“Mürekkebim kanım, kalemim vicdanım…”

Duayen olmak nasıl bir duygu? Sizin birikim ve vizyonunuz karşı taraftan yakalanamadığı zaman neler hissediyorsunuz?

Duayen kavramını nasıl değerlendirdiğinize bağlı, bunu mesleğin zirvesi olarak da yorumlayabilirsiniz, mesleğin sonu olarak da. Zirveye vardığınızda hep yalnızsınızdır, ben de hep yalnız hissettim. Ama tüm hedeflerinize varmanız, yolun sonu olarak değerlendirildiğinde ve yeni hedefler bitmiş olursa bu iyi bir şey değil.

İsmet İnönü’nün özel temsilciliğini yaptınız. Bugünlerde İnönü’nün sorgulanıyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnönü’yü yargılarken Cumhuriyeti yargılamak lazım. Herkesin iyi ve kötü yönetim dönemleri olmuştur. Yargılarken hangi İnönü diye sormak lazım. Sakarya’daki İnönü mü? Yemen’deki İnönü mü? Lozan kahramanı İnönü mü? TBMM’deki İnönü mü? Cumhurbaşkanı İnönü’mü? Yoksa 80 yaşından sonra Başbakan olan İnönü mü? Buna bakmak ve o dönemin şartlarında, geniş bakış açısıyla sorgulamak lazım. İnönü sadece bir hatası veya bir kahramanlığıyla değil, genel değerlendirilmelidir. Önemli olan tarihi yargılamak değil, Türkiye’nin gelecek yüzyılına yönelik neler yapılması gerektiğine bakmaktır.

Muhabirlik heyacanınızı kaybetmediniz. Zamanımızda siyaset ile gazetecilik karıştırılıyor mu? Gazetecilik, siyaset için basamak olabiliyor. Örnekse, İsmail Cem Dışişleri Bakanı iken köşe yazmaya devam etti, Uluç Gürkan milletvekili seçildiğinde gazeteciliği bıraktı. Sizce hangisi mutlak doğru veya etik olabilir? Hepsi paralel yürüyebilir mi?

Önemli olan yapılan işi kaliteli yürütebilmektir. İyi bir gazeteci, toplumun da, milletvekilinin de önünde yürür, belirleyici olur, gündem yaratabilir. Bu gazetecilikte de böyledir, sanatta da böyledir, şairlikte de böyledir, yazarlıkta da böyledir. Benim 2 haberim Menderes hükümetini sarsmıştır. Diğer yandan, bu ülkede Nazım Hikmet bir kesimce vatan haini ilan edilebilmiştir. Keza Mehmet Akif Ersoy bile bir başka kesimce olumsuz eleştirilmiş ve değerlendirilememiştir.

65-69 döneminde Adalet partisi Konya Milletvekilliği yaptınız, Demirel ile yakın mesainiz oldu. Demirel’in şahsında o zamanki politikacı profili ile bugünkü genel profili kıyaslar mısınız?

Demirel dostum, arkadaşım, Genel Başkanım, Başbakanım, Cumhurbaşkanımdır. Yine de çok yönlü ve o zamanın şartlarında değerlendirmek lazım. Başbakan seçildikleri her dönemde başbakanlar hatalar yapmışlardır. Herkesin tecrübesiz dönemleri olmuştur. Başarılar, doğru tahliller de çoktur. Demirel’in Cumhurbaşkanlığı Başbakanlığından daha etkili olmuştur. Şimdiki Başbakan da kendisi için, çıraklık dönemi, ustalık dönemi diye öz eleştiri yapabilme erdemi göstermiştir. Demirel Başbakanlığı döneminde fevkalade değildi ama 2 hükümet darbesinin muhatabı olmuştu, biraz da böyle bakmak lazım. Ama Cumhurbaşkanlığı dönemi süperdi diyebiliriz. 12 Mart döneminde Tercüman gazetesindeydik, kendisine, “İstifa mı edeceksiniz? Yoksa askerleri emekliye mi sevk edeceksiniz?” diye sormuştuk. Kendisi bize “Cumhurbaşkanı’nın fikrini almam lazım, ama kendisine ulaşamıyorum” şeklinde cevap vermişti. Başbakan’ın Cumhurbaşkanı’na ulaşamadığı dönemleri de gördü bu ülke.

Her daim gençlere bazı değerler aktarma peşindesiniz. Yeni gazetecilere tavsiyeleriniz neler? Ve buna bağlı olarak; Bab-ı Ali ile şimdiki medyanın kıyasını yapar mısınız? Medyanın otoriteye bağımlılığı neler getiriyor ve bu durum nasıl aşılır?

Teknoloji ne yazık ki gazeteciliği ahlaki yönden ortadan kaldırdı. Benim ilkem şuydu; “mürekkebim kanım, kalemim vicdanım” Bunu 62 yıllık gazeteciliğim boyunca hep prensip edindim ve uyguladım. Şimdiki durumdan kamuoyu rahatsız. Basın belirleyici ve bağımsız olmalı, ilkeleri olmalı. Hüseyin Cahit Yalçın’lar, Falih Rifki Atay, Ahmet Emin Yalman, Sedat Simavi, Necmettin Sadak ve bir çok değerli yazarlarımız basın tarihine birer abide olarak girmişlerdir. Bu gibi yazarlar artık yoktur ve tarihin arka sayfalarında kalmışlardır. Gazeteci fikir üretebilendir, fikriyle gündem oluşturabilendir. Devletleri hükümetleri arkasından sürükleyen adamdır.Victoria Hugo, Jean Jacques Rousseau, Montesquieu Karl Max gibi yazarlar birer misaldir.

Savaş muhabirliği de yaptınız. O zamanki savaş ahlakı ile şimdiki uzaktan komutalı savaşları kıyaslar mısınız? Savaşın merti var mıdır?

Şimdi tanklara kamera koyup, dünyaya naklen yayın yapıyorlar, oturdukları yerden füze yollayıp binlerce kişiyi öldürebiliyorlar. Biz 20 km cepheye yaklaşır, akşam kaldığımız yere döner, haberi yazar, manyetolu telefonlarla, ayak pedalı ile çevrilen iletişim araçları ile haberi ulaştırırdık. Haberimiz ancak 1 hafta sonra yerine ulaşırdı. Süveyş’te bunu çokça yaşadım. Biz itibarların korunmasına da titizlik gösterirdik. Bizim zamanımızda boşanma haberlerinde bile isimler yazılmazdı.

Hac ve Kabe filmini gerçekleştirirken bazı tabuları, yasakları nasıl deldiniz?

Ben işim gereği 16 kez Umre ve HAC farizasını yaptım. Kral Faysal yazılı izin veremedi, şifai izniyle yaptığımız halde büyük sıkıntılar yaşadık. Bu eser kadar, hac yollarındaki yüzbinlerce Hacıya Suriye sınırımızdan Mekke Medine’ye kadar sıcak ve kavurucu yollarda soğuk su, peynir, ekmek, meyve dağıttım. Bu da unutamadığım ve en övündüğüm hayırlı işlerden birisidir.

Laikle ilgili bir değerlendirme yapar mısınız?

Dini eğitim laikliğe aykırı birşey değildir. Atatürk devrimleriyle yeni çağı yakalamak istedi ama onun da dedikleri Kuran ayeti değildir. Önemli olan çağdışı kalmamaktır. Türkiye’nin önümüzdeki 100 yıla doğru hazırlanması için şu anda yargının yenilenmesi, Anayasa’nın yenilenmesi ve en önemlisi “eğitim, eğitim, eğitim” gerekiyor.

Ağrı Dağına ilk çıkanlardansınız, bunun belli bir amacı var mıydı?

Bu, ABD ile Genelkurmay’ın bir programıydı. Ara Güler ve Ümit Deniz’le birlikte çıktık Ağrı Dağı’na. 1957-1958 yıllarıydı, soğuk savaş dönemiydi. Bu ekipte bize katılan ABD’li John Laby’in, Ağrı Dağı zirvesine tırmanış serüvenine katılış sebebinin Rusların yapmış oldukları nükleer araştırmalarını incelemek ve araştırmak olduğunu sonradan öğrendik.

Bugüne kadar hayatınızda sizi en çok mutlu eden olay ne oldu?

Benim hayatım boyunca merdiven başımda kaderimi değiştiren pek çok olay olmuştur. Bütün kaderlerim merdiven başında değişmiştir ve yine bir merdiven başında hayatımın kaderi değişti ve mesleğinde benden çok daha kıdemli olanlar bile benden daha düşük maaş alıyorken hayatımda beni en mutlu eden olay 10 dakika içerisinde 60 liralık maaşımın birden bire 175 liraya çıkması oldu. Bu hayatımda beni en mutlu eden olay olmuştur. Birde ayrıca “şubat” ayının bende farklı ve özel bir yeri vardır. İş ve özel hayatımdaki başarılarım hep şubat ayında gerçekleşmiştir. Şubat ayı benim için çok uğurludur.

Hayatınızda hiç pişmanlık duyduğunuz ya da “keşke” dediğiniz bir olay oldu mu?

Çok olmuştur. Saymakla bitmez. Mesela arzuladığım gibi bir eğitim alabilmiş olmayı çok isterdim. 18-19 yaşında hayata atıldığım için bu benim içimde çok büyük bir yaradır. Bunun dışında 4-5 lisan biliyor olmak isterdim. İmkanım vardı ama beceremedim. Beceremediğim şey çok. Ben hiçbir şey değilim. Aynaya baktığım zaman ben ne olduğumu bile bilmiyorum. Hep kader ve Tanrı beni bir yerlere sürükledi durdu. Hiçbirşeyin hakimi ben olmadım. Hiçbir şeyi ben isteyerek yapmadım. Hiç aklımda yokken Beyrut’ta yaşadım. Hiç aklımda yokken savaş muhabiri oldum. Hiç aklımda yokken polis adliye muhabiri oldum. Her gün cinayetlerle ve hırsızlıklarla karşılaştım. Hiç aklımda yokken -30 derece’de Frankfurt’ta yaşadım, hiç aklımda yokken Paris’te yaşadım, hiç aklımda yokken + 60 derecede Arap Körfezi’nde yaşadım, hiç aklımda değilken Londra’da yaşadım. Ben kendi arzumla hiç bir şey yapmadım ve hiçbir başarım bana ait değildir. Hiç aklımda yokken 16 defa hacı oldum, 23 kere Umre’ye gittim. Hiç aklımda yokken 10’a yakın dini eser yazdım. Hz.Muhammed’in, Hz.Muhammed’in Validesinin ve Ebu Hanife’nin hayatını yazdım. 60’a yakın devlet başkanına akıl hocalığı yaptım. Bunların hiçbirisi benim aklımdan geçen şeyler değildi. Hayal ettiğim hiçbir şeyi hayata geçiremedim. Ben hiçbir şeyim, sadece Tanrı’nın kader yolunda sürüklediği kullarından biriyim.

Hayatınızda en büyük mesleki başarınız ne oldu? Hayat görüşünüz ya da felsefeniz nedir?

Kamuoyu karşısında hepsi büyük başarıydı. Ama bana sorarsanız hiçbiri büyük başarı değildi. Hayat görüşüme gelince; benim hayat görüşüm olarak söylediğim ve savunduğum iki felsefem vardır; birincisi “eğitim”, ikincisi ise “barış”tır. Madem barışı elde etmek için savaşacaksın o zaman savaşmadan barışı elde etmeye çalışmak en güzeli ve en doğrusudur. Bir ülkeyi refaha ve demokrasiye götürecek en önemli öğeler; “eğitim”, “adalet” ve “disiplin”dir.

Büke Sözüçetin/Londra

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.