İmparatorluk planını uygulamaya koyma operasyonu

İmparatorluk planını uygulamaya koyma operasyonu

0
PAYLAŞ

En ileri teknolojiye sahip bir ülkede, iki uçak, her nasılsa hiçbir kontrol merkezinin dikkatini çekmeden, dakikalarca rota dışı uçabiliyor ve Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerini yerle bir ediyor. Bu saldırıyı  ABD kendisine yönelik bir saldırı olarak algılıyor ve saldırganları kovalama adı altında, bir zamanların “Yıldız Savaşları” senaryosuna analojik olarak, bu kez de “Potansiyel Saldırıyı Önleme Savaşi” (Preamptive War) stratejisi ve “Kitle İletişim Silâhları” aldatmacası ile, dünya imparatorluk plânını uygulamaya koyuyor. 

Sovyetler’in parçalanmasından sonra ekonomik sistem olarak tek kutuplu dünyanın ortaya çıkması kimileri tarafından ideolojilerin sonu (ya da tarihin sonu) olarak betimlenirken, bu oluşumun aslında üçüncü dünya savaşının başlangıcı olduğu algılanmadı. Zira, rejim rakiplerin ortadan kalktığı dönemde, meydan ekonomik rakiplere kalmış idi. Kapitalizmin sermaye birikim süreci, bir yandan girdi maliyetlerini yükselterek, diğer yandan da tüketici piyasalarını daraltarak sistemi krize sürüklerken, sermayenin krizi aşma refleksi saldırganlık biçiminde su yüzüne çıkmaktadır. Küreselleşme olgusu, olgunlaşma krizini yaşayan merkez sermayenin girdi ve ürün piyasalarını genişletmek amacıyla tüm yerküreyi ekonomik kapsama harekâtıdır. Bu harekâtın uygulanması ve başarısı, “Washington Uzlaşması” ile belirlenen, tüm ekonomilerin dış dünyaya açılması, devletin ekonomiden ve kamusal çıkar yönünde karar almadan uzaklaştırılması, sosyal politikaların çökertilerek tüm ihtiyaçların piyasadan karşılanma yolunun açılması gibi, özel kesimi genişletici politikaların uygulamaya koyulması şartına bağlanmış ve bu koşullar tüm ülkelere dayatılmıştır. 

Girdi ve ürün piyasalarını genişletmeye çalışan merkez sermaye, çevresel konumlu ekonomilere doğru yayılırken, kaçınılmaz olarak, kendi arasında da çatışma yaşamaktadır. Zira, ürün piyasalarını genişleterek daha ucuz kaynaklara doğru çevreye yayılan sermaye, çevresel konumlu ekonomilerin direncini kırarken, aynı anda, tüm piyasalarda tekel gücünü eline geçirebilmek için rakip sermaye ile çatışmaya girmektedir. Benzer mücadele ürün piyasalarının paylaşımında da söz konusu olmaktadır. Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşlarından farklı olarak, günümüzde yaşadığımız Üçüncü Paylaşım Savaşında sermayeler arasındaki mücadele toprak için değil, ekonomik güç alanları için yapılmaktadır.

Ekonomik güç alanları mücadelesi üç sahada yürütülmektedir. Birinci mücadele sahası, özellikle kapitalizmin finansal aşamasında sermaye piyasalarıdır (borsalardır). Sermaye piyasalarında şirket hisseleri ele geçirilerek, rakip firmaların yönetimine hakim olunur ya da şirket evliliği yoluyla şirket birleşmeleri gerçekleştirilir. İkinci mücadele alanı enerji kaynaklarını ele geçirmek ya da bu bölgelere yandaş yöneticileri yerleştirmektir. Böylece, enerji akış sistemi ve/veya fiyatının denetlenmesi yoluyla rakip sermayenin önü kesilmeye çalışılır. Üçüncü mücadele sahası ise, teknoloji savaşlarıdır. Herhangi bir ürün alanında yeni teknolojinin geliştirilmesi, o alanda eski teknolojiye sahip sermayenin değersizleşmesine ve piyasadan çekilmesine neden olarak, ileri teknolojiye sahip sermayenin piyasalarda tekelci güce ulaşmasını sağlar. Teknoloji üretimi ise bol kaynağa ihtiyaç gösterdiğinden, genellikle silâh sanayi alanında geliştirilir.

Sovyetler’in dağılması ile son bulan soğuk savaş dönemi ertesinde, taşların bağlanıp köpeklerin salındığı ortamda, kapitalizm derinden yaşadığı  sermayenin olgunlaşma krizini aşmaya koyuldu. Avrupa kapitalistleri yarım yüzyıldan beri piyasalarını genişleterek ABD ve Japonya’ya karşı mücadele güçlerini pekiştirmeye çalışıyordu. Japonya, Asya-Pasifik örgütü içinde güneydoğu Asya bölgesinde hakimiyetini güçlendirmeye ve kapitalist mücadelede başarıya yöneliyordu. ABD de, önce NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması), bununla da yetinmeyerek, tüm Amerika kara-parçasını kapsayacak şekilde bir tür ticaret birliği oluşturmaya yöneldi. Böylece tek kutuplu, üç merkezli yeni dünya modelinde ekonomik çatışma, birlikler arası çatışmaya dönüşerek, giderek şiddetleniyordu. ABD açısından, gerek iç muhalefeti ikna ve baskılayabilmek, gerek diğer ülkelerin onayını alabilmek için elverişli bir ortamda, makul bir gerekçe oluşması gerekiyordu. 

Rusya’nın ekonomik sorunlarla boğuştuğu ve henüz Dünya Bankası baskısından kurtulamadığı, Avrupa Birliği’nin ordusunu oluşturamadığı, aralarında tam ittifak kuramadığı, Japonya’nın da sesini fazla yükseltemediği bir dönem, ABD’nin dünya imparatorluğu yolculuğuna çıkması için bulunmaz bir fırsatlar yumağı oluşturuyordu. Ancak, bu istisnai olanaklar yumağı içinde düğmeye basacak olağanüstü bir oluşuma gereksinim vardı. İşte o oluşum, 11 Eylül 2001 saldırısı (mı) veya tezgahıdır (mı)!

ABD hükümeti, 11 Eylül olayını ABD’ye yönelik saldırı olarak yansıtarak, bir yandan korku ve dehşetle ABD halkını denetim altına aldı, diğer yandan da terörist avı bahanesiyle dünya imparatorluğu yolculuğunu tüm uluslara meşru göstermeye çalıştı. ABD’nin, Birleşmiş Milletleri de devre dışında tutarak, Irak’a saldırı ve işgali, öteden beri plânlanan Büyük Ortadoğu Projesinin ilk adımını oluşturmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesinin birkaç hedefi vardır. Bir defa, doğal gaz ve petrol başta olmak üzere, dünya enerji kaynaklarının çok büyük bölümü bu bölgede bulunduğundan, bölgenin denetim altına alınması, gelişmiş sermaye merkezleri açısından büyük önem taşır. İkinci olarak, Rusya ve Çin’in arasına girerek, bir zamanlar komünist olan bu iki devi denetlenmek ve yönlendirmek, kapitalizmin geleceği açısından çok önemlidir. ABD bakımından, Rusya’yı Avrupa Birliği’nden uzaklaştırmak ve AB ülkelerinin Ortadoğu’ya sızmasını önlemek de özel bir öneme sahiptir. Şanghay Beşlisi (sonraları altılısı) alanına girmek de bölge ekonomisinin denetlenmesi açısından önemlidir. Çin ve Rusya yanında eski Sovyet devletlerinin piyasa ekonomisine açılması da derin kriz içindeki kapitalizme uzun yıllar soluk alma olanağı sağlayacaktır. Bu bölgelerin açılması tüm kapitalist dünyaya soluk aldırırken, ABD’ye daha üstün avantajlar sağlayacaktır. 

Büyük Ortadoğu Projesinin açılım yeri Arap Yarımadasıdır. Bölgede Irak’a yapılan operasyonla başlayan dönüştürme harekatı, İsrail-Hizbullah çatışması, Kürt devleti oluşturulması vb gibi oluşumlarla ABD’nin Ortadoğu’daki uzun dönemli çıkarlarının korunması yönünde pekiştirilmeye çalışılmaktadır. Diğer taraftan Afganistan ve Pakistan arasında yürütülen Taliban avı da İmparatorluk yürüyüşünü canlı tutmaktadır. 

11 Eylül olayı, küreselleşme aşamasında ABD’nin dünya imparatorluğuna soyunma hareketini tetikleyen, büyük bir olasılıkla tetikleten, stratejik bir girişimdir!

*Prof. Dr

BİR CEVAP BIRAK