National Gallery ve sanatçı olabilmek…

Gezerken Galeriyi Yüreğim çarptı durdu bir kelebek misali her bir tablonun köşesine, rengine ve işçiliğine değdiği an kirpiklerim. Ne kadar nefes kesiciydiler tüm eserler anlatamam. Resmen öldüm de Cennet-i Ala’ya düştüm zanni geldi. O zan ki uçurdu beni bir odasından öteki odasına bu Sanat ve Güzellik kokan mekanın. Nasılda geçti “O Koskoca Üç Saat” anlayamadım.

Etrafımda gelen geçen her bir canlı, ruh ve beden bana göre gerçek değildi onlar sadece silik birer hayalet misali görünmezdi ve yavaş bir şekilde ilerliyordu. Hızlı olan ben ve zamandık yalnızca-Herşey dönmüştü sanki o anda.

Her bir Sanat eserinin yoğunluğunu görebilmek için kendimi riske ederek yakınlaşma cesaretinde bulunup ikidebir galerinin güvenlik görevlilerinden uyarılar işitmeme rağmen ben genede yakınlaşma heyecanı içindeydim. Ama son uyarılarda ardı ardına gelince ziyaret amaçlı İngiltere’ye gelmiş olan abimin de araya girmesiyle bu riske etmelerden ve yakınlaşmalardan gönülsüzde olsa vazgeçtim.

Ama beni vazgeçiremedikleri tek birşey vardı. O da benim bu Sanat AŞK’ımdı…!!! Beni bu AŞK’I sonsuzluktan kim uzaklaştırabilir yada vazgeçirebilirdi ki…Tabii ki HİÇKİMSE!
Kimseler vazgeçiremedi ki şimdiye kadar, bundan sonraki güvenlik görevlileri de vazgeçirebilsinler!

Benim için Oysa ne kadar tanımlanamaz bir Şuh’u Aşk’tır Sanat denilen bu “Öge”. Ben kendimi bildim bileli Sanat’la haşır neşir olmuşumdur Mecnun misali…Hava kadar diyebileceğim nefes kadar hatta yemek ve içmek kadar bir ihtiyaç haline geldiğini hissettiğimden beri en büyük AŞK’larımdan biri olarak görmekteyim Sanat’ı… Bu anlatılamayacak kadar kutsal, hüzün dolu, sevinç yüklü, mutluluk ve acı dolu bir serüven aslında.

Bu serüven içinde keşfetmektir Sanat bana göre; kendini keşfetmektir.Varoluşunu, Tanrıyı keşfetmektir, evreni vet um canlıları da öyle.

Sanat bana göre bir acı’dır, açıdan haz almaktır…Sanat bana göre kutsallıktır…Kendinize bile söyleyemediğiniz sırlarınızdır…Depresifliktir, dışavurumdur. Sanat tanımlanamayacak kadar eşsiz yoğunlukta yaşadığınız kimsenin anlayamadığı sizin bile tanımlayamadığınız duygu ve düşünce topluluklarıdır. Sanat=HİÇ’liktir…HİÇ’lik Makamıdır Ona ermeye çalışanlar için!

Ve tüm bunları ifade etmeye çalışana da sanatçı denir. Sanatçı olmak zordur hemde çok zor…Bu yüzdendir ki ben kendimi hiçbirzaman sanatçı olarak görmemişimdir ve hala da görmem. Ben ölünceye kadar sanatçı olmadığımı ve olamayacağımı söyler dururum etrafıma. Sanat bana göre tamamlanamaktır. Eğer ben sanatçıyım denirse sanatı yapan şahıs bana göre bitmiş demektir, tamamlanmamıştır bence. Benim şahsi fikrim ölünceye kadar tamamlanamyacağım için ben kendimi sanatçı olarak göremem. Sanatçı olmak büyük bir sorumluluktur. Sanatçı olmak ağır bir işçiliktir. Bu sorumluluk sanatı yapanın, işleyenin kendine, toplumuna ve tüm insanlık ve sanat tarihine karşı olduğu kanısındayım.

Ben “Lifelong Student” yani “Ömürboyu Öğrencilik” yapmakta olduğum için ölünceye kadar öğrenmek ve tamamlanmak, kendimi bulmak yönünde taşıdığım çabalarımdan dolayı sanatçılık mertebesine ulaşamayacağımı biliyorum. Sanatçı olmayı değil de sanat işçiliğini yada sanat praktısyenliğini Kabul ettiğimi belirtmeliyim. Yahutta sanat yaratıcılığı da diyebilirim ben buna. Bana göre sanat en ağır işçiliklerden biridir. Sanatı ve sanat yapanı anlamak oldukça zordur bu işçilik kapsamında.

Ben genede “Sanatçı” terimini kullanmakta yarar görüyorum burada kendim için olmasa da genel anlamda tanımlamak için ve toplumun alıştığı dili kullanmak adına, kafaları karıştırmamak bazında.Bu anlamda sanatçının beklentilerine değinmek isterim. Sanatçı çok şey istemez aslında.O sadece saygı bekler toplumdan çevresinden sanatçı huzur bekler, sanatçı sanatıyla güzelleştirmek ister çevresini. Güzellikleri aktarmak ister gördüklerini hissettiklerini. Sanatçı AŞIK olduğu için, AŞK’İ yoğun yaşadığı için, O AŞK Acisini çekmek için Mecnun misali hep AŞIK olmak ister. Bu ister Güneşe olsun ister Aya olsun ister Tanrıya olsun ister çiçeğe güle olsun yada Sevgiliye Yara, Hatta Ana’ya Olan AŞK’tır!

Sanatçıyı ben şöyle tanımlamaktayım yaratırken hissetikleri kavramında AŞK’ın en doruklarında: “Hamile bir kadın misali sancı çekerek yaratma süreci içinde AŞK’ını ifade etme eylemi geçirir. Sonra doğum hali başlar yani ben buna yaratıcılığını kağıda tuvale dökme ani derim. Ki ne ağır sancılı, ne ağrılı haldir o süreç ağrı kesicilerle bile hafifletilemeyecek kadar. Ama ortaya çıkan eserler “Alice Harikalar Diyarında” misali düşsel ve masalsı bir taddadır anlayanlar için.

Bana göre sanatı yapan, üreten, sanatçının yaratıcılığına da sanatı yapma aşmasına da saygı duymalı. O anlatamadığını, içindeki fırtınalarını bu şekilde döker renklerle. Ama o renkler değil midir ki dünyayı güzelleştiren bir Gökkuşağı Misali?

Birgün sanatın ve sanatçının anlaşıldığı, ve yargısız infazla “Bu da Sanat midir yada Sanatçı mıdır” denilmeden saygı gösterildiği bir dünya umarak yeni neslimizin geleceğimizin bu yönde yetişmesini dileyerek Gelecek için çalışmalarımı yapmakta olduğumu belirtmek istiyorum. Amacım ve hedeflerim bu doğrultuda iyi sanatçılar ve sanata saygı duyan bireyler yetiştirmek bazında olduğunu söylemekte yarar görüyorum. Tüm uğraşlarım tabiiki bu yoldadır ve olacaktır. Ve ben Birgün Mutlaka diyorum…!!!
Her gününüz Gökkuşağı tadında ve sanat Heyecanında Olması dileğimle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen − 7 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.