Nakliye İşi Olanlara…

PAYLAŞ

gerekenleri kolilemişiz ancak bunların nasıl denizaşırı yolculuk yapacağı konusunda bir fikrimiz yok. Bir arkadaşım bir nakliye firmasının telefonunu vermiş, konuştuğum adam hiç de gerçekçi olmayan bir fiyatla aklımı iyice karıştırmış, deliler gibi telefona saldırmış hava nakliyesi bulmaya debeleniyorum derken! Aklıma geliyor: Nakliyeciler Derneğine kayıtlı nakliye firmaları. En güvenlisi bunlar olmalı.


İnternetten bulup ilk telefonu çeviriyorum. Hometransturk nam-ı diğer Palmiye Nakliyat. Yetkili insan pek kibar Bülent Bey hazretleri bana aşamaları anlatıp fiyat veriyor: 1860 Sterlin. Metreküp hesabı, on metreküp (eşyanız daha az olsa da alt sınır budur) sekiz haftada kapıya teslim. Daha fazla araştıracak vakit yok. Adam belli ki tecrübeli. Tamam diyoruz. Ertesi gün gelip eşyayı teslim alıyorlar. Kızımın değerli piyanosuyla birlikte yepyeni bir teak masa, gıcır deri sandalyeler, senelerin yığdığı kitaplarımın ancak bir kısmı, üvey babamdan kalma antika bir sehpa, ıvır zıvır. 4 Ocak’ta Hometransturk’e teslim ediliyor. Firmaya parayla birlikte sekiz haftalık bir vekâlet veriyorum. Türkçe meali; eşyalarım en geç sekiz hafta içinde evimin kapısında olacak.


Palas pandıras İngiltere. Sonra beklemeye başlıyoruz. Sekizinci hafta bir telefon geliyor. Anglo-Turkısh isimli bir firmadan. Eşyalarımın İngiltere sınırına vardığını ancak kendi firmasının İstanbul merkeziyle benim anlaşma yaptığım Hometransturk arasında bir anlaşmazlık olduğunu, para ödenir ödenmez eşyalarımın bana teslim edileceğini söylüyor. Ne parası? Ben parayı ödeyeli sekiz koca hafta olmuş zaten? Eşyalarımı, hem almak için, hem nakliyesi için para ödediğim KENDİ eşyalarımı alamamak gibi bir durum mu söz konusu? Yok canım!


Hemen telefona sarılıyorum; Hometransturk Bülent Bey, olmadı Derya Hanım, beni ufak bir sorun olduğu, hemen halledileceği konusunda ikna ediyor. Ancak halledilmiyor, halledilemiyor. Üç ay, dört ay. Hometransturk Youngturk Nakliyat isimli bir firmayla aracı olmaları için anlaşmış. Böyle aracılık kıyakları meğer nakliye firmaları arasında oldukça olağanmış. Ama benim şansıma bu kez işler olağan olmayan biçimde gelişiyor. Youngturk nakliyeyi yapıyor fakat kâğıt üzerinde herhangi bir anlaşma yapılmıyor, dolayısıyla sözlü olarak anlaşılan fiyatın üç dört misli fiyatı Hometransturk’e çekebilme hakkına sahip oluyor. Palmiye Nakliyat, yani Hometransturk istenen parayı vermedikçe ben eşyalarımı alamıyorum.


Sonuçta dört ay sonra beş aylık hamileyim ve sadece bu iş için Türkiye’ye gidiyorum. Bülent Bey Hazretleri uzun uzun bana parayı ödeyemeyeceğini, adlî yollara başvurduğunu, bir vakit bir şekilde benim de eşyalarıma kavuşacağımı ancak onlarla değil, Youngturk’le uğraşmam gerektiğini anlatıyor. Epey zorluktan sonra Youngturk’ün genel müdürü Şerref Bey Hazretleri bana en d(ayı) tavrıyla, “Yargıya mı gidersin, İngiltere’ye mi gidersin, nereye istersen git kardeşim! Senin malın anlaştığın firma paramı verene kadar benim malım. İster satarım, ister yakarım!” buyuruyor.


İngiltere’de bir avukatla görüşüyorum. Avukat birkaç ay içinde eşyaları alabileceğimi, tazminatı filan unutmam gerektiğini, bunun da bana aşağı yukarı 3000 Sterline mal olacağını söylüyor. Ve sonrasında sahneye annem dalıyor. Nakliyeciler Derneğinin avukatlarıyla görüşüyor. Bu üç avukat konusuna gayet hakim, eli çabuk ve aklı başında insanlar. Hometransturk aynen yapması gerektiği gibi bir hafta içinde parayı Youngturk’e ödüyor, SONRA yargıya gidiyor. Youngturk İngiltere’deki kokan ayağı Anglo-Turkish’e eşyalarımı çözmesini emrediyor.


Ve sonunda eşyalarım geliyor. Yağmurlu bir gün. Tırda bir şoför, bir de şirketin ayak işlerini yapan çocukcağız. Eşyaları taşıyacak kimse yok yani. Daha doğrusu eşyalarımdan arta kalanları. Piyanonun tuşları içe göçmüş. Teak masanın üzeri harita misali. Sandalyelerin birinin bacağı kırık. Antika sehpa başarıyla paramparça edilmiş. Kitaplarım tırın içinde her yerde. Yapacak bir şey yok. Adamlara yardım edip eşyaları eve taşıyoruz ama kızılca kıyamet piyanoyu evin önündeki gölcükten geçirip içeri sokmaya niyetlendiklerinde patlıyor. Anglo- Turkısh’i arıyorum. Bir İngiliz hıyarı bana, “Malını kapına getirdiğim için teşekkür et. İçeri de nasıl taşırsan taşı!” deme inceliği gösteriyor.


Çok kısa keserek diyeceğim o ki, benden size tavsiye, nakliye işiniz varsa yukarıda adı geçen firmalarla çalışmayın. Daha doğrusu mümkünse nakliye işiniz olmasın. Olur da benim gibi pişmiş tavuk halleri yaşarsanız da derhal Nakliyeciler Derneğinin avukatlarına başvurun. Nakliyesiz günler dilerim. 


Son not: Yukarıda adı geçen firmalara benimle aynı kaderi paylaşan Hüseyin ve Caroline Ramazanoğlu gibi iki mükemmel dost kazandırdıkları için teşekkürler.


 

CEVAP VER