Mutluluk ya da dinginlik

PAYLAŞ

Mutluluk denen şeye inanmasam da, bırakın bu da bizim çelişkimiz olsun, şu sıra yaşamımın en mutlu dönemini yaşamakta olduğumu söyleyebilirim. Yaşamımın en dingin dönemini de diyebilirdim. Bir insanın mutlu ya da dingin bir yaşam için yetmiş yaşını beklemiş olması size biraz garip görünmüyor mu? Yaşamın bütün yıkıcı etkileri geride kaldı. Artık her yaptığımı eleştiren ve durmadan beni suçlayan birileri yok. Kendi siyasal doğrularını bana benimsetmeye çalışan birileri yok. Durmadan olay çıkaran, bencil yapısı içinde durmadan bir şeylerle kavga eden birileri yok. Alabildiğine şımartılmış bir kişiliğin itkileriyle beni ne zaman üzeceği belli olmayan birileri yok. Durmadan işlerime burnunu sokmak isteyenler, küçücük akıllarına güvenerek benim yaşamıma yön vermeye çalışanlar yok. Sessiz sessiz kuyumu kazan, gösterdiğim her yakınlığı yakası açılmadık ihanetlerle ödemeye kalkan, sonra da hiçbir şey olmamış gibi yüzüme bakabilen kimseler yok. Cehaletin doruklarında dolaşarak hileyle bir şeyler elde edip toplumun bağrına zararlı otlar gibi kök salan ve her an bana ve herkese kötülük etmeye hazır duran kimseler yok. Dişiliğin her türlü itici ya da sevimsiz güçlerini kullanarak beni parmağında oynatmaya çalışan ve ne yapıp yapıp benimle evlenmek isteyen kimseler yok. Kimileri öldü gitti, kimilerini de ben yaşamımdan çıkardım.

Şöyle diyorsunuz: “Sen yaşamı toptan tüketmişsin Toraman, bak sen bitmişsin anladın mı? Yahu mutluluk ya da dinginlik dediğin buysa! Sen artık ölmüşsün de ağlayanın yok, bir başına kalakalmışsın dar-ı dünyada!” Uzaktan bakınca benim gerçekten yoksunluklarla örülmüş çekilmez bir yaşamım var. Bu yüzden bir şeylere kızıp inat etmekte olduğumu, bir gün yalnızlıktan bunalarak gene paşa paşa eski çoğul günlere döneceğimi düşünenler olabilir. Bir tavır içinde olduğuma, bir tür intikam duygusuyla kendi köşeme çekildiğime, ama bunun sonuna kadar götürülebilir bir şey olmadığına, bir gün pes edip toplu yaşama döneceğime inananlar olabilir. Birileri hatta çizmeden yukarı çıkarak benim bu saçmalıkları bırakıp yeniden eğitimdeki yerimi almam gerektiğini anımsatıyor olabilirler bana. Hatta böylesine sorumsuz bir yaşamı sonuna kadar sürdürmeye hakkım olmadığını açık açık bildirenler bile olabilir.

Bense deyim yerindeyse tıklım tıklım doluyum. Bir yandan edebiyata yakın durmaya çabalıyorum bir yandan felsefe çalışıyorum. Edebiyat da felsefe de uçsuz bucaksız ve dipsiz iki denizdir. Hele şu son günlerde yeterince felsefe bilmediğimi anladım. Okumadığım ve öğrenmediğim ne çok şey var daha. Gençler için felsefenin serüvenini yazmak istiyorum. Felsefenin Eskiçağ’daki gelişimlerinden başlayıp Ortaçağ’a doğru gitmek, “philosophia ancilla theologiae” arayışlarından geçerek Yeniçağ’a gelmek istiyorum. Sen bunu yapmıştın, Düşünce tarihi zaten böyle bir şey değil mi diyeceksiniz. Hayır, Düşünce tarihi daha başka bir kitaptır. O öncelikle bir tarih kitabıdır, üstelik felsefede de sınırlanmıyor. İnsanın düşünsel etkinliğinin geniş bir tablosu çizilir onda. Bu düşündüğüm daha değişik bir çalışma olacak, öncelikle felsefenin dışında herhangi bir alana girmeyecek. Yapabilirsem iyi olur. Şimdiden söz vermeyeyim.

Neden böyle bir kitap yazmayı düşündüm? Birileri durmadan ve pek haklı olarak lise felsefe kitaplarından yakınıyor. Yakınacağınıza yazın demek dile kolay. Kim uğraşır! Yakınmak en güzeli! Bu toplumun insanı pek güzel yakınır. Neyse, onu bir yana bırakalım. İstiyorum ki genç bir adam, gerçekten felsefe bilmek istiyorsa elinde bir anahtar kitap bulundursun, onu aldatmayan bir kitap. Bizim alanımız tehlikelidir, birileri felsefe yazıyorum diye birilerini kendi inanç çizgilerinde yönlendirmenin yollarını ararlar. Bir de bakarsınız M.Ö. IV.yüzyılın Aristoteles’i hıristiyanlığın ilk filozofu olup çıkmış. Bizim alanımızda dürüst kalemler de var ama insanları kendi yönüne çekmek için bin takla atanlar da az değil. Sünger kafalı “felsefeci”, gözüne kestirdiği insanları yönlendirip birilerine yaltaklanmış olacak. Bizde doğru dürüst felsefe üretimi olmadığı için bu pek görünmüyor. Ama Batı’da istemediğiniz kadar.

Dostlarım benim için üzülmesinler, gördüğünüz gibi ben çok iyiyiyim. Mutluluk ya da dinginlik, her neyse, çalışmanın ötesinde bir anlam taşımıyor benim için. Havalar iyi gidince, çok sıcak ve çok soğuk olmayınca değmeyin keyfime. Öte yandan sorumluluklarımı da pek güzel yerine getiriyorum. Öbür türlüsünü ben de isterdim ama küçüklükler bizi bize bırakmadı. Adamın dediği gibi: “Mutsuz bir Sokrates olmak mutlu bir domuz olmaktan iyidir.”

CEVAP VER