Mustafa Gençsoy ve evkaf

Çoğunuz belki bu ismi bilmezsiniz, ya da uzaktan duymuşsunuzdur.
Ben O’nu önce “Bülent Ecevit’e” benzetirim… Yapısı, yani fiziği, hatta konuşma tarzı çok benzer…
Çok da sever(di) zaten Bülent Ecevit’i. “Şimdi sevmesin” diyelim. Görüşleri de aynıdır… Sosyal demokrasinin milliyetçi kanadı…
Mustafa Gençsoy, çok iyi bir eğitim almıştır.
Yanılmıyorsam aslı Peristeronalı’dır… Omorfo Peristeronası… Astromerit ile Bostancı’nın yanındaki köyden bahsediyorum… Kıbrıs’ta ilk “iki şerefiyeli minaresi” olan camiye sahip köyümüz… Hala o tarihi, güzel cami duruyor.
Gençsoy, 1960’ta İngiltere’ye göç etti.
Mühendislik eğitimi aldı.
Yıllarca çalıştı… 1971 yılında Kıbrıs Türk Cemiyeti’ne başkan seçildi. O günden beri de Cemiyet’in başkanıdır.
Londra’da Türk okulları varsa; katkısı olmuştur. Hem de çooook…
Londra’da gençlerimizin futbol ligi varsa, katkısı olmuştur. Hem de çooook…
Herkes gibi elbette O’nun da “sevmeyeni” olabilir.
Yıllarca toplum içinde emek acımadan toplantıdan toplantıya koşmuş biri olmak kolay değildir; mutlaka sevmeyeniniz de olur… Üstelik de “15 yılda, birbirini seven iki kardeşe dahi rastlamadığım” Londra’da; illa ki “sevilen biri” olmak o kadar kolay değildir.
Gençsoy’un da sevmeyenleri vardır ama saymayanları yoktur.
Gençsoy, yaşamını gerçekten “haklı dava” olarak inandığı “Kıbrıs sorununa” adamış ve karşılığında yaşantısından, cebinden harcamış bir insandır.
Sevgili Mustafa Gençsoy ile son yıllardaki en ciddi yakınlığımız, Londra’nın merkezinde, D’Arblay Street isimli sokakta bulunan “Kıbrıs Türk Cemiyeti” binasıyla ilgili verdiği kavgada ortaya çıktı.
O binanın iki katının Kıbrıs Türk Cemiyeti’ne kalması için çok uğraş verdi.
Binanın, Cemiyet’in malı olduğuna da çok inanıyordu.
Ama elde hiç belge yoktu.
Herkes binanın Cemiyet’in olduğunu söylüyordu ama belge çok önemliydi; belgelerin olması gerekiyordu.
Peki bu bina kime aitti?
Kıbrıs Türk Cemiyeti binası, dönemin Türkiye Başbakanı Adnan Menderes’in uçağının Londra’da yere çakılması ama Menderes’in kurtulması sonucu satın alınabildi!
Nasıl mı?
O günlerde Cemiyet Başkanı Salih Tamer’di… (Özdil Nami’nin büyük babası)…
Çok önemli bir modacı, tekstilci olan Salih Tamer, 50’li yılların sonlarında Londra’daki zengin Kıbrıslı Türklerden de biriydi. Hatta “çok zengindi” de diyebiliriz…
Menderes’le o günün koşullarında çok yakından ilgilenmişti ve karşılığında da “ne istiyorsunuz?” sorusuna, “bir bina” diye yanıt vermişti.
İşte o bina, araya 1960 ihtilali girmiş olmasına rağmen, biraz da Alparslan Türkeş’in katkıları ve kaktırması ile alınmıştır. Daha sonra borçlanılarak satılmaktan da kurtarılmıştır ama ilk günlerde “kimse yemesin” diye, Evkaf’ın adına kaydettirilmiştir.
İşte o Evkaf, yıllar sonra “malını” hatırlamıştır.
Gençsoy yönetimine karşı ilk kavgayı başkaları açmış ama CTP döneminde Gençsoy’un elinden Cemiyet’i almak için neredeyse can havliyle saldırı başlatılmıştır.
Gençsoy’un kaç kez KKTC’ye gelip, Evkaf yönetimi (CTP’li yönetim) ile anlaşmak istediğine tanığım… “Hayır” denmiş, her seferinde, sağlığının iyi olmamasına rağmen otellerde, yollarda süründürülen Gençsoy, dava açmak zorunda da bırakılmıştır. Evkaf yönetimi, sevgili Gençsoy’u kabul dahi etmemiştir, yalan ve atlatmayla, yaşlı bir büyüğümüz kapıdan geri çevrilmiştir… (Bana anlattığında çok utanmıştım… Neden bilmem ama yerin dibine girmiştim)…
Boş yere, Evkaf’ın bu dava için harcadığı para ve yıllarca uzlaşmayıp, kaybettiği kira geliri eğer bir buçuk milyon Sterlinden azsa, ben öderim!
Sadece son iki avukata ödenen para miktarı, 550 bin sterlinse, yıllardır toplanamayan en alt kat ve bodrum kat kiraları kesinlikle bir milyon sterlinden az değildir…
Bunları neden yazdım?
Çünkü, Evkaf İdaresi, yani Kıbrıs Türk Vakıflar İdaresi, Gençsoy ve 1951 yılında kurulan; “Türkiye dışındaki en eski Türk ve Ada dışındaki en eski ikinci Kıbrıslı Türk örgütü olan” Kıbrıs Türk Cemiyeti ile anlaşabilirdi… Kıbrıs Türk Cemiyeti’nin tarihi misyonuna saygı gösterilir, siyasi duruşunu beğenmeseniz bile, oradaki iki katı tutması sağlanır; kalan üç kat ise bir şekilde değerlendirilip, Evkaf’a para kazandırılabilirdi.
Bu konuda en çok bilgi sahibi olanlar ve devletin kaç para harcadığını bilenler; son 15 yılda Londra’da “Temsilci” sıfatıyla görev yapanlardır. Konuşmaları en büyük dileğimdir.
Anlamsız bir hırs ve inanılmaz bir savurganlıkla; halkın on binlerce Sterlini avukatlara, otellere, yol masraflarına ödenmiştir…
Sonra da “tamam Mustafa bey, sana kullandığın tek katı yıllığına 1 Sterline kiralıyoruz” denmiştir. Tek kat Cemiyet’i kurtarmaz. Kurtarmadı da sanırım… Çünkü Cemiyet’in kira geliri olmalıydı. İki kat bırakılmalıydı… Haaa, “ben Cemiyet memiyet tanımam, atın gitsin” niye demediniz? Niye en az bir buçuk milyon Sterlin harcayıp, Cemiyet’e de “kalabilirsiniz” dediniz?
Bunun açıklaması yoktur.
Tek bir açıklama kabul ederim; o da, “biz bu işi yüzümüze gözümüze bulaştırdık, tıpkı İstanbul, Brüksel ve Londra’daki üç abuk sabuk sergide olduğu gibi, batırdık, özür dileriz” açıklamasıdır…

FOTOĞRAF: Serhat İncirli

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.