Mutlaka aaaaal…

Geçenlerde www.yemeksepeti.com aracılığıyla Domino’s Pizza’dan sipariş verdik. Ben meşgul olduğum için bir arkadaşım siparişi verdi. Adres hanesine benim adresimi, sipariş veren kişi olarak da kendi adını yazdı. Pizzalar geldi afiyetle yedik ve internetin hayatımıza getirdiği kolaylıklardan söz ettik.


Buraya kadar her şey güzeldi… Aradan bir iki hafta geçti ve benim posta kutuma siparişi veren arkadaşımın adına bir zarf geldi. Adres benim adresimdi ama zarfın üzerindeki isim bana ait değildi.


Arkadaşımı aradım ve gelen zarftan söz ettim. Şaşırdı. Hiçbir yere benim adresimi vermediğini söyledi. Zarfı onun da iznini alarak açtım. “Toys ‘R’ Us”ın Nişantaşı’nda açılan mağazasını haber veren bir reklamdı.


Adresimi nereden bulmuşlar acaba diye düşünürken birden www.yemeksepeti.com a verdiğimiz siparişi hatırladım ve kendimi tacize uğramış hissettim.


Çünkü bu bir nevi tacizdi. Benim iznim olmadan adresim alınmış ve posta yoluyla rahatsız edilmiştim. O günden sonra cep telefonuma gelen banka, turkcell ve bazı mağazaların indirimini haber veren mesajlar her zamankinden daha fazla beni rahatsız etmeye başladı. Oysa ki, bu olaydan önce bu tür mesajları pek ciddiye almıyor, kimini okuyor kimini de okumadan siliyordum.


Hadi banka, turkcell gibi telefon numaramın bilindiği yerlerden gelen mesajlar bir dereceye kadar makul karşılanabilir ama, benim iradem dışında edinilen numarama gelen diğer mesajların makul karşılanacak bir açıklaması olamaz.


Mesaj dışında telefon da alıyoruz sık sık. Geçen yıl Genpa’da alışveriş yapmıştım. Telefonumu bu alışveriş sırasında öğrenmiş olacaklar ki, birkaç gün önce arandım. “Efendin Genpa’da arıyoruz. Ben Ç…. Acaba birkaç dakikanız varsa size birkaç soru sorabilir miyim?” Bende “sorun bakalım” dedim. Sordular; “Geçen yıl bizden alışveriş yapmışsınız, bu yıl yapmayı düşünmüyor musunuz?” Aman allahım, bu soruya nasıl cevap verilir ki… “Hayır düşünmüyorum. Düşünürsem ben sizi arar bulurum. Nasıl geçen yıl bulduysam bu yıl da eğer canım sizden alışveriş yapmak isterse sizin söylemenize ya da hatırlatmanıza gerek kalmadan sizi arayıp bulabilirim.” Böyle demedim tabii ki.. Bu iç sesimdi. Dış sesim, nazikçe teşekkür etti ve telefonu kapattım.


Bu nasıl pazarlama taktiğidir anlayamıyorum. Anlayan olduğunu da sanmıyorum. Gerçi bu tekniklerin yani telefonda ürün pazarlama tekniklerinin uzun çalışma ve araştırmalar sonucunda ortaya çıkmış olduğunu biliyorum. İletişimci olduğum için konu hakkında az çok bilgi sahibiyim.


Özellikle “Call Center” uygulamalarının yaygınlaşmasından sonra, telefonda iletişimin önemi, müşteri psikolojisi ve beklentileri, sesin titreşimi, tonu, yüksekliği, konuşma hızı, kelimelerin seçimi gibi konularda eğitimler verilmeye başlandı. Yine bu programın içinde lafı uzatan müşterilerle başa çıkma, yetkiliyle görüşmek isteyen müşterileri ikna etme konusundan hangi kelimelerin etkili, hangi kelimelerin etkisiz kalacağı da öğretiliyor. Tabii telefonla ilgili nezaket kuralları da.


Eğitim almış olsalar da ben telefonla aranıp bir ürünü alma veya tanıma yönünde yönlendirilince rahatsız oluyorum. Ve karşımdaki kişinin aynı ruhla ya da ruhsuzlukla bana bir şeyler anlatmasına tahammül edemiyorum. Hem vaktimi çalıyorlar hem de iznim olmadan özel hayatıma müdahale ediyorlar.


Hayatımızı saran isteğimiz dışındaki rahatsızlık vericiler bu kadarla bitmiyor maalesef. Posta kutum yerli ve yabancı reklam e.mailleri ile dolu. Filtre koyamıyorum çünkü bu bende hem sansür duygusu uyandırıyor hem de yanlışlıkla tanıdıklarım o kelimeleri içeren mail attığımda çöpe gidiyor.


Yani her tarafımızdan bizi saran bir rahatsızlık küresi var. Çember demiyorum artık iki boyutlu bir rahatsızlık değil çünkü. Bu agresif reklam denilen tür beni fazlasıyla rahatsız etmeye başladı. Dolu posta kutusu, dolu elektronik posta kutusu, dolu cep telefonu mesaj kutusu bir de üstüne üstlük olmadık zamanlarda çalan telefonlar.


Sizi bilmem ama ben çok çok rahatsız olmaya başladım. Çünkü her geçen gün artıyor. İçlerinde en çok rahatsız eden de cep telefonuma gelenler. Televizyonda zaten izliyorum, bir de para vererek aldığım bir hizmette böyle taciz edilmek istemiyorum.


Bu konuyu açınca gittiğim sinemalarda sabrımı taşıran reklamlardan söz etmesen olmaz. Utanmasalar film uzunluğunda reklam verecekler. Sonra da sinemaya giden azalıyormuş falan feşmekan.  Neden acaba?


Onlar böyle yapınca ben de tavır koymaya başladım. Önceleri bilinçsiz, istemeden, fark etmeden yaptığım bir tavırdı bu. Şimdi ise gözüme gözüme sokulan rahatsız edici bu tip eylemlerle bilinçli olarak tavır koyuyorum. Beni rahatsız etme pahasına reklamı yapılan hiçbir ürünü satın almıyorum ve mümkünse o ürünü sunan grubun diğer ürünlerine de yaklaşmamaya çalışıyorum.


Bu işin nereye gideceğini söyleyeyim. Nasıl olsa adresimiz de var ya. Gece evimize girip uyurken kulağımıza fısıldayarak beynimizi yıkayacaklar “Yarın bizim ürünü aaaal. O senin için mükemmel bir ürüüün. Mutlaka aaaaal…”


*Yazarın diğer çalışmaları için www.birsenaltiner.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.