MÜZİSYEN ÇAĞLAR ABANOZ:  BÜTÜN DENGELER ALT ÜST OLDU

SEDAT YILDIRIM SARICI – Bir albüm yapmak istediğinizde, müzik yapımcıların olduğu İstanbul’un Unkapanı semtindeki müzik yapımcılarına doğru yola koyulursunuz. Çalışmalarınızı, bestelerinizi veya sesinizi  kabul ettirmek için kapı kapı dolanmak zorundasınızdır. Müzik yapımcılarının bir çoğu sanatsal bir adanmayla ülke kültürüne yeni değerler kazandırmanın peşinde değillerdir.  Dönemsel ekonomik getirisi olası kimselere yatırım yaparlar.

Unkapanı, “Ünkapanı” gibidir. Piyasanın günlük değerlerine göre şekillendirdikleri mamül, bir kez ünlü oldu mu, gayrı ününden, etinden, sütünden, tüyünden, püskülünden, görüntüsünden, hatta üzüntüsünden cılkını çıkarana dek yararlanılır. Bu yarardan siyasilerden magazincisine uzun ve kirli bir zincir nasiplenmeye çalışır.

Farklı çalışmalarsa, toprak altındaki tohum misali gün yüzüne çıkamadan saklı kalırlar.  Anadolu’da öz olarak farklı nefesleri temsil edebilecek müzisyenlerin kaderi ve kederi bir anlamda İstanbul Saltanatı’nın ellerindedir. 

Saltanatın dışında kalıp yetiştirdiği üretken caz ve klasik müzik sanatçılarıyla Ankara, rock müziğin dinamik solist veya topluluklarını yetiştiren Bursa, Adana ve Samsun farklı çıkışları doğuran, potansiyeli yüksek kentlerimizdir. 

Yaptıkları albümlerle varlığını kanıtlamış, etki alanını kentsel ölçekten ülkesel genişliğe taşımış Samsun çıkışlı Objektif, yukarıda özetlemeye çalıştığım konumun 32 yıllık temsilcilerindendir. Objektif’i daha da farklı kılan, toplumsal sorunlara sahip çıkan şarkı sözleridir. Çevre kirliliğinden kültürel yozlaşmaya yazılan her konu belirli zümreleri rahatsız edebileceğinden, yaygın medyadan avanta simsarlarının tepkisine birçok şeyi göze alarak yollarına devam ediyorlar.

OBJEKTİF

Korona virüsü sebebiyle oluşan işsizlik ve güçsüzlük salgınından en büyük darbeyi çoğu sigortasız ve güvencesiz çalışmak zorunda bırakılan müzisyenler almış oldu. Çaresizliğin ortasındaki bir çok müzisyen enstrümanlarını satmak zorunda kaldı. Çok çok yazık ki, 100 civarı müzisyen kardeşimizin intihar ettiğini de, içimiz kan ağlayarak öğrenmiş olduk.  

Bütün bu soruları hem büyük sahnelerde büyük izleyici kesiminin karşısına çıkan, hem de köşe başında çalışan müzisyen arkadaşlarımızla da dostluklarını sürdüren Çağlar Abanoz’la konuşarak, durumu biraz daha kavramaya çalıştık.

——— Çağlarcığım, okurlarımızın seni biraz daha tanıyabilmeleri için müziğe nasıl başladığını, etkilendiğin topluluk, sanatçı ve albümlere dair kısa bir bilgi verebilir misin? Mesela ailede müzisyen var mıydı?

Çağlar Abanoz – Öncelikle merhabalar. Dünya genelindeki Covid-19 salgını nedeniyle geçirdiğimiz zor günlerde herkese sabırlar diliyorum. İnsana dair yaşamın bütün sosyal damarlarını etkileyen bir olguyla karşı karşıyayız. Bu salgından doğal olarak her sektör gibi sanat-müzik sektörü de etkilendi. İnsan hayatının söz konusu olduğu bu durum da, ne yazık ki en son düzelecek sektör olacak gibi gözüküyor… Herkese bol sabırlar diliyorum…

——— Alooo, Çağlarcığım, müziğe ne zaman başladın, diye soruyorum. Korono virüsle baş edebilecek aşıyı buldum. Birazdan anlatacağım. İlk senin üzerinde deneyeceğim.

Çağlar Abanoz – Müziğe nasıl başladım? Öncelikle tabii ki, sanatın bu yönüne karşı ilgi ve merak vardı. Ailede bir alt yapı da var… Babam Fethi Abanoz bağlamacıydı. Güzel tınıları vardı rahmetlinin… 1990’ların başı, ben 5-6 yaşlarındayım, o zamanlar kaset dönemleri, bizim evden Yeni Türkü ve Ahmet Kaya kasetleri eksik olmazdı.  Yani bir dinleyici olarak başladım aslında… Daha sonraki yıllarda dayım üniversiteye giderken kendine bir gitar aldı ve onun sayesinde ilk kez gitara dokunma şansımız oldu. 

Çağlar Abanoz

1990’ların sonunda ailecek Zonguldak’tan Ankara’ya taşındık. İç Anadolu ve Karadeniz bölgelerinin kültürel yapısı birbirinden biraz farklıdır. Ortaokulun sonlarındayım. ”Angara bebesi” diye tabir edebileceğimiz bir arkadaş sınıfımızdan içeri elinde bir kasetle girdi… Üzerinde Metallica yazıyordu… Ve dedi ki ”bunu benim kuzenden aldım, hiç hoşuma gitmedi. Nasıl bir müzik bu anlamadım, istersen veriyim sen bir bak’’. Tamam deyip, eve gittim. Teyibe taktığım anda şöyle dedim; bunlar nasıl tınılar? Nasıl frekanslar? Ve dedim ki, benim bu işi yapmam lazım…  Elektrik gitarın böyle enerjik çalımı çok hoşuma gitmişti. Tabii, yaş olarak da küçüktük. Daha sonra öğrendim ki, heavy metal efsanesi 1970-80’li yıllarda dünyayı çoktan kasıp kavurmuştu… 

ÖLMEMEK İÇİN OTOBÜS KAZA YAPMASIN DİYE DUA ETTİĞİMİ HATIRLIYORUM

İlk gitarımı sevgili dayım hediye etti. Daha sonra Ankara Kızılay’da bir dükkandan aldığım amfiyle eve doğru giderken, ölmemek için otobüs kaza yapmasın diye dua ettiğimi hatırlıyorum… Efsane rock gruplarının çoğunu dinledim, öğrenilmesi gereken değerlere dikkat kesildim. Ama topluluklardan değil de, albümlerden bahsetmek istiyorum. Çünkü bana göre bir şarkı güzel olabilir ama bütün bir albümün aynı ruhta ve güzellikte tınlaması, başka bir dönemsel büyü ve bir çok etkenin bir araya gelmesenin sonucu gibi geliyor bana…

——— Etkilendiğin albümlerden özetle bahsedecek olsak;

Çağlar Abanoz – Hayatıma yön veren albümleri şöyle sıralayabilirim. Metallica – …and justice for all, reload / Megadeth – Countdown To Extinction / Iron Maiden – Brave New World, Virtual XI Bryan Adams – Waking up the Neighbours / Bon Jovi – Cross Road – Thе Оffsрring- Americana/ Creed-Weathered / Alter Bridge – One Day Remains.

——— Hem büyük sahnelerde binlerce kişiye karşı çalıyorsun, hem de küçük işletmelerde canlı müzik yapan müzisyen arkadaşlarla bağlantılarını devam ettiriyorsun. Bu bağlamda bu korona felaketinin müzisyenlere etkisini öncelikle küçük işletmelerde gündelik ücretle çalışan müzisyen arkadaşlarımız açısından değerlendirecek olduğunda, ne gibi zorluklarla baş başa kalınıldığını özetleyebilir misin?

Bu virüsün ilk dönemlerinde kimse ne yapacağını bilmiyordu. Sadece “Evde Kal” sloganı ile insanlar evlerde kaldı.  Fakat bu durumun ne kadar süreceğini, ne zaman biteceğini kimse bilmiyordu. Ucu bilinmez sonsuz bir bekleyiş içine girildi ki,  bazı açılardan hala devam ediyor. Hiçbir şey net değil. 

Bir süre sonra insanlar yavaş yavaş dışarı çıkmaya başladı. Alışveriş yapmak zorundaydılar. Yaşamak için nasıl davranacaklarının kalıplarını öğrendiler. Belki, hayat bir şekilde eski seyrine girmeye başladı. 

Müzik yapmanın bir çok yolu var. Belli bir süreden sonra sokak çalgıcıları işlerini yapmaya devam etti. Bir kurum ve kuruluşa bağlı olarak çalışan müzisyenler maaşlarını almaya devam ettiler. Evinde üretime dayalı müzik yapan arkadaşlar için belki kapanma fırsatı bile oldu ama gündelik çalışan arkadaşlar, genellikle bar müziği yapan müzisyenler için durum bir kabusa dönüştü. Çünkü barlar ve benzeri canlı müzik yapan yerler kapandı.  

Tüm dünya genelinde salgın hastalık söyleminden 5-6 ay sonra ancak çok büyük önlemler dahilinde bazı işyerleri çalışmaya başladı. Az sayıda küçük orkestralı akustik performanslar büyük konserlerin yerini aldı. Ama hepsi de çalabilecekleri yerler bulamadılar. Tabii bu süreçte işsiz kalan çok fazla müzisyen oldu. 

Çağlar Abanoz

BU SÜREÇTE MESLEĞİ BIRAKANLAR, 

PSİKOLOJİK TRAVMATİK SÜREÇLER DE YAŞANDI

İnsanların bir çoğu hala evlerinde kapalı durumda. İş yerleri para kazanamadı. Kazanamayınca müzisyenlerin aldığı ücretler de düştü haliyle. Ev kiralarını, elektrik, su faturalarını ödeyemediler. Bu süreçte mesleği bırakanlar, başka arayışlar içine girenler, psikolojik travmatik süreçler de yaşandı… Basına da yansıdı, hayatına son verenler de oldu sanat camiasında… Çok üzücü…

——— Bir de albüm sahibi tanınmış müzisyenler açısından virüsün etkisini değerlendirecek olduğumuzda, “zaten bu adamların bir şekilde bir yerlerde birikmiş paraları vardır” deyip iş geçiştiriliyor sanki. Tanık olduğun kadarıyla bu dostların durumu gerçekten de idare edecek gibi mi, yoksa onlar da benzer sıkıntıları hissediyorlar mı?

BÜTÜN DENGELER ALT ÜST OLDU

Çağlar Abanoz – Yani bu durum ekonomik birikimleriyle ilgili tabii ki. Birikimi olanlar daha rahat geçirecektir elbette bu süreci ama hiç hesapta olmayan birşey yaşandı. Bütün dengeler alt üst oldu. Birikimi olanların içinde bütün birikimlerini yeni albüm kayıtları için harcayanlar oldu. Yani bu kriz bütün müzisyenleri vurdu diyebiliriz.

——— Devletin “Yedi Tepe Konserleri” adıyla bir konser dizisi oldu. Bu konserlere yeteri kadar müzisyen davet edildi mi? Davet edilenler arasında farklı tarzlar ve hükümetle arası iyi olmayan muhalif sanatçılar da gözetildi mi? Yoksa sadece eskiden de kayrılanlara mı bütçe ayrılmış gibi oldu?

SESLERİNİ DUYURABİLMEK İÇİN CAN VEREN MÜZİSYENLER OLDU BU ÜLKEDE

Çağlar Abanoz – Malesef Türkiye’de muhalif olmanın zararı çok. Sadece halk desteklerse varlığınızı koruyabiliyorsunuz. Bu da halkın gerçekten sizi seviyor olmasıyla ilgili. Bırakın devlet desteğini, bu gibi durumlarda devlet köstek bile oldu. Seslerini duyurabilmek için can veren müzisyenler oldu bu ülkede…

——— Salgın hastalık döneminde devletin özelde müzisyenlere, genelde sanatçılara yönelik uzun vadeli çözümü sence neler olabilir?

Çağlar Abanoz – Bu konudaki uzun vadeli çözüm, devlet sanatçılığı konusunda taşeron yapının ortadan kalkması, daha çok sanatsal faaliyet ve kadrolu sanatçının olmasıyla mümkün olabilir.  Sanat okullarından mezun arkadaşlarımızın işsiz kalmaması gerekir. Özel çalışanlar içinse, yine belki devlet ya da halk destekli sendikalaşma ya da farklı formatta bir müzisyen birliği oluşturulması gerekiyor…

Çağlar Abanoz

—— Ben de derim ki, radyo & televizyon programları yapılabilir. Bu programların her birine farklı topluluk ya da solistler çağrılabilir. Bu programlara enstrüman üreten kurumlar veya müzik mağazaları destek sunabilirler. Bu kurumların hem tanınırlıklarını artmış, pekişmiş olur, hem de müzisyenlerin büyük sempatisini kazanırlar. Bu sıcaklık, salgın hastalık geçtiğinde onlara çok olumlu katkı sağlar.

Bir de, bir çok kimsenin önermeye çekindiği bir konuyu ben açmış olayım, bakalım senin yorumun ne olacak? Hani şu ünlü Robin Hood masalı vardır ya, “zenginden alıp fakire verme” ideali. Diyorum ki, zorunlu zekat vergisi çıkaralım. İnançlı zenginler, zaten yeterince kollandılar. Biraz da, sanatçıları kollasınlar. Bak bu durumda devlette zarara uğramaz. Halk kendi kendine işi halleder. Hükümete sadece yasayı çıkarmak kalıyor. Tamam tamam, sen bu zekat işini zekice bulmadın. Bu konuyu atlayalım, Objektif’e gelelim.

Çağlar Abanoz – Aslında Türkiye’nin köklü rock gruplarından Objektif’i, topluluğun 30 yıllık emekçisi, fikir babası, bestecisi ve söz yazarı Vecdi Yücalan abimizden dinlemek daha doğru olur. Ben bildiğim kadarıyla ve tanıklık ettiğim tarihindeki bazı olaylarla birlikte aktarabilirim. 

“BU İŞİN İLK 30 SENESİ ZORDUR” 

1988 yılında Samsun’da kurulan Objektif’in ”Tımarlı Hastane”, ”Hayal Yaşam”, ”Kuşkular”, ”Künye”,”Sokağın Sesi” olmak üzere toplam 5 stüdyo albümü var. Türkiye’de rock müzik yaparak var olabilmeyi Vecdi abimiz, ”bu işin ilk 30 senesi zordur” sözüyle açıklıyor. Ben bu 30 yıllık tarihin son 6 yılında varım. Türkiye’de müzik yapmış bir çok arkadaşımızın da Objektif’in tarihinde, notalarında, ruhunda parmağı var. Objektif bir okul mahiyetinde adeta. 

OBJEKTİF

——— Objektif, efsanevi Deep Purple ile aynı sahneyi paylaştı. Bütün dünyanın bildiği şarkıların sizden hemen sonra çalınacağı bir sahnede olmak nasıl bir duygu? Bir parça da Deep Purple üzerinden konuşacak olsak, sizi en çok etkileyen parça ve bu konserle ilgili özel bir anınız var mı?

Çağlar Abanoz – Benim için harika bir konser deneyimi oldu. Daha önce büyük sahnelere çıktım ama hiç bu kadar büyük bir sahneye çıkmamıştım. Antalya Expo 2016 inanılmazdı. Çok büyük bir ses sistemi vardı, gitarımın sahnedeki gücünü hala hissediyorum. 

Bir de, yıllarca şarkılarını dinleyip onlarla büyüdüğümüz, örnek aldığımız, esinlendiğimiz. dünyaca ünlü bir rock topluluğu olan Deep Purple’la aynı sahnede olmak var. Gerçekten manevi doygunluğu çok fazla olan bir akşamdı… Deep Purple denince akla “Smoke On The Water” gelir ama 2017 çıkışlı Infinite albümlerindeki The Surprising adlı parçayı da dinler dinlemez bütün çalma listelerime attım. Nefis bir iş…

——— Antropoloji okumuş bir müzisyenle tanışmış olmak büyük bir şans. Bilmem, doğru bir soru olur mu, ama gerçekten de merak ettiğim için soruyorum. İnsanın müziğe ilk ihtiyacı olduğu dönemki sebepleriyle, şimdi ulaştığımız karmaşık amaçları mukayese edecek olduğumuzda, bizi bir araya getirmesi gereken sanatın, müziğin bazen bu amacın tersine ayrıştırıcı, sınıflayıcı etkisi olduğunu düşünür müsün?

SANAT… FARKLI BİR ALGISAL BOYUTUN DIŞA VURUMUDUR

Çağlar Abanoz – Sanat güçlü bir ifade biçimidir bana göre, farklı bir algısal boyutun dışa vurumudur. Tabii ki herkes aynı hissetmeyecek, aynı şeyi beğenmeyecek. Ya da aynı şeyi göremeyecek, yoksa hepimiz aynı olurduk… Ama benzer duygular hissedebiliyoruz, benzer hayatlar yaşayabiliyoruz. Benzer farkındalıklara yelken açabiliyoruz. İşte bu anlarda sanat yine birleştirici. 

Bir de değişim var. Zaman kavramı var. Her şey değişiyor, hayat değişiyor. Zaman değişiyor, mekan değişiyor, insan değişiyor, algılar değişiyor. Bu noktalarda evet sınıflayıcı etkisi olduğunu düşünüyorum ama ayrıştırıcı değil, hep birleştirici.

——— Diğer yandan müziğin hiçbir sanat dalının beceremediği kıtalararası birleştiriciliği, paylaştırıcılığı, stadyumları dolduran binlerce kimseyi kucaklayıcılığını düşündüğümüzde, dünyayı müziğin kurtaracağını söyleyebilir miyiz?

SADECE ALGISAL BOYUTTA BİR SIÇRAMAYLA KURTULABİLİRİZ

Çağlar Abanoz – Sadece algısal boyutta bir sıçramayla kurtulabiliriz. Daha çok birbirimize yaklaştığımızda, daha çok birbirimizi anladığımızda, daha güzel bir dünya hayal ettiğimizde kurtuluş mümkün olabilir. Geriye sadece bunu yapılandırmak kalır ama önce hayal etmek gerekir. Bu durumu da sanat üstleniyor. Elbette birbirine yaklaşma kısmında müziğin diğer sanat dallarından daha büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum.

——— Çağlarcığım, çok teşekkür ediyorum. Sayende bir gencin gözünden bu süreci değerlendirmeye çalıştık.

Çağlar Abanoz – Ben de çok teşekkür ederim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.