Nasıl da koştular Güniz Sokağa

Nasıl da koştular Güniz Sokağa

0
PAYLAŞ

O gidiş yüzünden bilirsiniz, her devir, her insan gerçek, doğru sayılması istenen tek bir fikrin delisi olmakla, bir “mutlaka”yla zehirlemiştir kendini. Gün gelecek gerçeğiniz yapılan yalanlar da sona erecektir; hayat gibi, bir masal gibi. Siz de, ne kadar sevmişseniz o masalı, inandırıldığınız o yalanı, o kadar üzüleceksinizdir.

Ulus devletlerin “olmasaydı; olmayacağınıza” inandırdığı; istisnasız yaşadığınız bütün mekânların duvarlarında asılı, her saat size bakan “big brother” portrelerin iktidarlarının; kanlı olaylar, adaletsizlikler üzerinde yükseldiğinin ortaya çıkması nasıl ki engellenilememişse. İlla ki bir gün, herhangi bir vesileyle söylenen yalanların gerçek dışılığının anlaşılması da kaçınılmaz sondur. O gün artık söylenen, yazılan her şeyden, tarihinizden şüpheleneceğiniz gündür de.

Sizde gördünüz değil mi? Küflenmeye bıraktıkları yüz karası darbeci, hırsız geçmişin yalanlarının organize örgütü; asker, burjuvazi, medyanın kapatması siyasiler, bürokratlar, STÖ’lerinin temsilcileri; portrelerden birinin The Goodfather’in Güniz sokaktaki ikametgâhına; suç mahalline nasıl da koşturuverdiler.

Yalnızca postu modern darbeciler, darağacına gönderdiği Üç Fidanın yoldaşları, Kürt işadamlarının, siyasilerinin infazına, Madımak katliamına geçit vermiş sosyal demokratlar koşmadı. Başta başbakanların, bakanların medya patronlarıyla pazarlığını yaptıkları bankalardan hortumlanan 200 milyar dolar görev zararını ödettirdikleri halk, koordinatörü Demirel olan 28 Şubat darbesinin mağduru; siyasiler, gazeteciler, sanayicilerde koştu Güniz sokağa.

Makyavelizm ustası “devlet, devlet politikası olarak adam öldürür, diğer türlüsü cinayet olur” vecizeli Demirel’e vefatı sonrası güzellemeler döşeyen; insanı, tarihi hep Stockholm sendromunu yaşayan biatçı Türkiye’nin; bu pespayeliği, bu riyakârlığı neden demokrat, neden şeffaf, neden özgür birey olunamadığının da arka planıdır.

Zira ABD’de tüm eyaletlerde eşcinsel evlilik yasalaştığı için Beyaz Saray gökkuşağı rengine bürünürken, Türkiye’de LTGB’nin onur yürüyüşüne TOMA’larla saldırılıyor, Berkin Elvan’ı vuranlar, Roboski katliamına emir verenler, Rıza Sarraf’a ödül getiren ekonomik sisteme değil ödül verilmesine karşı çıkanlar; alınları ak, başları dik dolaşıyor, saygı görüyorlarsa. Bu, hayali ihracatçı Yahyalardan, Ilıcaklardan hesap sormayanları, Gazi mahallesinde katliam yapanları, Kürdistanı toplu mezarla donatanları, Savaş Buldan’nın katillerini bulmayanları makbul, saygın vatandaş sunan, algılatan geçmişin varlığındandır.

Bugünün müsebbibidir; kötülük yapanın, yaptırtanın; “Verdimse ben verdimle” İLKSAN vari yolsuzlukları sahiplenmiş onlarca Demirel, Çiller, …, …, İnönü, Menderes’in, , …, …,.., “1000 Operasyon” lu Mehmet Ağarların meşrulaştırıldığı o geçmiş.

Ermeni techiri, Koçgiri, Dersim, Ağrı, 6/7 Eylül,,,,,; ötekileştirenlere kan kusturan onca katliam, onca hukuksuzlukla bezeli o geçmiş; 1974-1980 arası otobüs duraklarında, sokaklarda, üniversitelerde öldürülen sağcı, solcu tam 5388 kişinin katilidir de.

Herkesin gözü önünde 40 yıl adı konmadan hukukun hiçbir normuna uyulmayan bir savaşın da sürdüğü MC hükümetli o geçmişin; solcu, komünist avında hak ihlallerinin, partizanca atamaların, işe alım ve ihalelerin yapıldığı, en çok gazetecinin; Musa Anter, Uğur Mumcu, Metin Göktepe..,,,, öldürüldüğü yıllarının Başbakanı, Cumhurbaşkanıdır Demirel.

Farklı köken, din, mezhep temsilcilerini TBMM’ne taşıyan 7 Haziran 2015 genel seçimiyle iflası nihayet belgelenen ırkçı, ötekileştiren Türk müesses nizamının; onlarca Gürseller, Evrenler, Arif Doğanlar, Albay Temizözler, Reisler üreten Kemalist ideolojisinin babalarındandır; “bunlar gazeteci kılığında militanlar, birbirlerini vuruyorlar, devlet cinayet işlemez”le Kontrgerillayı, JİTEM’i de kollamış Demirel.

İşte “…… ardından” başlıklı “28 Şubat’ta demokratik rejimin bir kazaya uğramasını önlemekte Demirel’in oynadığı rol muhtemelen ileride daha iyi anlaşılacaktır”lı vedasıyla darbeciliğini ifşadan çekinmeyen “Türkiye Türklerindir“ logolu “Hürriyet”, ulusal, merkez, sosyal medyanın; saygın, demokrat, hoşgörülü, özgürlükçü devlet adamı payesiyle göklere çıkardığı bu Demirel’dir.

Hal böyleyken insan da düşünmeden edemiyor. Burjuvaziye, siyasilere, askerlere afiyet bal şeker Türk medyası sakın; Demirelli yıllarda öldürülen, tutuklanan, işkence gören meslektaşlarını, çiğnenen düşünce, ifade özgürlüğünü hatırlatmayarak bire on kazanmalarını sağlamış Demirel’e borcunu ödemiş olmasın.

Her insanda varlığı gereken ahlakı, onuru, dürüstlüğü, iyi niyeti, vicdanı meziyet sanan “iktidar olmasam istifa ederim”le halkına yalan söylemeyi de adet edinmiş liderlerin partilerinin yandaşı olmuş bu Şems medyanın faydası mı? Ülkenin en büyük probleminin ahlak, vicdan, erdem noksanlığı olduğunu göstermesidir.

Öyle ki eğer yalana başvuran yandaşı oldukları bir lider, ideoloji, köken, mezhep, yargıçlık yapmaktan da vazgeçmeyen medyaysa; o yalan, yalan değildir tavrıyla ahlakın, vicdanın içinin boşaltılması sorun teşkil etmemektedir.

Onun için huzur içinde ölen, ölecek darbecilerden, siyasilerden, bürokratlardan, JİTEM’cilerden yaptıkları hukuksuzlukların hesabını soramamak Cumhuriyetin utancı sayılmaz. Onun için Derya Sazak yüzü kızarmadan “700 bin dolar gibi küçük bir paraya Aydın Doğan bana villa aldı” diyebilir, Enis Berberoğluları, Muhsin Kızılkayalar da tarafgirliklerinin, toplum mühendisliğinin karşılığını milletvekili tahsil edebilirler.

Belki o yüzdendir de gerçeğin yalanlara karışması; her köşeyi döndüğünüzde hep aynı yere çıkmalarınız; her yeni güne kan, ölüm, savaş haberleriyle uyanmalarınız.

Darmadağınık gerçeğin peşinde; 16 yaşında Girê Sipî (Til Ebyad)’de DAİŞ çetesine karşı savaşta ölen onlarca çocuk; İsmail Hakkı Kol’ların, gençlerin, yaşlıların söyleyecek sözleri, yazacak kelimeleri de yarım kalmışken, The Indepentent’de Robert Fisk “ABD’nin El Nusra’ya desteği komplo değil kanıtlar var”ı yazıyor.

Hayatın celladı, ölümün sevdalısı “Her savaşın ilk kurbanı hakikattir” yazmış Kipling’e hak verircesine ne dün vardır elinde, ne de yarın. Hevalım, tarih işte böyle yazılıyor.

______________

08.07.2015
Gülsen FEROĞLU

BİR CEVAP BIRAK