Mutfak bitti

PAYLAŞ

Eşimin ölümüne kadar deyim yerindeyse tam anlamında bir mutfak kuşuydum. Onun işinin ağırlığı ve yemek yapmak konusunda elinin yavaşlığı, bir de dinlenmek açısından bir şeyleri bir şeylere katma merakım beni yıllarca mutfağa bağladı. Hoş evlenmeden önce de mutfaktaydım. Anacığım şişmanlığın verdiği ağırlıkla mutfak işlerini pek sevmezdi. Yemek yapacağı zaman yüzünde acılı çizgiler oluşurdu. Balık temizleyemez, yok efendim tavuk tutamaz derken ben bu işi bir ölçüde üstüme almak gereği duydum. Bir ölçüde ama. Çünkü okumamış etmemiş bir ev kadını mutfağa da girmeyecekse ne yapacak? Bu biraz da rahmetli anneannemin suçudur: annemi mutfağa sokmazdı, annem de mutfağa girmeye pek meraklı değildi. Onun ölümünden sonra yoksulluk yıllarımız başladı, annemle ben ama yanlış anımsamıyorsam daha çok ben yaşam savaşımızı mutfakta sürdürmeye, olanı olmayana katarak günü karşılamaya çalıştık. Eh, daha sonra kaynana toprağından bir gelin alınca mutfak benim yazgım oldu. Herkesin çocukları akşam ne yiyeceklerini annelerine sorarlar, benimkiler bana sorarlardı.

İşi de ağırdı bizimkinin. Günde otuz kırk hasta baktığı olurdu. Bazı akşamlar bitkin olduğunu görürdüm. O durumda onun mutfağa girmesini beklemek haksızlıktan çok insafsızlık olacaktı. Her ne kadar anlaşamıyorsak da kadıncağızı anlaşamıyoruz diye ezecek değildik. O koşullarda mutfak bütünüyle üstüme kaldı. Zaman içinde akşamcılık da oluşunca ya da daha doğrusu bekarlıktaki ayyaşlıklar evlendikten sonra akşamcılığa dönünce mutfak benim için bir laboratuvar değeri kazandı. O zamanlar mutfağa giren herkesi ayaklarımın altında dolanan biri olarak görüyordum. Akşamcılık yirmi ya da yirmi beş yıl önce kurtulduğum kötü bir takıntı olmuştur. Güneş batmaya yakın ya da güneş battıktan sonra bir el beni alır mutfağa götürür, buzdolabının başına geçirir ve ilk kadehle başlatırdı. Sonraları bu çok tersime gitti ama alışkanlıkları bırakmak o kadar kolay olmuyor. Alkol biraz da dünyayla benim arama bir perde çektiği için güzeldi. Zavallı insanların üstüme üstüme gelen sinsiliklerini biraz olsun unutturuyordu bana. İşte o “neşeli” günlerde ben de kendi çapımda bir mutfak uzmanı oldum.

Ne güzel salatalar yapardım özene bezene. Her yaptığımın tadı kadar görünümü de önemliydi benim için. Söylemesi ayıp zamanla adımız çıktı, daha doğrusu namımız yayıldı. Ben o zamanlar dostlarla ya da arkadaşlarla bizim evde buluşup bir şeyler yiyip içmeyi pek severdim. Hemen her hafta sonunda hatta bazen hafta içinde birileri olurdu bizde. Çocuklar büyüdü, hastalıklar ya da yaşlılıklar önce babamı sonra annemi götürdü. O arada bana yaşam boyu hiç alışamamış olan kaynanam öldü. Daha sonra bizimki gitti. Afşar tek kaldı. Dostlar ya da arkadaşlar mı benden uzaklaştılar yoksa ben mi onlardan koptum tam bilemiyorum ama bizim insan eksik olmayan evimiz şimdi yalnızca zaman zaman akşamüstleri çaya gelen konukları ağırlar oldu.

Şimdi mutfağa girişim ne bardağa rakı doldurmak için ne de şöyle güzel bir yemek hazırlamak için. Oğullarım geldikçe bir şeyler hazırlıyorum. Büyük oğlan dil sever, o geleceği zaman dil hazırlıyorum. Küçük oğlan fener balığı sever, buralarda bulunmaz o balık, onun için Balıkpazarı’na gidiyorum. Ama mutfak şimdi benim için o kadar çekici değil. Oturup uzun uzun salatalar hazırlamaktansa şöyle salatalık ve domates doğramaya ne buyurulur? Yıllarca ne bir sebze ne bir meyva çürütmüş olan ben bir de açıyorum sebze gözünü ki patlıcalar çürümüş, kabaklar tanınmaz olmuş. Bir şeyler değişti dostlarım, bu benim bazı yakınlarımı yitirmemle ve bazı yakınlarımın yuvadan uçmasıyla ilgili değil. Bir sıcaklık vardı, o gitti. Nasıl gittiğini ben de bilemiyorum. Bir dostun zile dokunan parmakları yüreğimizi hoplatırdı, onu merdivenlerden çıkar görünce gözümüz nurlanırdı. Kimler ne diye koptu benden ve ben kimselerden nasıl uzaklaştım? Bunun elbette yalnız ruhsal değil toplumsal da bir açıklaması olmalı.

O zamanlar içtenlikli yönelimler mi vardı da sonradan bu yönelimler yitip gitti? Yoksa ben bir takım içtenliksiz yönelimleri içtenlikli yönelimler gibi mi algılıyordum o zamanlar? İnsanlar bu kadar içten pazarlıklı değil miydiler? Öyleydiler de ben mi görmüyordum? Zamanla mı insanlar aşırı hesaplı ya da içtenliksiz oldular? Ne olduysa oldu, bana ne! Karnım acıktığı zaman koyuyorum ekmeğin arasına peyniri, kalanı beni ilgilendirmiyor. Mutfak bitti.

 

CEVAP VER