Mülteciler, “Misafirlerimiz.” / Yaşayanlar ve seyredenler

PAYLAŞ

Suriyeye gelelim. Neredeyse sınırlarımızın kapılarını ardına kadar açtık. Gelenlere ikramiye bile vereceğiz. Açıklanamayan gerçeklik. İKİ MİLYON’un üzerinde, SURİYE’li ülkemizde. “Bu kadarını beklemiyorduk” demenin artık hiç bir faydası yok. Düzenlemezsen, beceriksizsen, planın yoksa, sonuç ortada, açık değil, apaçık.

Dört, üç, iki, bir, ya da bebek, bu çocukların bir çoğu Türkiye’de doğdular. Çocuklar ve eşleri ile geldiler. Bir eş değil, bir kaç eş ile de birlikte. Ve yeni yeni çocukları oldu. Burada, gözümüzün önünde nerdeyse.

Kaçtılar, ya da umut bulmağa geldiler. Daha iyi bir yaşam ve savaşdan kaçma isteği ile.

Nedir bu asırlardır, Mezopotamya gerçeği. Savaşlar savaşlar ve savaşlar. Ve ölüm. Nerdeyse barışı bile yaşayamıyorlar çoğu zaman. Ve de Müslümanlar. İşin daha da ilginçi, müslümanlar, güneyde Müslüman ülkelere gitmek istemiyorar. Onlar da çağırmadıkları gibi, kapıları bile kapatıyorlar. Ve batıya gitmek istiyorlar hep, Türkiye’de de kalma konusunda, o kadar istekli de değiller. Geçiş noktası. Gidemiyorsak kalıyoruz diyorlar. Geriye dönüş yok. Kapalı o kapı.

Bu kadar yıldır, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konu da bir araştırma bile yaptırmaması ilginç değil mi. Neler neler hakkında, görüş açıklamaları yapıyorda, bu konuda bir değerlendirme yapmakdan niye kaçınıyorlar acaba?

Biz yine de sorumuzu yöneltelim. Diyanet İşleri Başkanlığı, Müslüman ülkelerden, neden müslümanların azınlıkta olduğu ülkelere gitmek istiyorlar. Müslüman ülkelerde neden kalmak istemiyorlar. Hep batıya. Bu araştırma bir çok gerçekliğe ışık tutabilir.

Gelen Suriyeli’lere, önce “Misafirleremiz” dedik. Ama şu sıralar, bu sözcüğü de pek kullanmıyoruz artık. Misafir. Bir deyim vardır, yer, içer ve gider.” Bu misafirlerimiz gitmiyorlar. Geri dönmek de istemiyorlar. Batı kapıları da kapalı. Arada kaldılar. Ne umuyorlardı, ne buldular.

Ucuz ve kayıtdışı emek diye yararlananlar olmadı değil. Hem de epey oldu. Bu kadar işşiz varken, bir de bu sorun. Tepkiyi de beraberin de getirdi hemen.

Dil bilmiyorlar. İletişim ve uyum da sağlanamıyor.

Çocuklar, sokaklarda, yaş sırasına göre adeta. Aşılar var mı, sağlık kontrolleri yapılıyor mu?. Eğitim, dil öğrenme, sorunlar saymakla da bitmiyor.

Gece ailecek sokaklarda yaz kış. Dilenme olayı arttı. Yerliler adeta piyasadan çekildiler.

Barınma konusu ayrı bir sorun. Bundan da yararlananlar yok değil.

Eskiden biraz sempati ile bakılırdı, şimdi o da pek yok. Ve giderek tepkiler büyümeğede başladı. Yer yer bazı yerleşim birimlerinde dışlama açık olarak ifade ediliyor. İstenmeme açık açık belirtiliyor. Dışlama başladı.

Seçimlerde oy verecekler mi. Bu hesaba dayalı bir politika oluşturulduysa, sonuçları giderek daha bir çok sorunların büyümesine yol açacak.

Ve Avrupa, nihayet gördü. Nasıl gördü. Küçük çocuğun cesedini, deniz sahile karaya iade etti. Nasıl gönderirsiniz dedi doğa. Bu mesaj tam alındı mı?

Avrupa kamu oyunun tepkisi üzerine biraz hareketlenme. Sonra bizde sınırlara yığılma. Yollarda yürüyenler. Bir bota dolup, bir adaya sığınmak isteyenler. Ege’de Akdeniz’de her yerde. Her il de, her kent te, her yerleşim birimin de, Suriyeliler.

Evet. Bir ay sonra seçim olacak. Ne diyor, HÜkümet. Kapıları açmakla, “misafir” demekle olmuyor. Ne olacak, çoluk, çocuk bu iki milyonu aşan insan. Yiyecek, giyinme, barınma, iş, okul, eğitim ve daha bir çok yapılması gerekenler. Ne olacak?

Avrupa sayı hesabında ya da daha kötü pazarlığın da, kaç tane alacağız. Bir kaç yüz mü. Bini geçmesin. Tane ile. Bunlar, İNSAN. Seçmece karpuz değil.

Yakında başlayacaklar değil, başladılar bile, size biraz para verelim, sizin orada kalsınlar, hem onlar Müslüman. Ne diyeceksiniz?

Avrupa, umudu yeşertti, sonra da, bu kadar. Bir kaç yüz örnek, hadi bir iki bin sayı. Ülkemizde, 2 Milyonu aşan Suriyeli var. İNSAN var ne olacak?

Gelecek tüm iktidarlar, bu sorun ile, her geçen gün büyüyen bu sorun ile karşı karşıyalar.

“Misafir” değil, mülteci, gerçek bu. Ve ülkelerine dönmeyecekler. Batı almayacak. Biz ne yapacağız. Sorunun yanıtı dışarıda da değil, biz de. Yanıtı biz vereceğiz. Söz olarak değil. Eylem olarak.

Bu gerçekliğe ne gözlerimizi kapatabiliriz, ne de görmemezlikden gelebiliriz.

Öncülüğü de hemen, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın araştırmaya dayalı önerileri ile başlayalım.

Partiler bu konuda, yeni politikalar geliştirmek zorundalar. Geriye dönüş yok.

Hele bir seçimler geçsin diyenler var. Doğru değil.

1 Kasım’dan itibaren de, politik hayatın gündeminden yıllarca düşmeyecek bu konu. Farkına varalım artık.

Ankara. 29 Eylül 2015. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER