Munzur Vadisi’ne ‘canlı varlık’ statüsü verilmeli!’

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Baraj ve HES projeleriyle tahrip edilen, maden projelerinin ise hedefinde olan Munzur Vadisi’nin korunması için ‘canlı varlık’ statüsü tanınmasına yönelik çalışma başlatıldı…
Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) ve Tunceli Belediyesi tarafından ortaklaşa düzenlenen Munzur Vadisi`nin Jeopark Potansiyeli ve Jeoturizm Çalıştayı’nda konuşan JMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, bölge insanı için inanç merkezi konumundaki Munzur Vadisi ve gözelerinin korunması için canlı varlık statüsü tanınması gerektiğini söyledi. Alanın vahşi kullanım ve kirleticilerin etkilerinden arındırılması için Yeni Zelanda’daki Whanganui ve Hindistan’daki Ganj nehirlerine tanınan canlı yaşam statüsüne kavuşturulması gerektiğinin düşünüldüğüne işaret eden Alan, “Bu konuda Tunceli merkez belediyesi başta olmak üzere, ilçe belediyeleri, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, siyasi partiler ve duyarlı yurttaşlarımıza önemli görevler düştüğüne inanıyorum. Bu konuda odamız tarafından başlatılan çalışmaya, yerel idareler ile Tunceli barosu ve duyarlı yurttaşlarımızın katkısını beklemekteyiz” diye konuştu.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası ve Tunceli Belediyesi tarafından ortaklaşa düzenlenen Munzur Vadisi`nin Jeopark Potansiyeli ve Jeoturizm Çalıştayı “Munzur’u Keşfet, Koru” teması ile Tunceli Belediyesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. 24-25 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilen çalıştaya; Tunceli Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, TMMOB Jeoloji Mühendisler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, Tunceli Vali Yardımcısı Akın Zor,  Çalıştaya sunum yapmak için gelen akademisyenler, ilçe ve belde belediye başkanları, siyasi parti ve kurum temsilcileri, meslek örgütleri temsilci ve yöneticileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

MUNZUR VADİSİ’NDE 55’İ ENDEMİK 1518 BİTKİ TÜRÜ BULUNUYOR

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan JMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, Munzur Vadisi’nin içerdiği 55’i endemik, 272’si Türkiye florasında yer alan türler olmak üzere 1518 bitki türü ile biyoçeşitlilik açısından ülkemizin sayılı alanlarından olduğunu belirtti. Bölgede vaşak, ayı, su samuru, çengel boynuzlu dağ keçisi, Munzur alabalığı ve çok sayıda kuş türünün yaşadığına işaret eden Alan, ayrıca 20’yi aşkın buzul gölü, buzul vadileri, genç buzul çökelleri, derin vadi ve sayısız kanyonların yer aldığını dile getirdi.

‘DOĞAL VE KÜLTÜREL ANITLAR TESCİL EDİLEREK KORUNMALI’

Munzur, Mercan ve Halvori gözeleri gibi çok sayıdaki karstik kaynak ve şelalelerin bulunduğu bölgenin bir kez yok edildiğinde bir daha yerine konulamayacak jeolojik ve jeomorfolojik oluşumları barındırdığına İşaret eden Alan, Munzur Vadisi’nin flora ve faunası ile tarihi, kültürel, inanç merkezlerinin belirlenip tescil tescil edilerek korunması gerektiğini savundu.

‘DOĞA VE KÜLTÜR TURİZMİ İLE GÖÇ ENGELLENMELİ’

Munzur Vadisi’nin Avrupa Jeopark Ağı ile UNESCO Global Jeopark Ağı içerisine alınarak insanlığın ortak mirası haline getirilmesi gerektiğine işaret eden Alan, “Bugün olduğu gibi vahşi kullanımdan korunması amacıyla, koruma kullanma dengesi sağlanarak Jeoturizm yani  doğa ve kültür turizmi yoluyla insanlığın hizmetine sunulması, yerel kalkınmanın sağlanarak kırsal ve kentsel göçün engellenmesi gerektiğini düşünüyorum” görüşünü dile getirdi.

‘MUNZUR VADİSİNE CANLI VARLIK STATÜSÜ VERİLMELİ’

Bölge insanı için inanç merkezi konumunda bulunan ve kutsiyet değeri olan Munzur Vadisi ve gözelerinin korunması, vahşi kullanım ve kirleticilerin etkilerinden arındırılması için Yeni Zelanda’daki Whanganui ile Hindistan’daki Ganj nehirlerinde olduğu canlı yaşam statüsü tanınması için özel yasal düzenleme yapılması gerektiğinin düşünüldüğünü belirten JMO Başkanı Alan, “Bu konuda Tunceli merkez belediyesi başta olmak üzere, ilçe belediyeleri, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, siyasi partiler ve duyarlı yurttaşlarımıza önemli görevler düştüğüne inanıyorum. Bu konuda odamız tarafından başlatılan çalışmaya, yerel idareler ile Tunceli barosu ve duyarlı yurttaşlarımızın katkısını beklemekteyiz” diye konuştu.

BAŞKAN MAÇOĞLU: ‘TEK AMACIMIZ DOĞAYI KORUMAK’

Tunceli Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ise çalışmayı yürütmekteki tek amaçlarının doğayı korumak olduğunu vurgulayarak, “Munzur Vadisi’nin korunması; bu şehre, bu şehrin korunması bu ülkeye, bu dünyaya bir örnek teşkil edecek. Hepimiz Munzur’un kutsallığını biliyoruz. Çocuklardan, yaşlılara bu kutsallığa dokunulan bütün durumlara karşı çıkılacağını biliyoruz. Munzur Vadisi geçmişten bugüne korunarak geldi. Sonraki nesillere de korunarak bırakılmasını istiyoruz” dedi.

‘ATIK SULAR ARITILMADAN MUNZUR ÇAYINA VERİLİYOR’

Çalıştayda konuşan Tunceli Vali Yardımcı Akın Zor, Munzur Vadisinde yapılması planlanan barajlara Tunceli Valisi başta olmak üzere, tüm kurumların karşı olduğunu, ancak şu anda Ovacık ilçesi başta olmak üzere birçok köyün atık sularının herhangi bir arıtmadan geçirilmeden doğrudan Munzur Çayına verildiğini belirtti. Munzur suyunun bu tür kirleticilerden korunması gerektiğini dile getiren Vali Yardımcısı Zor, Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından önerilen Munzur çayına canlı yaşam statüsü tanınması konusundaki girişimleri de desteklediklerini kaydetti.

BİLİM İNSANLARI VE UZMANLAR MUNZUR VADİSİNİ ANLATTI

Açılış konuşmalarının ardından Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nizamettin Kazancı, Jeopark ve Jeoturizm’e Çağrı, Prof. Dr. Ercan Aksoy Korunan alanların yerel kalkınma üzerindeki etkileri, Prof. Dr. Nazire Özgen Erdem, UNESCO Jeopark Kriterleri, Yiğit Karakuzu ise Türkiye’de tek Jeopark olan Kula – Salihli Jeoparkı‘ konularında sunum gerçekleştirdiler. Çalıştayın ikinci oturumunda ise, Dr. Zeynel Çılgın tarafından Munzur Vadisi’nin Jeopark Potansiyeli, Dr. Ahmet Doğan’ın Munzur Vadisi’nin Bitki Çeşitliliği, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan’ın Tunceli’nin Somut Olmayan Kültürel Varlıkları ve Jeopark İçindeki Yeri, Prof. Dr. Halim Perçin’in Munzur Gözeleri ve Çevresinin Peyzaj Tasarımı, TMMOB jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Düzgün Esina’nın ise Munzur Vadisi Jeopark Projesi; Yol Haritası ve Beklentiler başlıklı sunumları gerçekleştirildi.

BÖLGEDEKİ KANYONLAR VE BUZUL ÇÖKELLERİ ZİYARET EDİLDİ

Çalıştayın ikinci gününde ise Dikilitaş, Ana Fatma, Halvori Gözeleri, Munzur Vadisi Kanyonu, Laç Deresi Kanyonu, Tornova Fay Sırtı, Ovacık-Pul Apart Havzası, Munzur Gözeleri, Eğripınar Genç Buzul Çökelleri, Ovacık Kayak Pisti, Ovacık Fay Zonu ve Buzul Kanyonu ziyaret edildi.

‘1975’TE 154 BİN OLAN TUNCELİ’NİN NÜFUSU BUGÜN 82 BİNE DÜŞTÜ’

Çalıştay’da Tunceli’nin 1975 yılından bu yana nüfus kaybı yaşadığına işaret eden Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan’ın kapsamlı konuşmasının önemli satır başları şöyle: “Ülkemizin tüm kentlerin de olduğu gibi, Tunceli’nin de önemli sorunları bulunmaktadır. TUİK verilerine göre, Tunceli’nin nüfusu 1975 yılında 154 bin 500 civarındayken, bugün 82 bine düşmüş durumdadır.


Fotoğraflar: (https://munzurjeopark.org/), ( www. jmo.org.tr)

Yine TUİK’in 2025 yılı öngörüsü, Tunceli’nin nüfusunun 75 bin kişiye düşeceği yönündedir. Çok sayıda köyde bir veya iki hane yaşar hale gelmiş, çok sayıda köyün tüzel kişiliği yok olmuş, kilometre karaye  düşen 11 kişi ile toplumsal varlığını sürdüremez hale gelmiş bulunmaktadır. Örneğin Pülümür ilçesinin ilk, orta, lise öğrenci mevcudu toplamı 170 kişiye düşmüştür. Yani ortalama 30 kişilik sınıf mevcudu düşünüldüğünde, 6 derslikli bir okulu dolduracak öğrenci mevcudu bile bulunmamaktadır. Tüzel kişiliklerini kaybetme sırası ilçelerimize gelmiş bulunmaktadır.

BARAJ İNŞAATLARI HIZLANAN BÖLGE MADENCİLİĞE AÇILDI

Kırsal ve kentsel göçle insan varlığını kaybeden bu coğrafyada, son günlerde basın yayın organlarında da sıkça dile getirildiği üzere, yap-işlet yöntemiyle barajların inşasına hız verilmiş, madencilik arama faaliyetlerine ise açık hale getirilmiştir. Bu durum,  Munzur ve Pülümür vadileri ile mücavir alanlarında bulunan tarihi, kültürel, ekolojik ve doğal varlıkları yok olma tehlikesi ile karşı karşıya getirmiş bulunmaktadır. Bu kentte yaşayan veya yönetenlerin, bu sorunları görmezden gelmesi, sorunlara karşı doğru çözümler üretmemesi durumunda bu kent, coğrafi olarak varlığı devam etse de, kilometre kareye 11 kişiye düşen nüfus mevcudiyeti ile kentsel kimliği ve bütünlüğünü, çevresel kaynak ve değerlerini koruması mümkün olmayacak ve hızla küçülerek yok olacaktır.

YENİ ZELANDA 2017’DE BİR NEHRE İNSANLA AYNI HAKLARI TANIDI

Doğal Varlıkların korunması için mevcut koruma statüleriyle yetinmeyen kimi ülkeler, yerli halk için kutsal sayılan yaşamsal önemdeki nehirleri hukuken bir insanla eşit haklara kavuşması için yasal düzenlemeler getiriyor. Bunun en çarpıcı örneği Yeni Zelanda hükümetinin 2017’de aldığı karar oldu. Yeni Zelanda’nı Kuzey Adası’nda bulunan ve adanın yerlileri olan Maorilerce kutsal Kabul edilen Whanganui Nehri, dünyada ilk kez yasal olarak canlı statüsüne kavuşan su kaynağı oldu. Yeni Zelanda hükümeti yetkilileri ile Maori kabilesi temsilcileri anlaştı ve Whanganui nehrine bir insanla aynı yasal statüyü sağlayan kanun tasarısı 15 Mart 2017 tarihinde kabul edilerek yasalaştı. Böylece Whanganui nehri yerel halkın kültüründeki anlamına yeniden kavuştu ve dünyada ilk kez insanla eşit yasal hakka sahip olan nehir unvanını aldı.

HİNDİSTAN GANJ VE YAMUNA NEİRLERİNİ CANLI VARLIK İLAN ETTİ

Yeni Zelanda’nın aldığı kararın hemen ardından harekete geçen Hindistan’ın kuzeyindeki Uttarakand kentindeki yerel mahkeme ise yerli halkın ‘Ana’ olarak andığı ve 1 milyondan fazla Hintli için kutsal sayılan ünlü Ganj (Ganga) ve Yamuna nehirlerine canlı varlık statüsü verdi. 2017 Mart’ı sonunda alınan bu kararla birlikte Ganj ve Yamuna nerihleri bir insanla aynı yasal statüye kavuşurken nehirleri kirletenler hakkında ise bir insana zarar vermiş sayılarak haklarında yasal işlem uygulanacak.

 

Önceki haber“Tek umut Türkiye’nin Suriye planında müttefik bulamaması”
Sonraki haber63 bin çocuğa bozuk aşılar mı uygulandı?
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.