“Muharrem İnce örgüt elebaşı gibi’

Bülent Arınç, Silivri’deki ”Ergenekon” davasında mahkeme içinde ve dışındaki olaylara ilişkin, ”Maalesef yargı bugün baskına uğramıştır. Bu baskın sebebiyle görevini yapamaz hale gelmiş ve mahkeme ertelenmek zorunda kalmıştır. Konuyu çok üzücü buluyorum ve buna yol açan özellikle milletvekillerini şiddetle kınıyorum.

CHP’liler özellikle Muharrem İnce örgüt elebaşı gibi davranmıştır. Bu yaşananların siyasi açıdan CHP’ye getirisi değil götürüsü olacaktır.

Bu mahkemeleri kabul etmeseniz, reddetseniz, eleştirseniz bile Anayasa’nın maddesi böyledir ve geçmişten bu yana bütün mahkemeler milletimiz adına yargı yetkisini Anayasa’dan aldıkları bu yetkiye dayanarak kullanmaktadırlar. Anayasa’nın 9. ve 138. maddelerini dikkate aldığımızda CHP’li milletvekillerinin günler öncesinden hazırlık yaparak taşkınlıklara ön ayak olması, bir kısım kuruluşlara, derneklere, birtakım maksatları belli olan bizce, bayraklarını taşıdıkları birtakım örgütlerin, Halkın Kurtuluş Partisi gibi, Türkiye Gençlik Birliği gibi, İşçi Partisi ile işbirliği yaparak mahkemeleri işlevsiz hale getirmek amaçlarına uygun hareket etmeleri dikkatimizden kaçmıyor” dedi.

Silivri’de yaşananların Türkiye için, yargı için, gelecek için çok önemli olduğunu belirten Arınç, “Mahkemelerin basılması, hakimlerin tehdit edilmesi ilk defa vuku bulmaktadır” dedi.

Arınç, şöyle devam etti: “Bunlardan özellikle Muharrem İnce’nin adeta bir elebaşı gibi hareket etmek suretiyle ‘Bu mahkemeler faşisttir. Bu mahkemeler Tayyip Erdoğan’ın mahkemeleridir’ sözlerini bir kenara yazmamız gerekiyor. Aynı zamanda hakimlere ve savcılara hitaben ‘Bu yargıçlar, savcıların çocukları sokağa çıkamayacaklar. Bunu herkes böyle bilsin’ ifadelerini kullandı. Mahkeme salonuna girdikten sonra kendi yerlerinden taşarak avukatların ve izleyicilerin önüne geçmek istedikleri, mahkemenin itirazlarına aldırış etmedikleri, Umut Oran ve Ali Özgündüz’ün sürekli bağırarak mahkeme heyetine tepki gösterdiği ve hakaret ettiği, ‘Babanızın çiftliği değil, adalet size de lazım olacak’ gibi sözler konuştukları… Bu arada Muharrem İnce’nin ön taraflarda, diğer milletvekillerinin de zaman zaman protesto amacıyla alkışlama yaptırdığı, bazı zamanlarda da bağırdıkları, ayaklarını yerlere ve ellerini oturdukları sandalyeye vurdukları, yine tam avukatlar savunmaya başlayacağı sırada İnce’nin yine kalabalığı alkışlamaya ve slogan atmaya devam ettiği, maşallah İstanbul Milletvekili Nur Serter’in de Muharrem İnce’den, ‘Muharrem hadi hadi slogan’ diyerek slogan atılmasını istediği, ‘Biz buraya gireceğiz, gireriz arkadaşlar’ diyerek önündeki barikatları yıktığı ve diğer…”

Diğer milletvekillerinin isimlerinin de zabıtlarda yer aldığını, ileride bunların tek tek açıklanacağını dile getiren Arınç, ”Hatta eminim ki yaptıkları bu işten kendileri çok memnun oldukları için belki iftiharla bu engellemeyi nasıl gerçekleştirdiklerini ifade edeceklerdir” dedi.

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Böyle bir olay ilk defa yaşanıyor ve bunun devam edeceği de görülüyor. Çünkü CHP’nin başta genel başkanı olmak üzere bu yargılamaların bitmesini istemediği, bu yargılamaları bahane ederek iktidarı ve mahkemeleri yıpratmaya çalıştığı, ‘mahkemelerin arkasında iktidar gücünün bulunduğunu’ söyleyerek adeta bundan bir siyasi sonuç çıkarmaya çalıştığını hepimiz üzülerek görüyoruz. Yassıada mahkemeleri karşısında ağızlarını açmayanların bugün Silivri’de veya İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde bazı görülen davalarda çatışmayı göze aldıkları, mahkeme salonunu bastıkları üzüntüyle müşahede edilmektedir. Siyasi açıdan bunun mutlaka CHP’ye bir götürüsü olacaktır, getirisi olmayacaktır.”

Arınç, bir gazetecinin, ”İmralı’ya giden dördüncü heyetin, yeni mektubu Kandil’e ilettiği belirtiliyor. Mektupta neler var Çekilmeyle ilgili takvim belli oldu mu ” sorusu üzerine, mektupta ne yazdığını bilmediğini, mektuba gelen yanıtın da bilgileri dahilinde olmadığını söyledi.

Arınç, ”Silah bırakarak çekilme konusunda elbette bir çalışma yapılıyor. Ancak bunun takvimini ve ne şekilde cereyan edeceğini şu anda ifade etmem mümkün değil” diye konuştu.

Çözüm sürecinde korucuların da can güvenliklerinin sağlanmasını istedikleri yönünde haberler bulunduğunun hatırlatılması üzerine Arınç, köy korucuları ve geçici köy korucularının sistemin içinde olduğunu, terörle mücadele kapsamında kendilerinden yararlanıldığını belirtti. Bu kişilerin statüleri, imkanları ve haklarının belli olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:

“(Çözüm süreci başarıyla sonuçlanırsa bizim halimiz ne olacak) diye düşünmemelerini tavsiye ederim. Gazete haberini okudum, doğrusu yadırgadım. Çünkü devletin görevli kıldığı insanların ‘bizim halimiz ne olacak’ demeye hakları yok. İnşallah çözüm süreci başarıya ulaşırsa kendileri gibi bütün Türkiye de huzur ve sükunet avdet edecek, insanlar güvenlik içinde yaşayacaklar. Korucuların ne olacağı da söz konusu olmayacak.”

Çözüm sürecinde çekilmeyle ilgili yasal güvence verilip verilmeyeceğinin sorulmasına karşılık da Arınç, Parlamento’nun bu işin içinde olmayacağını, herhangi bir yasaya ihtiyaç bulunmadığını ve muhatabın hükümet olduğunu defalarca söylediklerini kaydetti.

Diğer partilerin ne söylediğinin bilindiğini ifade eden Arınç, ”Önemli olan bizim söylediğimizdir, bizim yaptığımızdır. Herhangi bir yasa çalışmasına ihtiyaç duymadığımıza göre, sadece TBMM’nin araştırma komisyonu kurması bir imkandır. Bu imkan çok defalar değerlendirilmiştir” dedi.

Darbeleri araştırma komisyonunun mükemmel araştırma yaptığını söyleyen Arınç, bu komisyonun iki ciltlik sonuç raporunda, terörün sebepleri, sonuçları ve nasıl mücadele edileceği konusunda bir komisyon kurulmasının gerekli görüldüğünün yer aldığını anlattı. Arınç, şunları kaydetti:

”Biz, bu komisyonunun öneriler bölümündeki sonuç kısmına uygun hareketle çözüm sürecinde terörle nasıl baş edilebileceği, bu konuda hangi çalışmaların yapılabileceği, yapılan çalışmaların Meclis tarafından takip edilmesi gerekiyorsa bunun yöntemlerinin ne olacağını, bütün partilerin üye vermek suretiyle kurabilecekleri bir araştırma komisyonunun faydalı olacağını düşündük. Bu bir yasa çalışması değildir. Bir Meclis kararı alınmasına yönelik değildir. Şu ana kadar kurulan pek çok komisyondan birisi olarak, sadece bir olayı tespit etmek ve bundan bir sonuç çıkarmak amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulabileceğini düşündük.”

AK Parti’nin konuyla ilgili önergeyi geçen hafta verdiğini, CHP’nin 1 yıl önce bu amaçla verilmiş iki önergesi bulunduğunu söyleyen Arınç, şöyle devam etti:

”Bu konu üzerindeki usul şöyledir, bir konu üzerinde diğer partiler de önerge vermişse bunlar Meclis Başkanlığı tarafından birleştirilerek görüştürülür. Yani isimleri farklı bile olsa, amaçları ve genel gerekçe kısmı eğer birbirine uyarsa bunların bir arada görüşülmesi mümkün olabilir. Önergelerin sahibi sayın Sezgin Tanrıkulu’nun bu yönde bir talebi olduğunu biliyorum, ama CHP parti olarak buna karşı çıkıyor. Önergeleri geri çekebilirler mi yoksa birleştirilerek görüştürülmesine izin verebilirler mi bunu yarınki oturum sırasında göreceğiz.

Amacımız, bugüne kadar yapılan bütün çalışmalarda olduğu gibi her partinin kendisinin içinde bulunacağı bir komisyonun kurulmasıdır. Yarın bu komisyonun kurulması karar altına alınırsa 3 aylık süresi var. Yetmediği takdirde artı bir ek süresi var.”

Bülent Arınç, İsrail’in Mavi Marmara saldırısı mağdurlarına ödeyeceği tazminat miktarının netleşip netleşmediği sorusu üzerine, bu konuda çok aceleci olunduğunu, özür dilenmesinden bu yana çok az zaman geçtiğini söyledi.

İsrailli yetkililerin 11 Nisan’da Türkiye’ye geleceklerini ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Kırgızistan ve Moğolistan’a yapacağı ziyaret nedeniyle bu tarihin değiştirildiğini bildiren Arınç, “Onlarla irtibat kuruldu, 21’inde ya da 22’sinde. Çok gecikmiş bir toplantı olmayacak. Bürokrat ağırlıklı veya hükümeti temsil eden yetkililer gelecekler. Biz kendileriyle gündemimizdeki konuları süratle sonuçlandırmaya çalışacağız. Yani özürden sonraki süreç de süratle ilerliyor” dedi.

Arınç, 23 Nisan’da devlet büyüklerinin koltuklarına çocukların oturması etkinliğinin kaldırılacağı yönündeki haberlerin hatırlatılmasına karşılık da bu uygulamanın yasa ve yönetmelikte yeri olmamasına rağmen teamül haline geldiğini söyledi. Kutlamalarla ilgili bazı yönetmelik değişiklikleri yapıldığını hatırlatan Arınç, ”Törenlerdeki fazlalıkları, sıkıcı ayrıntıları ortadan kaldırdık. Ama sizin sorunuza cevabım şudur ki geçtiğimiz yıllardaki uygulama bu yıl 23 Nisan’da da devam edecektir, devam etmesinin uygun olduğu düşünülmüştür” dedi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 4 =