Mustafa Kemal 10 Kasım’da ölmedi!

Mustafa Kemal 10 Kasım’da ölmedi!

0
PAYLAŞ

Bugüne kadar Atatürk 10 Kasım’da öldüğünü düşündünüz ve buna uygun olarak anma programları yaptınız. Benim çocukluğumda 10 Kasım günü, saat 9:05’de yaşam dururdu. Hareket eden hiçbir şey olmazdı. Bir anda siren sesleri, korna seslerine karışır ve o bir dakika ulusça ölümü tadardık!

Atatürk’ün sevdiği parçalar, ona seslendiren tarafından radyo ya da ekran aracılığı ile yansırdı. Onun yapmış olduğu başarılar ve ülkenin bugünkü halin şükreden konuşmalar, açık oturumlar olurdu. Benim çocukluğumda, 10 Kasım’ın bir anlamı Atatürk’ü anlamak üzerine oluşturulurdu. Onun yapmış olduğu devrimler ve devrimler arasında öncelikler sürekli vurgulanırdı.

Yokluklardan yaratılmış bir devletin evlatlarıydık ama savaşı görmemiş evlatlarıydık. Savaşın yokluğunu, acısını bilemezdik. Ülke hangi koşullarda kurulduğunu da bilemezdik. Sadece okulda ne verilirse onu öğreniyorduk. Kendi tarihimiz yolda yazılıyordu. Zamanın koşullarına uygun kuşaklar yetiştiriliyordu, her kuşağın dünyaya bakışı bir birinden farklıydı. Her kuşak bir öncesinden ileri olması gerekliydi, diyalektik onu emir ediyordu! Emir olurda karşı koyan olmaz mı? Elbette bu gelişmeye karşı koyanlar “yollar yürümekle aşınmaz” lafını da rahat rahat söyleyebiliyordu. ‘Gerekirse komünizme ihtiyaç duyulursa onu da devletimiz getirecektir’, devletin evlatları konulan kuralarla uygun davranmak ile yükümlüdür!

Zaman hızlı bir şekilde geçerken, dışarında gelen ihtiyaçlar doğrultusunda değişiyorduk, biçim alıyorduk. Biz, dışarıdan gelen rüzgarının etkisi ile biçimlenen bir ülkeydik. Kendi halimize kalamazdık, çünkü bir imparatorluğun mirasını ve yükünü taşıyorduk ama taşıdığımız yük; Anadolu topraklarını unutmuş, aşağılamış ve onun için sürgün yeriydi. Anadolu halkının bu aşağılanma ve yok sayma nedeniyle kültürel mirasını ileriye taşıyacak birikimi de yoktu. Bütün birikim imparatorluğun başkentinde ve elden çıkan balkanlarda bulunuyordu ve orası da işgal edilmişti. Yeni devlet, yoktan gerçekten var edilmişti, çünkü elindeki birikimi de işgal altındaydı, işgal kuvvetlerinin izin verdiği birikim ile yeni devletin ilk temelleri atılmıştı.

İşgal kuvvetlerine rağmen oluşan mücadele ve onun önderi, taşıyabildikleri birikimleri ile bozkırın topraklarına canlılık kazandırmışlardır. Bozkır topraklarında yeşeren bu yeni devletin ideolojisi, 12 Eylül sabahı radyoda çalınan marşlar ile yeni bir biçim almış ve bu biçime göre örgütlenmiştir. Bu yeni biçimde, kurucu sadece sembolik olarak yerini almıştır. Yenidünya o dönemde kurulmaktadır ve rolünü oynayabilmek için yeni biçimi ile yerini almıştır! O gün Atatürk ve onun öncelikleri, devrimleri yok olmuştur.

Bugünden geçmişe doğru bakarsak, Atatürk gerçek anlamda, 10 Kasım günü sabah saatlerinde ölmemiştir, 12 Eylül sabah saatleri gerçek ölüm saati olarak önümüzde durmaktadır. Çünkü ondan artık pek fazla bir şey yoktur, bugün yaşananlar tamamı ile dışarıdan gelen rüzgarın vermiş olduğu biçimdir. Resmi dairelerde asılı olarak duran bir resim ve bina önlerinde duran büstün dışında bugünkü kuşaklara pek bir şey ifade etmeyen bir önderin ölümünü, her yılın Kasım’ın 10’da, saat 09:05’de Dolmabahçe sarayında aramayın, çünkü o,12 Eylül 1980 sabahı aramızdan ayrılmıştır.


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

BİR CEVAP BIRAK