‘Müzik’te ticari kaygı değişime neden’

Caz eksenli müziğini,Türk müziği gamlarıyla birleştirip doğaçlamalarıyla farklı diyarlara açılan Erman Şenol, Erkan Oğur’un açtığı yoldan kendini kimliğini yakalama ve yeni bir nefes olma yolunda.


Festivale bu yıl ilk defa katılacak olan Şenol, 3 Haziran Pazar günü Saat 19.15’te perdesiz gitarıyla müzikseverlerle buluşuyor. Erman Şenol ile Suzan Beyazıt sohbet etti:


– Klasik, elektrik, perdesiz elektrik gibi gitarları çalıyorsunuz. Festivalde hangisine ağırlık vereceksiniz ve hangi tarzda müzik yapacaksınız?
– Festivalde, kendimi daha iyi ifade ettiğimi hissettiğim ve müziği daha geniş düşünmeme imkan sağlayan klasik ve elektrik perdesiz gitarlara ağırlık vereceğim. Yapacağım tarz ise, genel olarak caz armonileri üzerine Türk Müziği makamlarından oluşan melodilerle yapılacak deneysel bir çalışma denilebilir.


– Müzisyen bir aileden geliyor olmak, size ne gibi avantajlar kazandırdı?
– Müzisyen bir aileden geliyor olmanın avantajları çok fazla ama en başa gidecek olursak, daha anne karnında babamların orkestrasını duymaya başlamışım. Daha sonra küçüklüğüm babamın yanında sahnelerde geçti. Evde bir kaç gitar ve org olması, ister istemez onlarla bir ilişki içine girmeme sebep oldu. Önce org çalarak başladım müziğe. Fakat kolum kırılıp orgu çalmam güçleşince,  gitara yöneldim. İlk dönemler, babamın bana vermiş olduğu pop şarkıların akorlarıyla çalışmaya başladım. Sonra bu yetmeyince klasik gitara yönelik çalışma içine girdim. Ailemin müziğime olan desteği sonsuzdur.


– Guitareast Festival’inin bir özelliği de, yaratıcılığı ve besteciliği  teşvik etmek. Bu durumun repertuarınızın şekillenmesine  bir katkısı oldu mu?
– Festivalin bu yönü burada yaşayan müzisyenlerin ürettiklerini sunmaları için büyük bir avantaj. Bestenin dinleyici ile buluşup olumlu tepki alması müzisyenin özgüveninin artmasına ve gelecekte daha üretici olmasına zemin hazırlayacaktır. Bu doğrultuda ben de çalmayı planladığım 4 şarkıdan en az 3’ünü veya hepsini o güne göre emprovizelerle değişebilecek olan kendi bestelerimden oluşturacağım.


– Ensrümantal müziğin, dünyanın neredeyse her yerinde çok sınırlı bir dinleyicisi var. Bu ilgisizlik, müzisyenin hayatını müzik yaparak kazanması önünde ciddi bir engel. Yaptığı müzikten ödün vermeyen, sağlam bir duruş sergilemek isteyen müzisyenlerin yaratımına yardımcı olmayan ve birçok ciddi müzisyeni de olmadık konumlara sokan bir durum. Tüm bu  güçlüklere rağmen, hala enstrümantal müziğin yapılıyor olmasını neye bağlıyorsunuz?
– Müzisyenin hayatını müzikten kazanması oldukça sancılı bir durum. Müziğin içine ticari ilişkilerin girmesi, hem yapılan müziğin hem de müzisyenin karakterinin değişmesine yol açabiliyor ve enstrümanına virtüöz ellerle hükmeden  bir çok müzisyen dahi, bu ticari döngü içerisinde belki de hiç ummadıkları müzikleri yapmak zorunda kalabiliyorlar. Bunlara bağlı olarak geçimini sadece müzikten kazanan müzisyenin bu karmaşık ilişkilerde kendi aradığı müziği zedelemeden dengeyi sağlaması oldukça önem kazanıyor.
Eğer müziği ticari ilişkilerden arındırarak düşünmeye çalışırsak da aslında müziğin önemli olmadığını görürüz. Çünkü müziği önemli yapan geçim derdine dönüşmesi, para kazanma aracı olmasıdır. Halbuki müzik önemli değildir çünkü mutlak değildir, insandan insana farklı algılanan göreceli bir kavramdır. Böyle düşündüğümüzde enstrümantal müziğe olan ilgi veya ilgisizlik de dinleyenin beğenisine göre değişir. Dinleyenin tercihidir, algılama biçimidir. Benim enstrümantal müzik yapmam ise öyle duymamdır, hissetmemdir ve hiç bir iddiası yoktur.


– Etkilendiğiniz müzisyen veya topluluklardan kısaca bahsedebilir misiniz?
– Etkilendiğim en önemli isim, Erkan Oğur’dur. Müziğe gerçek anlamda başlamama ve derinlemesine girmeme neden olan kişidir. Babamla olan yakın arkadaşlığından dolayı, küçüklüğümden beri tanıdığım ve 13-14 yaşlarında gitar çalmaya başladıktan sonra da bana çok fazla katkısı olmuş bir insandır. Aşık Veysel, Karacaoğlan gibi Anadolu ozanlarının müziklerinden çok etkilenmişimdir. Müziğime etkisi olan başlıca yabancı isimler ise; Pat Metheny ve Pat martino’nun müzikal cümleleri, Egberto Gismonti’nin mistik müziğidir.


– Müziksel olarak gelecekle ilgili planlarınız var mı? 
– İçsel halimi gitarimla kendimce ifade etmeye devam edeceğim. Yaşamın tesadüflerden oluştuğuna inanıyorum. Bu yüzden geleceğe dönük uzun vadeli bir planım yok. Yarın bir şey olur onu takip ederim, sonra başka birşey çıkar yönümü değiştirir. Müzik gibi yani, bir nota çalarsınız sizi yeni bir yola sokar. Yol bazen uzun olur, bazen kısa.


– Bu söylediklerinizden; ‘tesadüf’lerin yönlendirdiği, ‘kendini akıntıya bırakma’ gibi bir ruh hali çıkıyor. Bunu neye yorumluyorsunuz?
– Buna gözün değil de gönlün çektiği yere yönelmek diyebiliriz. Böyle olunca garanti doğruyu mu bulmuş oluyoruz? Onu ben bilmiyorum. Hepimiz hayat nehrinin yatağında ilerliyoruz. Kimi zaman akıntıya karşı inadına kürek çektiğimiz durumlar olmuştur. Belki başaramamışızdır, akıntının yönünü değiştirememişizdir ama en azından kendimizden vazgeçip akıntıya kapılmamışızdır. Fakat akıntıya kapılmakla, kendini akıntıya bırakmak arasında fark var. Hayat nehri devamlı, nehirdeki kabarcıklar geçicidir, çıkar ve kaybolurlar. İnsan kendini değişen koşullara uyarlamalı ve yaşamın tüm deneyimlerini hazmederek kendini akıntıya bırakmayı öğrenmelidir. Çünkü her yenilgi bir mağlubiyet, her galibiyet de bir zafer değildir.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.