Mutlu bir hayat mümkün: İnsan Olmak

PAYLAŞ

Bu yüzden en fazla bilindik şeylere bu yazıda değinmeyi düşünmüyorum. İnsan hayatını zorlaştıran başka hangi faktörler vardır diye kafamda bir soru dolaşıp durur her zaman. Yada bu soruyu şöylede formule edebiliriz: daha problemsiz, daha yaşanılabilir, daha zahmetsiz ve daha mutlu bir hayat sürmek için hayatımızdan, kendimizden neleri çıkarıp atabiliriz? Bu soru öyleyse hayatımızdan kimi şeylerin çıkarılabileceğine ve bunların çıkarılmasıyla hayatımızdan, kendimizden, insanlığımızdan bir şey kaybetmiyeceğimize de gönderme yapmaktadır. Buna hemen şöyle bir cevap vermek istiyorum: Sonradan kazanılmış aidiyetlerimiz hayatımızı zorlaştıran diğer faktörlerdir ve bunların hayatımızdan çıkarılması herhangi bir şey kaybettirmeyecektir.


İnsan dünyaya hiç bir aidiyeti olmayan bir varlık olarak gelir ve geldiği andan itibaren aslında onun olmayan şeyler ona artı bir özellikmiş gibi zorunlu olarak yazılmaya başlanır. Burada insanın doğuştan getirdiği ve onun dahi değiştirilebilmesinin mümkün olduğu doğal bir özelliği, cinsiyeti, ayrı tutuyorum. Bunun dışında kazanılmış, yada atfedilimiş bütün özelliklerin, sıfatların olmaması durumunda, yani kendi hayatımızdan bunları çıkarmamız durumda, okurların bunu ‘hiçlik’ olarak yorumlayabileceği durumda bireyin daha mutlu olabileceğini, bireyin daha sorunsuz bir hayat sürdürme şansına sahip olabileceğini düşünüyorum. Ve bunlarsızda ‘çıplak’ bir insan olarak yaşamanın mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bunların neler olduğunu tek tek sıralamak bu sütunu aşacağından herkes kendi aidiyatlarının neler olduğunu yada neler olmadığını sorarak bunları açığa çıkarabilir. Bunlar insan hayatını peki neden zorlaştırır? Cevap aslında çok basit, çünkü her aidiyat, istencimizden bağımsız olarak ona uygun sorumlulukları, ona uygun davranışları, ona uygun savunmaları gerektirir ve bunlar hep bir gereklilik içinde yapılır. Ve bir ömür bunları yerine getirmenin çabasıyla gelip geçer. İnsan hep savunmada, uygunluğu aramada kalır ve bunların yarattığı hem bireysel, hem toplumsal çatışmalarla hayatını sürdürür ve bunlara uygun davranılmadığında maruz kalınan dışsal baskılarla sorunlarla dolu bir süreç haline gelir hayat. Hayatın her anında insan bu sorunlarla cebelleşir. Abi yada abla olma(k), erkek yada kadın olma(k), öğretmen veya öğrenci olma(k), anne-baba olma(k), delikanlı olma(k), cesur olma(k), bir millete ait olma(k). Çünkü bunlarla birlikte insanın bir kimlik kazandığı iddia edilir. Oysa bu kimliklerle insan hayatı bin paçaya bölünür.


İnsan bu kimliklerle ne kadar özdeşleşirse, bunlara bağlılığı o kadar çok artar. Kendini bunlara ne kadar çok ait hissedersen, o kadar çok sorunlar yaratırsın hayatına. Çünkü ait olma duygusudur pek çok bireysel ve toplumsal sorunun kaynağı (Bunların toplumsal yeniden üretimini burada tartışmıyorum). Düşününsenize beyinlerimiz bizleri sürekli bir şeye ait olmaya iten şu telkinlerle dolu değilmi?: erkek gibi davran, sen erkesin! Kadın olduğunu unutma! Sen babasın! sen annesin!  Sen ablasın! Sen büyüksün! Sen küçüksün! Sen müslümansın müslümanlık vazifelerini yerine getir! Sen Türksün, türk gibi ol!, Sen öğrencisin!, Sen öğretmensin, sen şusun sen busun…sen herşeyden önce insansın sözü hiç telkin edilmemiştir bize. Yada bu telkinle büyüyen insanların daha mutlu olduğunu söyleyebiliriz. Kısacası insan olduğumuz hep bastırılmış yada unutturulmuş veya değerden düşürülmüş. Kişi insan olmadan önce her zaman başka bir şey olmaya itilmiştir ve bu itilme daha sonra kopmaz bir bağa dönüşmüştür. İnsan olmaktan uzaklaşılmıştır. Bir an bunlara sahip olmadığınızı düşünün, bunları yok sayın insanlığınızı kaybettiniz mi? Bence hayır. Örneğin ben bunlar  olmadan da varım ve her şeyden önemlisi insan olma varlığımı koruyorum. İnsan olmanın sorumlulukları yok mudur?, sadece insanız dediğimizde sorunlarımız bitecek mi, hayatımız daha mı kolaylaşacak? diye sorulabilir. Diğer sorunlardan kurtulmuş olacaksınız,  sadece insan olmanın sorumluluklarını, zorluklarını yaşayacaksınız: insan sevmek, insana ve doğaya saygı duymak, düşünmek, eleştirmek, itiraz etmek, üretmek, özgürlüğü aramak, ütopyası olmak vs… İnsan olmanın da getirdiği zorluklar, gereklilikler vardır. Ama buradaki en önemli fark, diğer kimliklerden birazcık çabayla kurtulunabilecekken insan olma kimliğini bir kenera bırakma olasılığı neredeyse hiç yoktur. Bu yüzden bu zorluklardan kaçınmak olanaksızdır, çünkü bunlar insan olmanın asgari gerekleridir, bu yüzden her şeyden önce insan olmak gerekir. Ben kendimi sadece ve sadece insan olmak dışında başka bir kimliğe ait hissettmiyorum. Bununlada bir şey yitirmişlik hissi taşımıyorum. Ve bunun adı kimliksizleştirme değil yeniden insanlaştırmadır. Bu yüzden ana dilinde, üst veya alt kimliğinde kendini var etme, kabul ettirme savaşı veren hareketlere de karşı değildir, bilakis bu sorunların kaynağına ışık tutmaktadır. Öyleyse sorunun kaynağı insan olmayı bir kenara itmiş, kendini her şeyden önce insan olmanın dışında başka bir şeyle, ulus olmakla tanımlamış devletlerin varlığıdır.


Peki diğer kimliklere sahip olmak insan olmayı neden engeller? Birey aynı zamanda hem insan hem başka bir şey olamaz mı? Bu soruya teorik olarak verebileceğim bir cevabım yok ancak mantık derslerinden hatırladığım bir bilgi var: ‘Bir şey aynı anda hem A hemde B olamaz’. Yani bir şey başka bir şey olarak aynı yerde ve zaman diliminde var olamaz, A, B ile özdeş olamaz. Bu yüzden sorunun cevabı için sanırım yaşadığımız dünyaya bakmak gerekir. Realite gerçekten ikisi birden olamanın örnekleriyle dolu. Hep insan olmak dışında başka bir şey olmak için verilen çabalarla dolu. Hem insan hemde Türk, Alman, İngiliz, Baba, Anne, Eş, Kardeş olan pek az örnek hatırlıyorum. Ancak A`nın aynı anda B olamadığı durumun dışında, başka bir anda, başka bir zamanda, başka bir mekanda B olma şansı vardır. Belki bu başka zamanı, başka mekanı, başka dünyayı yarattığımızda insan olmanın yanında başka bir şeyde olabiliriz. O zamanda bu başka şeylere ihtiyaç duyarmıyız bilmiyorum.


Bu yazıyı niye mi yazdım? Fatih Terim (Elbette Fatih Terim düşüncelerimin referansı değil, tersine düşündüklerimin doğrulanmasıdır), Türkiyenin Yunanistana karşı oynayacağı maça ilişkin yaptığı basın açıklamasında bu yazdıklarıma ilişkin bir açıklama yaptı o yüzden: Bu maçı milli dava olmaktan çıkarıp, bir maç havasına sokmalıyız. Böylelikle futbolcularımız kendilerini baskı altında hissetmeden rahatça futbol oynayabilirler’. Gerçi bu açıklama rakibin Yunanistan olması nedeniyle formule edilmiştir ama F. Terime yinede bravo diyesim geliyor, bir millete ait olma duyguyla oynanan futbolun, futbolu çirkinleştirdiği, futbol oynamayı güçleştirdiği, futbolcuları baskı altına aldığı bu kadar açık ifade edilmişken, kendimizi ait hissetiğimiz (özellikle ulus kimliğimizin) hayatımızı ne ölçüde çirkinleştirip çekilmez kıldığını anlamak güç olmasa gerek. Bunu F. Terim bile anladıysa herkes rahatlıkla analayabilir.


Newrozunuz kutlu olsun


Çetin Gürer
Hamburg, 20 Mart 2007


cetinguerer@yahoo.de

CEVAP VER