Nâzım’ın vasiyetini yerine getiren muhtar hayatını kaybetti

Nâzım’ın vasiyetini yerine getiren muhtar hayatını kaybetti

0
PAYLAŞ

86 yıllık yaşamını mücadele ile geçiren çınarlı köyün muhtarı Fevzi Kavuk, bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu.

Çınarlı köyün Muhtarı’nın cenazesi, 19 Şubat Pazar günü, Müşküle Köyü’nde kılınacak öğle namazından sonra köy mezarlığına defnedilecek.

GAZETECİLERİ KARŞILAMIŞTI

Müşküle’ye 2014’de giden gazetecileri karşılayan muhtar Fevzi Kavuk anılarını da anlatmıştı. Gazeteciler arasındaki editörümüz Faruk Esikoğlu’nun kaleminden o gün şöyle aktarılmıştı:

Müşküle, meydanında oynaşan köpekleri, kerpiç evleriyle tipik bir Anadolu köyü… Doğası “Burada ömrümü geçiririm” dedirtecek kadar çok güzel… Katırlı Dağları’nın yamacında, İznik Gölü’ne hakim bir tepe üzerine kurulu Müşküle köyünden göl kıyısına uzanan (otomobille) 10 dadikalık köy yolu panoramasında yer alan Müşküle üzümünü yetiştiren bağlar ve asırlık zeytin ağaçlarından gözünüzü alamıyorsunuz… Gün batımı ise “Nazım’ın Müşküleli yoldaşlarından dinleyip şiirinde betimlediği kadar var hani” diyorsunuz… Mavilik önce turkuaza dönüp sonra bakır kırmızısına çalınca İznikli çini ustalarının ilham kaynağının bu muhteşem gök kubbe olduğunu düşünüyorsunuz…

Gazeteci arkadaşlarla Müşküle meydanına bakan 3 büyük kahveden birini mekan tuttuk… Nazım’ın çınarını ve arkadaşlarını sorduğumuz kahvecinin, hemen haber uçurduğu Fevzi Kavuk 10 dakika sonra aramızdaydı… Bizi gördüğüne çok sevinen 84’lük delikanlı Kavuk’a saygımızı elini öperek göstermek istedik… Kavuk ileri yaşına karşın belleği hala dipdiri. Doğup büyüdüğü 2 bine yakın nüfuslu köyünde eşi 3 çocuk ve 7 torunuyla hani “Şu kapitalizmin derdi”ni saymazsak mutlu bir yaşam sürüyor…

Kavuk ile hoş-beşten sonra lafı usta şair Nazım’a getiriyoruz… Nazım 1933’de gizli örgüt kurmaktan yattığı Bursa Mapusanesi’ne 1940’ta tekrar girer. Büyük şair, mapusluğu boyunca mahkumların resmini yapar, el işi sandık, tepsi, oymacılık, dokuma tezgahı kurup dokuma işiyle uğraşır, tül perde üretip cezaevi müdürünün izniyle bu ürettiklerini dışarıda satar. 1950’de özgürlüğü için açlık grevi yapar ve tedavisi için sevkedildiği İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi’nde de serbest bırakılır… Büyük şair, 2’nci Dünya Harbi’ni Bursa Mapusanesi’ndeki radyodan takip eder. Bu süreçte “Memleketimden İnsan Manzaraları” da dahil pek çok önemli şiirini yazar… “Yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan yatan Orhan Kemal ve cinayetten mahkum olan İbrahim Balaban ile mapus arkadaşı olur. Nazım’ın Orhan Kemal’in romancı ve İbrahim Balaban’ın ressam olmasında katkıları olacaktır. “Nazım, yalnızca bu iki ismi mi etkiler?” Elbette hayır… Bu ansiklopedik bilgi aktarımından sonra sözü Kavuk’a bırakıyoruz;

“Nazım, Bursa Mapusanesi’nde yatarken şu meydanda adam öldürüp dama düşen İsmail Başaran ile de tanışır… Şimdi hayatta olmayan Başaran Nazım’ın dünya görüşlerini benimser. Hapisten çıkınca da ilk işi köyünde siyasi çalışma yapmak olur. Biz de onun sayesinde sosyalizmle tanıştık…”

Kavuk, 1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) İzmir’deki I. Kongresi’ne katılır. Burada Yaşar Kemal ve Şükran Kurdakul’la tanışır. 1964’de TİP Bursa Örgütünün kuruluşunda aktif görevler alır ve 1966’da Malatya’daki TİP Kongresine Balaban, Avukat Şükrü Akmansoy ve Gürbüz Akkök’le birlikte Bursa Delegesi olarak katılır ve Kongre sonucunda TİP Genel Yönetim Kuruluna, Mehmet Ali Aybar’ın istifası sonrasında ise Şaban Yıldız Başkanlığındaki Merkez Yönetim Kuruluna girer. 12 Eylül’le birlikte tutuklanır Bursa Cezaevi’nde yatar. On buçuk ay sonra serbest bırakılır.

Sol yanındaki cevahiri hiç bir zaman karartmayan Kavuk, sosyalizmin uzun soluklu ve zorlu bir yürüyüş olduğunu “Umudumuzu hiç bir zaman yitirilmemeliyiz” diyerek aktarıyor… Mahir ve Denizleri sevgiyle yâdeden Kavuk, “diri insanlar yetişiyor” diye tanımladığı gençliğin aklın ve mantığın yolu olan solda buluşacağını öngörüyor.

Kavuk’un “ürperdim” diye tanımladığı en büyük eleştirisi ise İşçi Partisi’ne… Bir televizyon programında Taksim’de 1 Mayıs kutlaması yapmak isteyen işçi ve sola karşı çıkmakla kalmayıp suçlayan İşçi Parti temsilcisini yüzünü buruşturarak anlatıyor ve “Bu tavır beni ürpertti” diyor ve tekrar ediyor: “Gerçekten ürperdim…”

Sohbetimizde yine eskilere dönüyor ve Kavuk’a Nazım için dikilen köydeki çınarı soruyoruz… Yeni traşlı yüzünü eliyle tutatarak çınarın hikayesinin “buruk” bittiğini yansıtıyor… Kavuk şunları söylüyor:

“Nâzım’ın şiirinden esinlenmiştik. TİP Bursa İl Başkanı Emin Canpolat geldi. Çınarı 4 Temmuz 1964’te diktik. Nâzım’ın çınarı her yerde duyulunca ağacı görmeye gelenler ‘anı niyetine’ yaprağını dalını koparır oldu… Çınar, Rıfat Talan’ın arazisindeydi. Talan bu büyüyüp serpilen ağacı 1979’da kesti… Kökten çıkan filizler de daha sonra kesildi…”

Kavuk, “Arazi sahibine jandarma ya da valilik baskı mı yapmıştı?” sorumuzu da elini sallayarak geçiştiriyor. Biz bu nazik hareketten, “Çınarı kesenin korktuğunu düşünmek istemiyorum…” diye anlıyoruz…

“Peki köy söylendiği gibi komunist miydi?” Kavuk,bu soruyu yanıtlarken de Türkiye’deki siyasi gelişmelerin iyi ya da kötü köye de yansıdığını belirterek son yerel seçimlerde Bursa genelinde AKP’nin oylarını artırmasına karşın köyde tam tersine CHP’nin kazandığını söylüyor… Kısaca komunisti bol, demokrat bir köy…

Sohbetimiz cennetin bir köşesi olan Müşküle’nin adıyla son buluyor. Kavuk, “Müşkül baba adlı yatırdan mı?” yoksa “Müşküle üzümünden mi?” geldiği bilinmese de Müşküle’nin kapitalizmin müşküliyatına (zorluğuna) karşı koymayı beceren bir köy olarak anılmasından büyük keyif aldığını hissettiriyor.

Müşküle’den veda zamanı geldiğinde de Kavuk, basın emekçilerini hep desteklediğini belirterek “Mücadeleye devam” diyor… Biz de “eski tüfek”e hoşçakal derken onun çok uzun ve sağlıklı yaşamasını diliyoruz… Nazım Bursa’dan seslendiği şiiriyle, üstelik dünyanın en güzeli olduğu öne sürülen günbatımında İstanbul’a doğru yola koyuluyoruz…

“En güzel deniz:
henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür…”

BİR CEVAP BIRAK