Nalıncı keseri

Biz 70’lerin serin ve derin teenage takımı, böyle sığ ve tığteber bir Dünya ummamıştık. Aşk’ın nesli tükenecek, sevgi çıkara dayanacak deseler kıçımızla gülerdik. Üstüne üstlük, yanında bir de insanlık kurutuldu, yaşam kaynağı güneşe sessizce serilerek… Özgürlük savaşlarımız ev hapsiyle sonlandı, 68’ler güneşsizliğe çarptırıldı, o kaldırılası  sol kollar dirsekten kireçlendi.
Mantık, halef selef kavgalarında telef edildi, izanın mizanı alınamadı, soyu sopu esamesi yok edildi. Çıkar her daim egemen, çıkara giden her yol mübah hale geldi.
Eğer türü, ya da çünkü türü sevgi yaramaz ve sonuç üretmez diye bellemiştik, “eğer zenginsen seni severim”, ya da “seni severim, çünkü güzelsin” türünden sahte şartlardansa  “zaafiyetlerine, eksiklerine, tipine vs. rağmen seni severim” felsefesinin sahiciliğine reflekslerle inandık. Buna rağmen çünkülerle eğerleri biriktirdik ki, mecazi aşkın kırıntılarına razı olup, taşıyabilelim meçhul geleceğe.
İçten pazarlıkları samimiyet oklarıyla yıpratabildik, nalıncı keserlerini kendimize yontmaktansa, soysuzların yüzsüz yüzlerini yüzmek için değerlendirdik. Biz o zamanlar sokaklarda özgürlük ararken, aslında ne kadar özgür olduğumuzu bile bilememişiz. Geçmişle kıyas bilgimiz mutlu ediciydi de, iyi ki geleceğe öngörü ışınlayamamışız. Yoksa bugünleri görünce o sade günleri de yaşayamazdık doyasıya.
Rant kelimesi yoktu 70’lerin sözlüklerinde… Rantabl kelimesini optimal anlamında kullanırdık. Kin kelimesi bunca şartlanmış ve hin yüklü değildi. Din bir düsturdu sanki…  Rövanş denince futbol takımlarının karşı maçlarını bilirdik, ya da Western kovboylarının sokak dalaşlarını… Pusu mefhumu ve rövanşizm çöreklenmemişti hayatlara. Terör bile sonradan kelime oldu. Biz anarşist kılıklı, sade suya tirit romantiklerdik.  Hınç ise olsa olsa Hıncal Uluç’u çağrıştırırdı.
Günümüze inen mesaj, kıymet bilmekle ilgili öğretiler hatırlatmakta. Kalan güzellikleri tok gözle görebilmek, nefes alabilme mutluluğunu duyabilmek, su bulup serpebilmek donuk yüreklere vs., türünden küçük mutları heybeye atmaktı esas, muhteris bir yaşamı haybeye ıskalamaktansa…
Ama insan malzemesi bitti, ki zamana denk düşen insan kılıklılar nasıl görülebilsin güzel geçmişten yansıyan  ufku… İnsana çip takıp robotlaştırmaya gerek yok, yeni nesil yeterince robot çünkü.. Damarına bastığındaki tepki, tuşuna basılmış bulaşık makinesi gibi, sulanıyor ve geç intibak ediyor kuruması.
Tüketimi dayattılar bizden sonra, sidik yarışı idrak yollarını leş gibi kokuttu. Görgü görgüsüzlerin sığ ve baskın yaşam biçimlerine indirgendi. Hepsi bir kenara, insanlar daha içtendi, sahiciydi, samimiydi, kimse bu kadar maskeli değildi.
Zaman usul usul dolarken, güneş sönmekte geç kalıyor.
Sevgi usul usul solarken, Dünya dönmekte geç kalıyor.

1 Yorum

  1. Ne güzel anlatmışsınız o yılları,yaşadıklarımı yaşamış,hissettiklerimi hissetmişsiniz tıpkı.Yüreğimizin bu garabet insan müsvettelerine olan çığlığı ve iç bulantısı para ile ifade(!)edilen her duyguyu,kapitalizme gönüllü boynunu uzatanları,iğdiş edilen mil çekilen mantığı buluyorum yazınlarınızda.Teşekkürler….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.