İnan ki onlar, yanlış biliyorlar

PAYLAŞ

Sessizliği ‘bunu Merve’ye verecektim, resimlerimi sevmediğini söyledi”yle bozuyor. Onunla ilkokula, üniversiteye başlayıp vizelere, finallere gireceğiniz ilk aşkın sevincini, ayrılığın, yenilginin acılarını tekrar yaşayacağınız şu dünyada, baş edemediğinden en önemli sorununun bu olduğunu kavradığınızdan, mouse’u tutan eliniz titriyor.


Ardından nemlenmiş gözleriyle dokuduğunuz kumaşın ilmiklerini çözen tümceyi söylüyor “kalbim kırıldı.” Aslında hayatın o ilk unutulmayan kırığını bilir de, küçücük kalbinin kırılmasına katlanmasının zorluğu göğsünüzü sıkıştırdığından daha bu ne ki diyemezsiniz.


O, daha sokaklarda gördüğü insanların hobi diye adam öldürdüğünü,   nüfusun %1.29’unun açlık, % 25.6’sının yoksulluk sınırının altında yaşadığını, belki idolü olacak mafyanın, popçuların, mankenlerin, yazarların düşüncesine katlanmadıkları meslektaşlarına masalarındaki çatalı, bıçağı fırlattıklarını “bin operasyon” yapan şiddetin organizatörü parti lideri, generaller sivil toplum örgütü başkanı kostümünü giyince, demokrat kıtlığından olsa gerek peşlerinden koşulacağını bilmiyordur.


Her milletin tarihinde utandığı, olmamasını dilediği binlerce olayı, her büyük servetin, lüksün arkasında bir suç gizlidiri okumamış,  yoksulluğunda “siz paralı, biz beleş, yalaka kolej”le ruhunu güçlü kılmamış, istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz hocam’a, evladım zaten bir soru’yla güleceği “ özgür, demokratik üniversite”yle boykotlara katılacağı arkadaşlarının dövüldüğünü, vurulduğunu görmemiş, cenaze törenlerinde ağlamamıştır.


Zenginliği, unvanı aileden mirasların solculuklarında önderliğe yükseltilmelerini, tutuklandıklarında işkenceden muaflıklarını, sabıka kayıtlarının düzeltilmesini, darbe sonrası hareketin geleceği için niye’yse önemli addedilenlerin de üyelerini sonu belli kadere terk edip yurt dışına yelken açmalarını seyrederken, iş için kapılar aşındırmamıştır.


Seçim bildirgelerinde “12 Eylül’den hesap soracağız”a yer verenlerin,  devleti, mülkiyeti tanımayan Sosyalizmin sonraki aşaması Komünizmi savunanların, devlet ihalelerini paylaşmalarına, rüşvet almalarına, vermelerine aşinalıkta “solcunun eskisinden, sağcının yenisinden korkacaksın”lı duvar yazılarıyla burkulmamıştır.


En acısınaysa, Ziverbey’de, Mamak’ta, Metris’te yaşadıklarını romanlarında anlatmış,  itibarını bunlara yaslamış, darbe  Anayasasını, kurumlarını MGK’nu,  YÖK’ü, …, reddedenlerin, arkadaşlarını asan, işkenceden geçirenlerin öncülüğünü kabullenip,  enternasyonalizmi izolasyonizme, halkların kardeşliğini nasyonal sosyalizme yeğleyerek, geçmişlerinde kendilerini inkarlayacak kadar  gerilemelerine tanık olmamıştır.


Daha, içtikleri suyun ayrı gitmediği emperyal strateji değiştirince “düşmanımın düşmanı, dostumdur”lu intikamcılıkta, şeriatla yönetilen komşu ülkeyi destekleyen, ülkedeyse yeşerttikleri İslami ideolojiye karşı çıkmanın çelişkisinde, sağcısına da solcusuna da aynı silahı kullandıran, otoriter yönetim yanlısı kadroların her zaman asıl niyetlerini gizleyen, şıklığında itiraz edilemeyecek bahanelerine arif insanların dahi kanmasına akıl, sır erdirememiştir.


Bu karabatak kadroların saplantılarını bu defa da rejimin sıhhati fettanlığıyla pullayarak, 864 rakımdaki köşkte, hep, meydanlarda Kuran’dan ayetler okumayanlar, imam hatip okulları açmayanlar, Türk-İslam sentezinde tarikatlara ön ayak olmayanlar,  tüm kesimleri kucakladıklarından aile fotoğrafı çektirmeyenler, uzlaşmayla seçilenler ikamet ettiğinden, bu özellikleri taşımayacak birinin oturmaması iddiasının fütursuz planında, aynı numarayı sadizme nispet yaparcasına yeniden izlemeye doyamayan topluma alışmamıştır.


Ona da hedef gösterilecek  muasır medeniyetin kriteri sayılmayacak, laiklikte bir mezhebin hükümranlığını,  Cumhuriyet’te etnik ayrımcılığı, lider sultasının kaynağı seçim kanununu, döneme göre siyasalaşan yargıyı, yolsuzlukları, …., kınayarak, coplanan gençliğe sahip çıktığından 41 saniye alkışlanacak bildirilerin  yayınlandığını asla  göremeyecektir.


Onun yerine ırkını sevmeyi, diğer ırkları yok etmede kullananlara karşı başkasının acısı benim de acımdır, başkasının ezilmişliğinde suskunluğu ayıbımdırla atılacak hepimiz Yahudi’yizle başlayan  Filistin’li, Ermeni’yizle devam edecek sloganı azmettiriciler, katiller, ırkçılar ortadayken hepimiz katiliz, Ogün’üzü, hepimiz Türk’üz zemininde çarpıtarak, ne münasebet masumiyetimde niye kabulleneyim Ogün’lüğü, katiliği tepkisizliğinde suçu ve de suçluyu genelin içinde eriterek, yalan da gerçeğin sırlanacağını görecektir. 


Daha bildiğini sandığı, olmasını beklediği şeyler ellerinden kayarken “hep denedin, hep yenildin; yine dene, yine yenil ve bir kez daha yenil”le sığındığı kuytularda sen, özgür yaşa diye yenilenerek, gelişerek yola devam edileceğini öğrenmemiştir


Her an,  herkesin kalbini kırabilecek bu çocuklar,  bu insanlar neden böyle acımasızın cevabını,  ülkede hükmü sürdürülen militer anlayışta, kocanın kadını, kadının çocuğunu tokatladığı, başkalarının duygularına saygıdan, empatiden yoksun hane halkının askerlik yaptığı, kışlaya dönüştürülmüş evlerde, okullarda, …, yetiştirdikleriniz, nasılsanız, öyledir de bulmamıştır.


Kucağınıza alıyorsunuz “benim de kalbimi…” diye konuşmaya çabalarken belki de söyleyeceklerinizi bakışlarınızda anladığından “ama, sen büyüksünü” duyunca, kurtarıcı Google başvurmaktan başka çareniz kalmamıştır. Piccaso’nun  Card Player, I Love Eva, …, tabloları “bu, dünyanın en ünlü ressamı, önceleri… “ tamamlayamıyorsunuz “aaa bulmaca çizmiş” diyor.


O, tabloları görüntülerken siz de ele geçirdiğiniz taslak halindeki a-darbe mi,  b-şeriat mı,  testini çözersiniz. Gözü kapalı işaretleyeceğiniz c-“demokrasi, ne yana düşer usta” seçeneğini yine koymayanların, 2035 yılında beyne enformasyon chip’leri nakledilmesinin sevinciyle Turkcell’den bedava mesajla ilk kez marabalarını da davet ederek düzenleyecekleri görkemli “haddinizi bilin, tacıma dokunmayın” balolarında kesecekleri pastadan tatmayı bekleyenlerin, paylarına minicik kanepenin düştüğünü görecekleriniyse bileceksinizdir. Üstelik partnerlerine uygun dans ettirileceklerinden, farkındalar mı, var olan azıcık özgürlüklerini de kaybedeceklerdir.


Çizdiği iç, içe geçmiş bulmaca kareli resmine bakarken toplumu öğütecekleri değirmenin başında kimin oturacağında rant, güç mücadelesinde, iteleneceğin özde değil sözde onlarca kavgadan, okuyacağın demeçlerden seni nasıl koruyacağımı, ancak varlıklıların uhdesinde olabilecek entelektüellerin piyasaya arzı nedir hayatı kıyısından seyretmek, düpedüz içindeyken’i düşüneceksinizdir.


Eğer yaşamınız  buysa ki budur,  o balolara frakları, smokinleri, cübbeleriyle, …., katılacaklar hayata karşı duruşunuzu kirletmeden, cümleleriniz devrikleşip insanlığı tüketmeden, infazından on dakika önce kelepçeli elleriyle yazdığı mektubu 24 yıl sonra ailesine vereceklerin vicdansızlığında, geçmiş, bütün çıplaklığıyla karşınızdayken, olaydı da kıyısı olan bir yerde hayatı seyredebilseydiniz.


İnanın ki çocuklar,  çağdaş olmak, çağdaşlık öyle onların zannettiği gibi kolay ulaşılan, sıradan bir şey değildir. Onlar,  yanlış biliyorlar.

CEVAP VER