Mutluluğu ararken…

En sıradan insanından tutun da, nice kral, kraliçe ve hükümdarın ütopyası olmuştur mutluluğu aramak ve bulmak…


Bunun içindir ki, kimi mutluluğun resmini yapmaya çalışmış, kimi mutluluğun romanını yazmış, kimi bir eli yağda bir eli balda olduğu halde mutlu olamamış, kimi soğan ekmek yiyerek mutlu olduğunu sanmış, buna kendini inandırmış…


Ve nice dağları, tepeleri aşmış ta kendini aşamamış para-pul, mal-mülk , güç sahibi, acımasız, gaddar, barbar, kendilerinden başka hiçbir canlıyı ve içinde yaşadıkları kainatı düşünmeyen, dev görünümleri içerisinde sakladıkları cüce ruhlarıyla birlikte yaşayan zorba, tiran birçok küçük insan…


Umarım şimdi anlatacağım öyküden hepimizin kendimize göre çıkartacağımız kıssadan hisselerimiz olur.


Mutlu adamın gömleği…


Bir hükümdar amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ülkenin bütün hekimleri saraya geldiler, komşu ülkelerin hekimleri de çağrıldı. Ama hastalığa hiçbir çare bulunamadı.


Hükümdar, herkesin gözü önünde her gün biraz daha erimeye devam ediyordu. Umutsuzluk içinde çırpınırken son çare olarak bütün falcıların, büyücülerin bulunup saraya getirilmesini istedi.


Adamları koştular, ülkede ne kadar adı falcıya büyücüye çıkmış insan varsa toplayıp getirdiler.


Falcılar, büyücüler hükümdara tek tek baktılar, bildikleri bütün numaraları yaptılar ama hiçbiri de yaptığıyla herhangi bir iyileşme sağlayamadı.


Hükümdar artık iyiden iyiye umutsuzluğa düşmüşken günün birinde sarayının kapısına yaşlı bir kadın geldi. Bu kadın hükümdarın derdini nasıl çözeceğini bildiğini söylüyordu!


Yaşlı kadını hükümdarın yanına götürdüler. Hükümdar yatağında doğrulamadan, “Söyle kadın” diye güç bela konuştu: “Neymiş senin çaren!”


Kadın bildiği çareyi anlattı:


“Adamlarınız ülkeyi dolaşacak, ülkenin en mutlu adamını bulacak, onun gömleğini alacak ve size getirecek. Siz de bu gömleği giyince iyileşeceksiniz…”


Hükümdar emir verdi, adamları hemen ülkeye dağıldılar. Önce en zenginlerin kapısını çalmaya başladılar. Ama hangi zenginle gidip konuştularsa onun hiç de tahmin ettikleri gibi mutlu olmadığını gördüler. Aralarından bir iki kişi, en değerli gömleklerini verdi.


Hükümdar gömlekleri giydi fakat bunların herhangi bir faydası olmadı. Böylece o gömleklerin sahiplerinin, söyledikleri gibi mutlu olmadıkları ortaya çıktı.


Hükümdar köpürüyor, adamları bütün ülkeyi adım adım dolaşıyor, artık zengin fakir dinlemeden mutlu insan arıyor ama bir kişi bile bulamıyorlardı.


Durmaksızın dolaşırken susuz kalan hükümdarın adamlarından birkaçı dökülen bir kulübenin yanından geçmekteydiler.


Su istemek için yaklaştıklarında içeriden gelen ses duydular. Bir adam kendi kendine konuşuyordu:


“Ne kadar mutluyum, benden iyisi yok, karnımı doyurdum, yarın çalışabilecek gücüm de var… benden iyisi yok…”


Hükümdarın adamları suyu falan unutup hemen içeri daldılar. Bu son derece yoksul kulübede bir adam yere oturmuş, kağıt üzerine serdiği peynir-ekmeğin son kırıntılarını ağzına atarken bir yandan da türkü söylüyordu.


Hükümdarın adamları “Nihayet bulduk” diye adama doğru hamle ettiler ve yanan tek bir mumun zayıf ışığında adamın gömleğinin olmadığını gördüler.


Evet dostlarım bu öykü bana aynı zamanda Mevlana’nın bir sözünü de anımsattı:


“Ne adamlar gördüm, üzerinde elbise yoktu! Ne elbiseler gördüm içinde adam yoktu”…


Bir yazının daha sonuna gelirken, bu yazımı toplumsal ve siyasal şiirleriyle Latin Amerika edebiyatının dünyada itibar kazanmasını sağlayan ünlü Şilili şair Pablo Neruda’nın bir şiiriyle tamamlamak istiyorum:


Yavaşça ölür onlar


Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.


Yavaş yavaş ölürler,
İzzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler


Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yoları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.


Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.


Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar,
Yavaş yavaş ölürler.


“Tüm gerçek anlamda baba sahibi olan çocukların ‘Babalar Günü’ kutlu ve mutlu olsun!”…


Sevgiyle, mutlulukla ve dostlukla kalın, sevgili okurlarım can dostlarım! Her şey gönlünüzce olsun!


“Anneme mutsuz olduğumu söylemeyin! O benim mutlu olduğumu sanıyor!”



Mete Karakaş: araştırmacı/yazar
e-mail :  karakasmete@hotmail.com


METE KARAKAŞ’IN DİĞER YAZILARI


– Aşk eski bir yalan…
– Aşklar, şiirler ve şarkılar 
– Gittim, gezdim, gördüm
– …bağlı kadınlara selam olsun! (1) 
– Destan’dan destana yol gider (II) 
– Bunu biliyor muydu Bay Bush? (III) 
– ‘Amazon’ kadınlarından ‘Amansız’lara (IV) 
– Panik Odası mı? Nanik Odası mı? (V.) 
– Meryem ve Meryem (VI) 
– İki farklı Recep öyküsü… (VII) 
– Teflon insanlar (VIII) 
– Hippiler (Hippie) ve bonomolar (IX) 
– Hindi ve papağan (X) 
– Şiir üstüne ne varsa… (XI)
– Sanat (zanaat) ve sanatın başlangıcı (XII)
– Erkek Olmanın Dayanılmaz Hafifliği (XIII) 
– Düşünce yazıları…(XIV)
– Sigara – Nargile – Pipo (XV) 
– Acele karar vermeyiniz… (XVI) 
– Kararlı ol ve seçimini doğru yap! (XVII) 
– Öğrenmenin yaşı yoktur (XVIII) 
– Bitmeyen Senfoni (XIX) 
– Nazım Hikmet Kültür Merkezi…(XX) 
– Hayatın aynasıdır tiyatro! (XXI) 
– Mağdurlar ve mağrurlar (XXII) 
– Şu Çılgın Türkler (XXIII) 
– Benim sinemalarım… (XXIV) 
– Muhteşem gece! (XXV) 
– Pamuk eller cebe! (XXVI) 
– Yurttan Tipler Korosu! (XXVII) 
– Anıların izinde radyo günleri! (XXVIII) 
– Yaşamak ve sevmek üstüne! (XXIX) 
– Suçlular aramızda… (XXX) 
– Sen neymişsin be abi! (XXXI)
– Durdurun dünyayı inecek var! (XXXII) 
– Bir demet maydanoz…(XXXIII) 
– Tersine dünya…(XXXIV) 
-Yukarıdakiler – Aşağıdakiler (XXXV) 
-Bahar Rapsodileri… (XXXVI)
-Düşman kardeşler…(XXXVII) 
-Uçurtmayı vurmasınlar!…(XXXVIII) 
-Ateş düştüğü yeri yakar…(XXXIX)  
-Sağdan soldan estarabim!…(XL) 
-Paradigma değiştirmek!.. (XLI) 
-Şeytan Üçgeni… (XLII) 
-Sen de benim hatalarımdan birisin…(XLIII)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − three =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.