Müzakerelerin bundan sonrası

Müzakerelerin ikinci aşamasının çok sıkıntılı geçeceği artık iyice belli oldu.

Rum Ulusal Konseyinin kararları, ki geçen haftaki toplantıda alınan son kararların 1977 Denktaş-Makarios 1. Doruk anlaşmasından evvel alınan karardan en ufak bir farkı bile yoktur, müzakerelerin çıkmaza girmesi için kendi başına bile yeterlidir.

Hristofyas’ın Rum Ulusal Konseyi’nin kararlarına karşı gelebilmek gibi ne bir gücü vardır ne de yetkisi.
Bu kararlardan sonra Hristofyas’ın uluslararası platformlardaki girişimleri iyice arttı. BM’nin Genel Kurul toplantısını fırsat bilerek çeşitli devlet başkanları ile yaptığı ikili görüşmelerin tümü BM Genel Kurulunun ana toplanma teması olan Çevre’den ziyade Kıbrıs konusu ve Türkiye’ye baskı yapılması odaklı oldu.

Cumhurbaşkanı Talat’ın ise BM Genel Kurulunun yapıldığı ABD’ye Hristofyas’la aynı günlerde gitmesi, Hristofyas’ın tüm girişimlerini sıfırlama hedefli. Belli ki Talat artık, uluslar arası tanınmışlığı tepe tepe kullanan Rum Cumhurbaşkanlarının yıllardır tek taraflı olarak dünyaya Rum tezlerini ve Kıbrıs konusundaki Rum görüşlerini anlatmalarına bir alternatif yaratmak ve Türk tezlerinin de dile getirilmesinin kapılarını açmak çabasında.

Talat’ın son günlerde Rum Yönetimi ve Hristofyas’la ilgili söylediği sözler, yıllardır takındığı kibar tavırlardan ve kullandığı yumuşak kelimelerden çok ötede ve belli bir sertlik ile suçlamalar içeriyor.

Bu değişim, Hristofyas’ın, seçildiği günden beri çizdiği “Adaya barış ve çözüm getirecek Rum lider” tavırlarının arkasındaki katı ve hiçbir şekilde Kıbrıslı Türklerle işbirliği yapmak istemeyen tutumunu fark etmesinden ve yakınlaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden kaynaklanıyor.

Cumhurbaşkanı Talat, baş başa görüşmeler yapabilecek ve “Naban be Dimitri” diyebilecek kadar yakın dostluk kurduğu Hristofyas’ın, hiçte göründüğü gibi olmadığının farkına vardı.

AKEL’in iktidarda olmadığı yıllarda Hristoftas’ın AKEL’in Genel Sekreteri olarak adeta cevizcinin çuvalından ceviz oynarmış gibi Kıbrıs konusunda vereceğini taahhüt ettiği tavizlerden ve Kıbrıslı Türklere tanınacak haklardan bahsederken, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduktan sonra bunları unutmuş olması ve müzakerelerden sonra kurulacak devletin sadece bir Rum Üniter devleti olması için çaba göstermesi, anlaşılan Cumhurbaşkanı Talat’ı düş kırıklığına uğratmış.

Artık ok yayadan çıktı.

Bu gidişle ve her iki liderdeki zihniyet ile müzakerelerin, bırakın iki tarafça kabul edilebilecek ve yıllarca sürdürülebilecek bir anlaşma ile sonuçlanmasını, 2. aşamasının bile sağ salim bitebileceği şüpheli.

Başbakan Eroğlu’nun, KKTC vatandaşlarının nabzını iyi tutuyor olması, halkın ne istediğini ve müzakerelerden nasıl bir sonuç beklediğini çok iyi bilmesi, Cumhurbaşkanı ve müzakereye yetkili Kıbrıs Türk halkı lideri konumundaki Talat’ı önümüzdeki aylarda bayağı zor durumda bırakacağı kesin.

Aslında Cumhurbaşkanı Talat’ta yavaş yavaş görülmeye başlanan tavır değişikliğinin kökeninde de bu gerçek yatıyor.
19 Nisan iradesini yok sayması olanaksız. Var sayması ise 2000 yılından beri sürdürdüğü Kıbrıs politikalarına ve Cumhurbaşkanı seçilmeden önce Genel Başkanı olduğu CTP’nin ilkelerine ve tabanına ters bir davranış olacak.
Cumhurbaşkanı Talat, tam bir ikilemin ortasında şimdi.

Gelişmeler ve liderlerin günümüzdeki tavırları, önümüzdeki aylarda iki lider arasından sürdürülmekte olan “Kıbrıs Müzakereleri”nde sertliklerin olacağının ve kopmaların eşiğine gelinecek günlerin yaşanacağının sinyallerini veriyor.

________________

* Prof. Dr. Ata ATUN
http://www.ataatun.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.