Muhafazakârlığın şaşırtıcı dünyasına bir yolculuk

PAYLAŞ

SERDAR MÜTEFERRİKA SERHATLI – Türkiye’de AKP iktidarıyla birlikte yeni bir tür muhafazakârlık rüzgârı esmeye başladı.

Daha önceleri üzerinde durulmayan ve neredeyse hafifsenen Türk muhafazakârlığının türlü veçheleri son zamanlarda ele alınıyor, hemen her yönüyle mercek altına yatırılıyor.

Son birkaç yıl içinde ardı arkasına yazılan akademik makalelerin yanı sıra muhafazakârlığı soran, sorgulayan, irdeleyip iğneleyen birçok kitap da yayımlandı; yayımlanıyor…

Bu yönde eser verenlerin genç akademisyenler olması, daha da dikkat çekicidir.

Sanki muhafazakârlıkla hiç alâkası olmamış görünen altmış yaş ve üzeri yazarların, hâlen Kemalist-laik modernleşme projesinde kalmış yahut bu dönemlerin sol söyleminden uzaklaş[a]madığı, taca atılmış bir topun peşinden artık koşmaya gerek duymayan futbolcular gibi kenara çekildikleri bir sahada, şimdi, yaşları otuz-kırk arasında gezinen genç sosyalbilimcilerin, yazarların top gezdirip çalım attığını görüyoruz.

Üstelik hemen hepsinin Özal’lı dönemlerin, ardından Erdoğan’lı yılların çocukları olmaklığı bir yana, öyle anlaşılıyor ki bu genç yazarlar, en azından kent burjuvazisinin mazisinde kalmış erken Cumhuriyetçi gelenekte, balo ve merasimlerle, bayrak asılıp Onuncu Yıl Marşıyla neşelenen Kemalist sosyaliteden uzak olup muhafazakâr mahallelerde doğup yetişmiş olmalılar.

Bunlar arasında Fırat Mollaer, A.Çağlar Deniz ve Polat Alpman’ı saymak belki de uygun olacaktır.

Ardı arkasına bu alanda eserler vermeye devam ediyorlar.

Bu nesle dâhil olan isimlerden Hasan Aksakal’ın beş yıla sığan üç kitabının ardından gelen dördüncü eseri de muhafazakârlığa mercek tutan bu genç yazar kuşağının bir ürünü olarak yayımlandı; biz de ‘dumanı tüten’ bu çalışmaya bir göz atacağız.

 

Muhafazakârlık üzerine akademik çalışmalar yapılması tümüyle yeni değil elbette…

Doksanların başında, belirsiz sınırlar içinde olmakla beraber, Özal’lı modernleşme projelerine yönelik eleştiriler, muhafazakârlığın sorgulanmasıyla ortaya çıkmış bulundu. Bugün prof‘luğunu almış Süleyman Seyfi Öğün, Nuray Mert gibi iki mühim ismin yanı sıra [Sol] Birikim’ci Tanıl Bora, Ahmet Çiğdem ve Nâzım İrem‘in adını bir sivil düşünce grubu oluşturmalarıyla anıyoruz.

Hemen ardından Beşir Ayvazoğlu, İskender Pala, Dücane Cündioğlu, Mustafa Armağan, Yusuf Kaplan isimlerine yer vermek lazımdır; elbette yaş ve kuşak açısından saydığımız ilk grubun aksini söyleyip savunan şahsiyetlerdir. Fakat yine de muhafazakârlık çalışmalarında bu merakın sahipleri hepi topu kırklarını aşmamış genç insanlardır; Hasan Aksakal bunlardan en cevvali, velûd birisidir ki, bu kelimeleri kullanıp yazarak onun muhafazakârlığı sorgulayan dünyasına yakınlık tesis etmiş oluruz.

Hasan Aksakal’ın ilk kitabı olan ¨Aydınlanma Çağından Karanlık Yüzyıla: Politik Romantizm ve Modernitenin Eleştirileri¨nin (2011), ismiyle müsemma biçimde, bir muhafazakâr çevrenin ürünü olan Kadim Yayıncılık vasıtasıyla neşredilmesi sadece bir tesadüf değil, bir bakıma bundan böyle modernite eleştirileri yapacağı anlaşılan genç akademisyenin ufkuna dair ilk işaretlerdendi. Aksakal’ın bu eserinin 2015’te Alfa Yayınlarında ikinci baskıya girdiğini söylemeliyiz; o arada Aksakal, Kitabevi’nden çıkan ¨Türk Cogitosu ve Modern Türkiye’de Politik Yaşam¨ başlıklı bir eser daha verirken (2013), Babıali’nin kıdemli yayıncılarından olan İletişim’den de ¨Türk Politik Kültüründe Romantizm¨ (2015) başlığıyla bir kitaba daha imzasını koymuş bulunuyordu.

Aksakal bu sefer de çok zaman geçmeden ¨Türk Muhafazakârlığı¨ başlıklı dördüncü eserini okurlarına, öğrencilerine sundu. Kitabın alt başlığının ¨Terennüm-Tereddüt-Tahakküm¨ olması da düşündürücüdür.

Müzikte alçak sesle mırıldanır gibi şarkı söylemek anlamına gelen terennüm kelimesi tam olarak anlatma, söyleme demektir; tereddüt, pek açık seçiktir ve sarihtir ki kararsız kalmak, duraksamak, ikircikli ve çekinik olmak mânasındadır; tahakküm ise hükmetmek, egemenliğini sergilemektir ve muhafazakâr isimlerin bu yöndeki baskıcılığını bu eserde vurguluyor olsa gerek…

Aksakal’ın bir alegori yaparak Marx-Engels‘in Komünist Manifestosu’nu, bazı pasajlarında kelime değişikliğine uğratarak daha ilk satırlarında okuruna sunması, ilgi çekici bir başlangıçla yeni bir esere girmenin okuma zevkini sunuyor; hakkını vermek gerekir.

¨Türkiye’de bir hayalet dolaşıyor- Muhafazakârlık hayaleti. Yeni Türkiye’nin bütün güçleri bu hayaleti ete kemiğe büründürmek üzere kutsal bir ittifak içine girdiler: Diyanet ve Başbakanlık, Erdoğan ile cemaat liderleri, iliştirilmiş profesörler ve basındaki polis ajanları…¨

1848 tarihli Komünist Manifesto‘nun ilk satırını da okuyalım; yeri gelmişken:

¨Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor – Komünizm hayaleti. Avrupa’nın tüm eski güçleri bu hayalete karşı kutsal bir sürgün avı için ittifak halindeler, Papa ile Çar, Metternich ile Guizot, Fransız radikalleri ile Alman polisleri…¨

Bu benzeyişli aktarımla muhafazakârlığa dair temel sorusunu ortaya koyuyor, Hasan Aksakal…

Alıntı şöyle:

¨Nasıl oluyor da 21.yüzyılda, Türkiye’deki yeni muhafazakârlığı anlamanın ilgi çekici bir yöntemi diye 19.yüzyıl Batı Avrupa komünizminin en temel metni bu denli açıklayıcı olabiliyor. Makul bir cevaba, Türk muhafazakârlığının ambivalant (ikircikli, çelişik, muğlak) doğasıyla başlamanın faydalı olabileceği kanısındayım. Zira Komünist Manifesto’dan yaptığım ve daha da yapılabileceğini söylediğim alıntılarda ‘muhafazakârlık’ kelimesini, hem ‘komünizm’ kelimesiyle hem de ‘burjuvazi’ kelimesiyle kolayca değiştirmek mümkün. Yani Marx ve Engels’in iki zıt kutup olarak ele aldığı düşman olgular bu ülkedeki yıkıcı ve yapıcı, tutucu ve reformcu özellikleriyle artık herkesçe tartışılan muhafazakârlık tecrübesinde bir biçimde bütünleşiyor.¨ (s.12-13)

Osmanlı’ya atfedilen türlü alıntılar, günlük hadiselerde Ahmet Hamdi Tanpınar’ın roman kahramanlarına atıfta bulunarak durum değerlendirmelerinin yapılması, Yahya Kemal Beyatlı’nın bir mısraı olsun okunmadan sürdürülemeyen konuşmalar, Mehmet Âkif’ten yahut Necip Fazıl’dan mısraları da eklemeyi unutmamak, ortalığı ebru ve ney kurslarının doldurması, Osmanlıca elifba’sına yönelmenin, futbol maçlarını Mehteran takımıyla açmanın, 1453’e öykünmenin ve Osmanlı Spor yahut Halide Edip Spor kulüplerinin tabelasını asmanın, ve ilh., gündelik teferruattan sayıldığı bir dönemi yaşarken bunu anlamanın ve eleştirisine açık bir metni okumanın zamanı gelmiş bulunuyordu.

Aksakal, tam da bu dönemi inşa eden koşulları irdeleyerek, akıcı bir üslup ama elbette kendi muhafazakâr yanını da ele veren fakat anlaşılabilir düzeyde, makûl tutulmuş bir eski dil özenci içinde eserini sunmaktadır.

Rüzgar

Necip Fazıl, Peyami Safa, Nâmık Kemal, tabii ki ardı sıra Yahya Kemal, sonra Fuad Köprülü, Cemil Meriç ve İbrahim Şinasi gibi muhafazakârlığın duayen isimlerini tek tek ele alarak hem bir tür biyografik okuma imkânı veriyor ve hem de eleştirilerini yoğunlaştırıyor.

Saygınlığı, ne hayatta olduğu vakit ne de şimdi asla tartışılamaz, ender bulunacak entelektüel bir kişilik olan rahmetli Cemil Meriç’e gösterdiği alâka apaçık görünürken, Necip Fazıl’a ait iki yüzlü-riyakâr bir dünyayı da aralayıp okura aktaran Aksakal’ın hem muhafazakârlığın hakkını veren hem de eleştirmeden durmayan kalemi bu yönüyle ¨çalakiyet göstermektedir¨, atik-çevik-girişkendir.

¨Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batır!¨ özdeyişinin bir örneği olarak, dünyaya ait fikriyatını usul usul terennüm eden [Kemalist ideolojinin Jakobenci iktidarında sessiz kalmak için sütre gerisinde durup şarkısını mırıldanan bombardımandan korkmuş askerler gibi]; beri yandan içinde olduğu karmaşık ve yerli yerine oturmamış düşünce yapısının tereddüdünü yaşayan; bu yüzden fırsatını buldukça tahakküm gösterip, kendi izleyicileri ve hatta adlı adınca yazarsak müridleri üzerinde fikrî tahakküm eyleyen muhafazakâr düşünür-yazar-söyler insanlarımızı ortaya koymuş olan bu eser, birçok yönüyle, aynı zamanda bir kültür arkeolojisi sayılmalıdır.

Kitabı okumanın verdiği dil alışkanlığıyla söylersek, Türk neşriyatında, yani yayıncılık alanında şimdi pek çok kitabın kolayca basıldığı, artık kitap basmanın teknik ve maliyet açısından zorluk göstermediği bu vakitlerimizde, ortalığı kitap selinin bastığını biliyoruz. Lakin nitelikli okurun ihtiyacı olan eserler pek nadidedendir, işte onlardan birisi de Hasan Aksakal’ın ister akademik çalışma için kullanılsın, ister meraklı okurun elinde dolaşsın, bir değeri olduğuna inandığımız bu eseridir.

____________

Türk Muhafazakârlığı / Terennüm, Tereddüt, Tahakküm
Hasan Aksakal
Alfa Yayınları, İnceleme
222 sayfa, 2017 Şubat

 

CEVAP VER