin olumlu olduğunu anlattı.


“VAZGEÇİLMESİ RUMLARIN İŞİNE GELİR”


Zaim Necatigil, Türkiye çok eleştirilse de Taşınmaz Mal Komisyonu’nun faaliyete geçmesiyle iç hukuk yolu oluşturulduğunu, bunun da bir bedeli olduğunu, Türkiye’nin yüksek rakamlarda tazminatlar ödemek zorunda kaldığını ancak bundan vazgeçemeyeceğini çünkü iç hukuk yolundan vazgeçilmesinin Rumların işine geleceğini vurguladı.


Zaim Necatigil, son günlerde Güney Kıbrıs’ta çok tartışılan Timvios davasında AİHM’in Taşınmaz Mal Komisyonu’nun kısmen takas, kısmen de kira kaybı ödemesi önerisinin kabul edilmesine değinirken, Rum hükümetinin karşı çıkmasına rağmen Timvios’un bunu kabul ettiğini kaydetti.


Türkiye’nin AİHM’deki daimi yargıcı Rıza Türmen’in bu gibi davalarda görev yapmadığını çünkü değişik zamanlarda büyükelçi olarak bütün yazışmalarda imzası olduğunu; Avrupa Konseyi nezdinde daimi temsilcilik ve büyükelçilik yaptığını anlatan Necatigil, bu nedenle Feyyaz Gölcüklü’nün ad-hoc (özel) yargıç olarak davalara girdiğini söyledi.


Gölcüklü’nün de bir süre önce emekliye ayrılmasıyla, Türkiye’nin davalarında görev yapmak üzere Kıbrıslı yargıçları önerdiğini, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı’nın dosyaları tamamlanmış 38 davada görev yapacağını bildiren Zaim Necatigil, kabul edilebilir bulunan 38 başvuruda ihlal olmadığı için birkaç örneğin seçilip görüşüleceğini ve onlar üzerinde karar üretileceğini sandığını belirtti.


Emekli Başsavcı, Hukukçu Necatigil, Metin Hakkı’nın ve Gönül Erönen’in 7 yargıçtan biri olarak görev yapacağını; Erönen’in Rum kayıp şahıslarla ilgili birleştirilmiş 9 davaya bakacak yargıçlar arasında yer aldığını kaydetti.


AİHM’deki Bu davaların iki gruba ayrıldığını, verilecek kararın ötekilerini etkileyeceğini belirten Necatigil, özetle şunları anlattı.


“Bu 9 kişiden 8’i asker olan ve iddiaya göre esir alınan Türkiye’ye hapishanelere gönderilen ve geri gelmeyen kişilerdir. 1’i hariç. Hacıpandeli diye birinin kemikleri, mezar açma ve DNA testi neticesinde Mehmetçik’te bulundu. Cesedi bulunduğu için avukatı mahkemeye yazdı, DNA testi sonucu Hacıpandeli’nin kemiklerinin bulunduğunu ama davayı yürütmek istediğini bildirdi.


Bu davada ben Türkiye’nin ajanıyım, yani hukuk heyetinin başıyım. Ben orada bu kişinin TC’nin yetkisine girmediğini, hiçbir zaman esir alınıp TC’ye götürülmediği, olayın hırsızlık sonucu öldürüldüğü üzerinde duruyorum.”


“RUM İTİRAZLARININ REDDİ KKTC’YE İVME”


Necatigil, Rumların Hakkı ve Erönen’e itirazının “KKTC’nin varlığına, yasalarına yemin etmelerinden” kaynaklandığını, Erönen’in daha önce delegeler komitesinde bulunup uzman olarak açıklama yaptığı, tarafsız olmadığını; Metin Hakkı’nın da Yüksek Mahkeme’de yargıç olması nedeniyle Komisyon’dan gidecek davalara bakacağı gibi gerekçelerin öne sürüldüğünü belirtti.


Rumların sayfalar dolusu itirazlarının reddedilmesiyle konunun kapandığını ifade eden Zaim Necatigil, “Bu, KKTC olgusunun biraz daha kabulü anlamına gelir. KKTC’de hukuk boşluğu var, kaos var, bir kanunsuzluk izlenimine karşı küçük de olsa bir ivme kazandırır bize diye düşünüyorum” dedi.


ÇİFTE STANDART


Zaim Necatigil, Rum kayıplarla ilgili 9 dava dışında Karufalyas adlı bir kayıpla ilgili olarak da AİHM’de dava bulunduğunu ve bu davanın Türkiye’ye tebliğ edildiğini belirterek, şöyle konuştu:


“Ben itiraz koydum ve dedim ki ‘Türk kayıplarla ilgili açtığımız 4 davada verilen kararlar bunlardır. Siz açıkçası aynı ilkeleri uygulamadınız, çifte standart uyguladınız’.. Rumlar için 1974’te bu insanlar kayboldu 6 aylık zaman aşımını tanımadınız. Seneler sonra 1987’de Türkiye bu yetkiyi tanıyana kadar devam eden ihlal var. Çünkü bunların kaderini Türkiye belirlemedi. Türk kayıp şahıs 4 aile adına ben dava açtım. Bu davalar reddedildi. Farklı muamele yaptı. Onlara zaman aşımını da bertaraf  ederek kabul etti. Devam eden ihlal var dedi. Ama esasa ilişkin karar şimdi gündeme geliyor. Eğer şimdi farklı karar alıyorsa demek ki onlarda yanlış yapıldı. Bizim başvurularımız 1964’teki 4 kayıpla ilgiliydi. Arada 10 sene Rum hükümetinin ihmali var. 26 sene gecikme de aynı kategoriye girmeli. Bunları iddia ediyoruz zannedersem bu davaların bu kadar gecikmesinin nedeni de budur. Karufalyas’ı kabul edilebilir bulmadılar daha.. O çünkü daha sonra açılmıştı, bekliyor. 1974’teki kayıplarımızla ilgili de birkaç dava var. 2 sene oldu daha Rum hükümetine tebliğ etmediler. Orada kulis yapan o kadar etkili kişiler var ki… Belki bu kayıp şahıslarla ilgili başvurularda ileri götürüp karar alırlarsa ben de 1974’teki kayıplarımızla ilgili konunun gündeme getirilmesi için ısrarlı olacağım. 4 tane 1964 kayıplarıyla ilgili davamız var. 1974’teki kayıplarla ilgili de bir dava var.”


AİHM KARARLARININ KIBRIS SORUNUNA ETKİSİ


Türkiye’nin AİHM’deki avukatlarından Zaim Necatigil, AİHM’deki kararların Kıbrıs sorununa etkisiyle ilgili soruyu yanıtlarken, “Mülkiyet sorununun çözümü, Kıbrıs sorununun çözümünde büyük bir adım olur. Ama bundan daha da önemli olan Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkileri açısından çok yakından irtibatlıdır” dedi.


Loizidu davasında yükümlülüklerini yerine getirmediği için Türkiye’nin uzun yıllar ikaz edildiğini, 4 defa ara karar alındığını hatırlatan Necatigil, sonunda Türkiye’nin ödeme yaptığını belirtti.


İÇ HUKUK ÖNEMLİDİR


Türkiye’nin AB ilişkilerinde attığı adımların yakından izlendiğini kaydeden Necatigil, “Burada kurulan iç hukuk yolu da çok önemlidir. TC’nin Avrupa’yla ilişkileri açısından ve bu davaların geleceği açısından çok önemlidir” diye konuştu.


Zaim Necatigil, Türkiye üzerindeki baskıların yanında yeni yeni Rum tarafına da baskıların başladığını, özellikle Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı’nın açtığı davaların bu anlamda da önem taşıdığını söyledi.


RUMLARIN ZARURET SAVUNMASI


Rum mahkemesinin 1974 sonrasında Rum göçmenlerin yerleştirilmesi için Kıbrıslı Türklerin mallarının kullanılmasında “zaruret” olduğunu belirterek, Kıbrıslı Türklerin mülkiyet davalarını reddettiğini kaydeden Necatigil, global takas tezinden ve feragat uygulamasından dolayı da Kıbrıslı Türklerin Güney’de kalan malları için hukuk yoluna pek fazla başvurmadığını, zaten Rum mahkemelerine dava açmak için sürekli ikamet koşulu bulunduğunu anlattı.


Necatigil, Arif Mustafa adlı Kıbrıslı Türk’ün Güney’de ava açtığını ve başarılı olduğunu ama baskılar yüzünden istinafta davasını geri çektiğini ve uzlaştığını belirtti.


NEZİRE SOFİ DAVASI


Rum hükümetine mülkiyet konusundaki en iyi baskının Larnaka’da malı olan ve 1974’te İngiltere’ye göç eden Nezire Sofi adlı bayanın 2004’te Rum hükümeti aleyhine AİHM’e başvurusunun olacağına inandığını kaydeden Zaim Necatigil, doğrudan AİHM’e yapılan ve ileri aşamaya gelen ilk başvurunun bu olduğunu açıkladı.


Zaim Necatigil, Sofi davasıyla ilgili olarak “Ümit ederiz Sofi davası yıl sonu veya yeni yıl başı görüşülsün. Buradan çıkacak karar Rum tarafına baskı olacak. Ya yasasını değiştirecek, ya tazminat ödeyecek. Bu şekilde Kıbrıs konusuna da bir katkısı olur bunun. Burada iç hukuk yolu olmadığı tezini savunacağız ve mala müdahalenin de insan hakları sözleşmesine uygun olmadığını.. İnsan hakları sözleşmesinde bu kadar geniş zaruret ilkesi yoktur. O görüşteyiz. İnsan haklarında da kamu yararı nedeniyle müdahale öngörülebilir ama Rum mahkemelerin zaruret diye anayasanın da üstünde karar vermeleri zannedersem insan haklarına terstir” ifadelerini kullandı.


AİHM’İN YAPISI… ÇALIŞMALARI
 Hukukçu Zaim Necatigil, AİHM’in yapısı ve çalışma yöntemleriyle ilgili soruya karşılık, üye ülke sayısı kadar yargıç bulunduğunu ve 45 yargıcın görev yaptığını, davaların 5 dairede görüşüldüğünü; 1950’de imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf ülkelerin sözleşmenin ihlali gerekçesiyle bir diğer ülke aleyhine devlet başvurusu yapabileceği gibi, ayrıca iç hukuk yollarını tüketen bireylerin de mahkemede hak arayabildiğini anlattı.
 7 yargıçlı dairelerin baktığı davaların istinafa götürülmesinin oldukça zor olduğunu belirten Necatigil, 5 yargıcın evetiyle temyize gidilebildiğini, bu durumda 18 yargıcın davaya baktığını kaydetti.


Ülkelerin, AİHM’in kararlarına uymaması durumunda o ülkelere çeşit şekilde baskılar uygulandığını, Türkiye için de bu örneklerin yaşandığını ve imalı şekilde üyeliğinin askıya alınabileceğinin bildirildiğini ifade eden Zaim Necatigil, AİHM’de Rusya’nın da Avrupa Konseyi’ne girmesinden dolayı Çeçenistan’la ilgili birçok dava bulunduğunu, doğu bloku ülkelerinin de mahkemenin yükünü artırdığını belirtti.


Zaim Necatigil, AİHM’deki kararların genellikle geciktiğini, ortalama iki yıldan önce karar çıkmadığını söyledi.


AİHM’DE İLK KIBRISLI TÜRK YARGIÇ KUTLU FUAT


AİHM’de görev yapan ilk Kıbrıslı Türk yargıcın Kutlu Fuat olduğunu; Fuat’ın 4. Kıbrıs-Türkiye başvurusunda görev yaptığını kaydeden Necatigil, “Kutlu Fuat Hong Kong’da yüksek mahkemede yargıçlık yapan, Brunei Sultanı’nın danışmanı olan yurt dışında yaşamış biridir.
Ama Kıbrıs asıllı ilk yargıçtır” dedi.


Türkiye aleyhine AİHM’de dava açan Kıbrıslı Türklerin de bulunduğunu hatırlatan Necatigil, Rumların açtığı davalarda çok ünlü ve pahalı avukatların tutulduğunu belirtti.


FOTOĞRAF: Hukukçu, eski Başsavcı Zaim Necatigil

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 × three =