Mutluluk vermek

PAYLAŞ

Şu şarkıyı ne zaman duysam içim burkulur: “Neden saçların beyazlanmış arkadaş / Sana da benim gibi çektiren mi var? / Görüyorum ki her gün meyhanedesin / Seni de benim gibi içtiren mi var?” Sokrates’den başkasını pek tanımayan bilgisayarım “içtirmek” fiilini hiç yadırgamadığına göre dilimizde böyle bir fiilin olması gerekiyor. Ne yazsam altını çizmeye kalkan bu şapşal bilgisayar, çok eskidiğinden olacak, emekli olmadan önce İzmit’den almıştım, geri kalmış bir kafayla her yeniliğe karşı koyuyor ama bazen böyle üzerinize afiyet “içtirmek” gibi sözcüklere de pek güzel geçer not veriyor.

Dilcilerimizin mantığını nasıl anlamıyorsam, ne yalan söyleyeyim, bilgisayarımın mantığını da anlamıyorum. “Hapisane” diyorum altını kırmızıyla çiziyor, “pastane” diyorum hiç oralı değil. Durun, bir de postane yazayım, bakın onun da altını çizmedi. Hapisane’ ye ne dersin diyecek oldum, hapisane eski bir solcu gibi kıpkırmızı.

Neyse, bütün bunları anlamak gerekmiyor. Kaldı ki ben sağduyulu halkımın beğenilerine ve önerilerine çok değer veririm. Bu arada yeniliklere pek açık biri olmadığım da tartışma götürmez. Cep telefonu almama konusunda uzun süre direnmiş olanlardan biri de benim. Allah sizi inandırsın, bu alet beni mahcup etmekten başka bir işe yaramıyor pek. Emekli olmuşsun, bir güzel eve kapanmışsın, cep telefonu senin neyine. Her neyse, aldık bir kere! Uzun süre onu “şarj”a koydum, baktım halkım üzülüyor, artık “şarz”a koymaya başladım. Diyeceğim, önemli olan iletişimdir, gerisi boştur. Herkes “şarz” derken benim çokbilmiş bir edayla “şarj” demem ne anlama gelebilir? Biri çıkıp “Amca sen ne yapmak istiyorsun, seçkin adam pozu mu atıyorsun yani bize?” dese söyleyecek söz bulabilir miyim? Tövbe bulamam. Zaman sana uymazsa sen zamana uy demişler. Hafif söylemişler. Şöyle deseler daha doğru olurdu: zaman sana zaten uymaz, sen zamana uyacaksın eşek gibi. İyi de, zamana uymak “şarz”la kalsa öpüp başımıza koyalım. Zamana uyuyorum diye insan kendini maazallah mafyanın falan içinde bulabilir. “Kötü mü olur?” diyorsanız doğrusu ona da bir şey diyemem. Siz bilirsiniz. Mafya var mafyacık var. Bizi her türlüsünden korusun. Beceremeyiz, yüzümüze gözümüze bulaştırıp çıkarız.
Benim konum o değildi aslında, konuya yanlış yerden girdiğimi az önce anladım. Muhabbetli bir köşe yazısı yazayım, artık ben de kendimi bir köşe yazarı olarak görmek istiyorum derken işin canını çıkardım. Acemi ördek kuyruktan dalar derler, bizimki de öyle oldu. “O bana dert ben ona mutluluk verdim” var ya, benim kafam günlerdir ona takılı. Bu şarkının bu dizesini ne zaman işitsem insanın kendine gözü kapalı güvenmesinin ne kadar güzel bir şey olduğunu düşünürüm. Bu bir insan gerçeğidir, hafife almamız yanlış olur. Bu gerçeği yaşamın her alanında pek güzel gözlemleyebilirsiniz. Adamın biri size haksızlık eder, onu ele aleme öyle bir güzel anlatır ki şaşar kalırsınız. Ben bunu çok yaşadım. Muhabbetli bir köşe yazarı olmaya heveslenme yolunda size bu konuda başımdan geçen olaylardan birini sabrınızı çokça zorlamamaya çalışarak anlatayım. Dedim ama boşverin, aldırmayın. Hangi birini anlatacaksın birader? Adam gözünüzü oymuş, gözüm oyuldu diye gözünü tutuyor. Eski günlerde yani gençlik günlerimizde olsa gözünün üstüne bir yumruk kondururduk. Öyle bir yaşa geldik ki lanet olsun, kötü söz söylemek bile yakışmıyor.

Basmıştır sopayı kadına. Ne için? Mutluluk vermek için. Sevsinler. Kadınsa ağlayıp zırlayarak ona dert veriyor. Bu bir erkeğe yapılacak en kötü haksızlık. Gerçi kadınlarımızın pardon bayanlarımızın zaman zaman insanın tepesini attırmakta pek usta oldukları da tartışma götürmez. O zaman insan olan insana ya da bugünün adam evlendirme edebiyatında geçerli biçimiyle adam olan adama böyle şeyler yakışmaz. Biz gene karıştırdık. Ne diyordum? Evet, gerçekten yakışmaz. Bu toplumun insanı bazı hasletlerini elden kaçırıyor. Rahmetli anam hiç yoktan huysuzlandıkça rahmetli babam öyle bir sabır gösterirdi ki çocuk yaşlarımda sırf bu yüzden babama düşman olmak sınırına gelmiştim. Tamam, ille suratına iki tokat çarpman gerekmiyor, iki çift söz de sen söyle be adam. Ondan gördük, biz de yapamadık. Bizim yapabileceğimiz tek şey olsa olsa arkamızı dönüp uyumak olabilir. Bu sırtını dönüp uyumak iyi bir alışkanlık mı diyeceksiniz. Bilemem. Biz hiçbir zaman kadına şiddet uygulayan insanlar olamadık. Çünkü onları kendimizden ayrı görmedik. Hatta, ne yalan söyleyeyim, onları biraz da oldukları gibi değil de olmalarını istediğimiz gibi görmek yanlışına da düştük. Düştük, bugün de düşeriz. O takma zarifliklerin altındaki meşe odununu ortaya çıkarmak için küçücük bir takılma bile yeterli olabiliyor. Damarına basın da bakın, o güzel meleğin nasıl cadıya dönüştüğünü görmeniz için üç saniye yeter de artar bile. Bayan’larımız duymasın gene de.

CEVAP VER