Muharrem ayının arkasnda Alevilik/Sünnilik

Muharrem ayını Alevi kesim temamen “Yası-Matem” dönemi olarak kabul edip Kerbela vakasına ayırırken Diyanet bu ayın diğer dini ve tarihi olaylarınıda gündeme taşıdı. Bir tarafın sünnet bildiğini diğer taraf farz kabul ederek oruçlar tutulu. Her iki tarafdanda özenle hazırlanan aşureler eşe dosta ve davetlilere dağıtıldı. Ancak bu ayın bir anlamda tarihsel simgesi haline gelmiş olan Kerbela vakasının hikaye edilişinde Alevi kesimin daha duygu yüklü oluşunun dışında iki kesim arasında özde abartılar dışında farklar yoktu.
Bu vesile ile Aziz Kerbela şehitlerimizi bir kez daha saygıyla anıyor Cenabı Allahdan rahmetler diliyorum. Arada 14 asır gibi çok uzunca bir süre geçmesine rağmen hem diğer İslam ülkelerinde hem de Türkiye’de hala alınmayan dersler ve tedbirler olduğunu üzülerek görüyorum.

İngilterede yaşayan sunni (hacı) müslüman bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Müslüman bir ülkede ve ailede doğmuş olmakdan dolayı kendimi şanslı adediyor ve bu halimlede son derece mutluyum. Dinimiz İslamında evrensel insanoğlu anayasası olduğuna inandığım ilahi yasanın 1400 sene önce güncelleştirilmiş son anayasa olduğunu düşünüyorum Başkalarına zarar vermedikce herkesin inancınada son derece saygılıyım. Ayrıca müslüman olmanın tek başına bir üstünlük olduğunada inanmıyorum. Zira bugüne kadar nice inançsız ama erdemli, müslümanlığı bir üniforma gibi üstünde sergileyen ama erdemsizler tanıdım ve tanımaktayım.

Bulunduğum ülkede biz sunni kesime gönüllü hizmet veren Türkiyenin önde gelen cemaatlerinin ve gurbetci cemaatin müşterek gayretleri sayesinde kazanılmış çok güzel mabetlerimiz ve iyi yetişmiş din adamlarımız var. Üstelik bu iktidar döneminde hükümet Türklerin yoğun olarak yaşıdıkları ülkeleredeki Büyükelçiliklerin bünyesinde Din Hizmetleri Müşaviri adı altında (Dr. Doc. Prof. ) sıfatlarında kariyer sahibi ilahiyatcılar ve onların denetiminde yine diyanete bağlı (hoca dediğimiz) din adamları görevlendirilmleri arttı. Gerçekten bu din görevlilerinin her biri kariyerlerinin haklarını veren pırıl, pırıl, bilge, aydın din adamlar ve saygın karekterlerdir. Netice itibariyle bu özgürlükler ülkesi diyarı küffar da dinimizi dolu dolu yaşamaktayız.

Ancak Alevi yanımı rahatsız eden bir durum var. Herkesce bilinen ve kabül gören bir hadisde “kendiniz için istediğinizi kardeşiniz içinde istemedikce (kamil anlamda) mumin olamazsınız” der. O halde ben kendim için istedeğimi ve sahip olduklarımı selamünaleyküm diyerek selamlaştığım benim gibi askerliğini yapan siperlerde şehit düşen vergisini veren aynı türkü ile hüzünlenip/neşelenen, aynı espiriye gülen, aynı değerlere ve kültüre sahip alevi kardeşim/kardeşlerim içinde istiyorum.

(Şöyleki) İngiterede 300 bin civarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yaşadığı biliniyor. Kıta Avrupasındaki Türkiyeli’lerin aksine burada Alevi kökenli vatandaşların nufusun en az %60 ını teşkil ettiği tahmin ediliyor. Alevi kesimde İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cem Evi adlı derneklerinin bünyesinde örgütlenmişlerdir. Oldukca’da aktifdir’ler. Üyelerine/camialarına sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda ses getiren çok yönlü hizmetler vermektedirler. Ancak Turkiye Cumhuriyerti Devleti’nin Sunni kesime verdiği hizmetin kendilerine verilmiyor olmasından kaynaklanan gözden kaçmayan bir huzursuzlukları, memnuniyetsizlikleri, küskünlükleri var. Belliki kendilerinin “ötekileştirildiklerini” üvey evlat muamelesi gördüklerini düşünüyorlar. Bana göre işin acısı bu duyguyla kendilerini sunnilerde farklı oldukları duygusuna iterek hergün biraz daha sunni kesimden uzaklaşıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin verdiği dini hizmeti devletin vatandaşlarına neye nasıl inanmak, ibadet etmek konusunde bir nevi yaptırım gözüyle bakıyorlar.
Gitmesekte görmesekte uzakdoğuda onlarca farklı etnik dinden, dilden, kültürden insanların barış ve eşitlik içinde yaşadığı İngitere kadar özgür Hindistan adlı bir ülke var/varmış. Bu ülkede bir kesim insanlar kutsal olduklarna inandıkları ineklerin rahatlıklarını bozmamak adına onların şehirlerin ana caddelerinden rahatca dolaşmalarına saygı gösterirlermiş. Bunu ben söylemiyorum bu bilgileri bundan 45-50 sene kadar önceleri devletimizin hazırlayıp bastırdığı okul kitaplarında edindim.

O zaman işimize geldiğinde bin yıllık devlet geleneğine sahip olduğunu söylediğimiz Türkiye’nin artık nufusunun (bana göre) %25 gibi bir çoğunluğunu teşkil eden Alevi vatandaşlarınada Sunni vatandaşlarına maddi ve manevi anlamda verdiği dini desteği vermesinin zamanı çokdan gelmiş olmalıydı.

Türkiye’de Alevi toplumu talep ettikleri haklarını kazanımda çok yavaş yol alınıyorken sadece 30 senedir ilk nesil göçmen olarak bulundukları İngilterede Aleviliğin okul kitaplarına girmesini başarmışlardır. Biliyorum bu kolay bir süreç olmayacak ya Ali ya Muhammed ya Allah diyen Aleviliği bir kısım art niyetli ayrılıkcı sözim ona Alevi önderileri Aleviliğin içini boşaltıp Ali’siz Aleviliği empoze etmeye çalışacaklardır. Ama Alevilik nedir nasıl yaşanır kim /kimler Alevidirler bırakalım kendileri yetkili organlar/çalışatayları/dedeleri karar versinler. Bir İngiliz atasözünün dediği gibi Geç olması hiç olmamasından daha iyidir. Dünyanın küçüldüğü, iletişim ve ulaşımın yoğunlaştığı bilgi paylaşımın kolaylaştığı 21. asırdayız hiçbir rejim hiçbir yerde tek tip vatandaş ve din/dindar oluşturamazlar artık.

Şahsen Alevi kesimi toplumuzun hoşgörü simgesi cumhuriyetimizin güvencesi bilirim. Menfur Kerbela vakasını hiçbir sunni’nin bırakın onaylaması acı duymaması mümkün değildir. Hatta O noktada bütün müslümanlar Alevidir. Alevi kesiminde sunnileri Kerbala katliamında sorumlu tutar tavırda olmamalıdır. Bazı Alevi toplum önderlerinde tabanlarının fanatiklerini tatmin etmek adına öbür kesimle beşeri ilşkilerini bile kesmesi hükümete ve sunni kesime hasmane tavır ve sivri çıkışlar içinde olmasını uygun görmüyorum. Yine bir kısım Alevi vatandaşlarında en yakın Sunni dostlarının bile camiler bünyesinde gerçekleşen ölüm, doğum, nişan, düğün gibi törenlerine salt cami/camilere girmemek adına katılmıyor olmlarını kendilerine yakıştıramıyor gelecek nesillere kötü bir miras bırakmakta olduklarından korkuyorum.

Kaldıki Türkiye’deki ne Alevi/Bektaşi kesim Ehlibeyit’in ne’de Sunni kesim Muaviyenin/Yezit’in soyunda gelmektedir. Biz Anadolu da yaşayan Kürt ve Türk Alevi ve Sunnileri İslam’ı Kerbela olayından çok sonra kabul etmiş toplumların son varisleriyiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × 2 =